Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Tayland notlarının sonuna geldik. İlk bölümde para gibi konularda biraz genel bilgi verip Bangkok’a giriş yapmıştım. Başkenti ve yaşantısını öyle sevdim ki aklıma gelen ve burada anlatılabilecek hiçbir yönünü atlamamaya çalışarak dört bölüm paylaştım. Bir ülkeye gitmek isteyenlerin ne kadar araştırma yapıp ne ince konuları öğrenmeye çalıştığını akılda tutarak beşinci bölümde Bangkok’ta konaklama seçenekleri sundum (gerçi buna neredeyse her bölümde değindim). Bölüm 6’da Phuket’i özetledim.

Şimdi ülkeye dair önemli gördüğüm bazı notları son kez derleyip izlenimlerimi bitireceğim ve yarın, Tayland’da çekilen filmleri paylaşacağım. Upuzun yazımda benimle olanlara, oralara gitmeyi düşünmese bile beni yalnız bırakmayanlara teşekkür ederim…

INTERNET:

Evlerde, otellerde var ama bize en çok dışarıda lazım olduğu için almamız gerekiyordu. Farklı firmalar var. SIM kartı satıyorlar, üzerine de seçtiğin bir pakedi satıyorlar. Biz ayrı ayrı almak yerine, kart dahil bir paket bulduk: truemove. 400 Baht. Tayland’ın her yerinde kullanılabiliyor (Phuket dahil) ve 15 GB Interneti var. Telefon konuşması yapamıyorsunuz ama zaten whatsapp görüşmesi de mümkün. Çok memnun kaldık. Terminal 21 adlı alışveriş merkezinin en üst katından aldık.

MEVSİM-KIYAFET-DENİZ:

Biz 3-17 Temmuz 2019 tarihleri arasında Tayland’daydık. Muson yağmurları sezonu olduğu için sıkıntılı olarak belirtilen bir dönem. Bizim orada bulunduğumuz zaman hiçbir sıkıntımız olmadı. İlk hafta hemen hemen her gün yağmur yağdı ancak şifresini çözünce kolaylıkla üstesinden gelebildik. Yağmur bulutlarını tanıyorsanız, zaten ona göre yağmurun gelişini kestirebilir, kendinizi sıkıntıya sokmadan kapağı bir yere atabilirsiniz. Çok hızlı inip şakır şakır ortalığı sulayan yağmur bir-iki saat aynı şiddette devam edip aniden duruyor. Yemek saatini, masajı, masaj salonunun sunduğu çamaşır yıkama-ütüleme servisini, otel odasında biraz içmeyi, alışveriş merkezi gezmeyi, metroyu ya da bir müze/tapınak gezisini o saate getirebilirsiniz. Sonra hiç bir şey olmamış gibi düzeliveriyor ortalık. Ama dediğim gibi, belki bizden sonra daha da yoğun zamanları olmuştur.

Hiç hırka gibi bir şey almadım. Tamamen yazlık kıyafetlerimle ve flip flop türeviyle gittim. Bir çift dandik ayakkabıyı da tapınak ziyaretleri için çantama aldım. İşim bitince çıkarıp sandalete geçtim (şort, askılı, vs ile tapınağa giremezsiniz). Gitmeden önce Phuket’i her gün yağmurlu gösteriyordu. Bir kere bile yağmadı. Pek çok insan denize giriyordu ama bizim güneş altında motorla gezmek gibi fantezilerimiz vardı 🙂 Her yıl denizde ölenlere ve tehlikeli deniz canlılarına dair yazılar okumuştum. Adada da akıntıya dikkat etme, kırmızı bayrak çekilirse girmeme gibi uyarı tabelaları var ama bir sürü çoluk çocuk oynaşıyordu denizde. Hatta biz sahilde yürürken önümüzde aniden çıplacık soyunup denize koşan kadınlar oldu da eşim, kendisinden saçılan coşturucu cazibeye hayran kaldı. Sadece 2004 yılında yaşanan büyük tsunami felaketi sebebiyle, içinde bir görevlinin de olduğu bir otelde kalmaya ve bu otelin deniz seviyesinin biraz yukarısında ve uzağında olmasına önem verdim. Ne olur ne olmaz. Sıkıldığım tek konu, Phuket’teki kalabalığa rağmen çalşanların ‘ölü sezon’ muamelesi yapıp tam hizmet vermeye yanaşmamasıydı. Ada halkı…

Nisan ve Mayıs ayları en sıcak zamanıymış ülkenin. Birçok kaynak Tayland’a gitmek için doğru zamanın Kasım-Şubat arasındaki yüksek sezon olduğu söylese de ben kendi deneyimlerimden yola çıkıp her yönüyle durumu incelediğimde gayet iyi bir zamanda oralarda bulunduğumuzu düşünüyorum. Bir şemsiyeye ve otel değiştirirken bastıran yağmurda bavulun tepesine geçirilen bir çöp poşetine bakar.

Klimaya karşı dayanıksızsanız çantanızda mutlaka bir hırka, şal ya da uzun kollu gömlek filan bulundurun çünkü her yer klimalı ve bazen ter içindeyken bindiğiniz buz gibi tren vagonu zorlayabiliyor.

Bir daha fırsatım olsa, ülkenin birbirinden ilginç festivallerinden birine denk getirmek isterdim gidişimi.

HEDİYELİK:

Değerli taşlar, el sanatı ürünler, Tay ipeği gibi fiyatı daha yüksek hediyeliklerin yanı sıra buraların meyvelerinin şekli verilmiş ve mis kokulu dekoratif sabunlar, Tay sembolü fil ile süslenmiş allı pullu çantalar, içi midyelerle süslenmiş hindistan cevizi kabuğu şeklinde kaplar, kaliteli kumaşların kullanıldığı el yapımı muhteşem elbiseler, ‘same same, but different’ gibi Tayland’ı hatırlatacak yazılar yazılmış tişörtler, zarif yemek çubuğu setleri, tütsüler.

Alışveriş merkezlerinde daha şık paketlenmiş, albenili ama daha pahalı versiyonları da var elbet bu ürünlerin.

Ancak herhangi bir pazara gitmeden önce bunlara dalmayın derim. Örneğin AVM’de ananas şekilli bir kalıp sabun 40 Baht iken Chatuchak Markette dört tanesi 100 Baht. Çok fazla alırsan daha da indiriyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Pazarlık konusundaki genel eğilim şu yönde: Üzerinde fiyat yazanlarda genelde diretiyorlar. İnmiyorlar. Fiyat yazmayanda büyük pazarlık dönebiliyor. Zaten fiyatlar epey değişkenlik gösteriyor. Aynı ürünü her yerde başka fiyata bulabiliyorsun. Ama genel olarak, çok miktarda alacaksan indiriyorlar. Güler yüzle sohbet ederseniz tatlı tatlı inebiliyorlar. Ama arkanızdan çağırmıyorlar “gel gel hadi, şu fiyata olsun” diye. Ben hiç rastlamadım.

Tapınaklarda da satış yapılıyor. Eşim Wat Pho’dan budist rahip giysisi ve şemsiyesi aldı. Sabit bir ücreti yok ama bağış olarak genelde 100 Baht verildiği için o da öyle verdi. Yani 18 lira. Klasik hediyelikten hoşlanmayana hoş bir alternatif. Yalnız şemsiye o kadar büyük ki bizim bavullara giremedi.

Yeri gelmişken bir not düşeyim: Aynı tişörtün S bedeni, M bedeni ve L bedenleri arasında fiyat farkı olabiliyor. Dikkat ediniz.

Genel konuşacak olursak, Tayland malı ürünler, meyve-sebze oldukça ucuz iken yurt dışından gelen her türlü eşya ve yiyecek-içecek çok pahalı.

Peynir konusunu anlatmıştım daha önce yiyecekler bölümünde. Yerli malı ile ithal olanın fiyatı arasında bariz fark var. Ben bunu yerelin ucuz tutularak Tay satıcının desteklenişi ya da ithalin özendirilmemesi olarak yorumlamaktan romantik bir haz aldım, ama Internette şöyle biraz bakınınca ‘yüksek ithalat vergisi’ cevabı ile karşılaştım. Yüksek yüzdeler ve üst üste eklenen vergi çeşitliliği. Araba, içki gibi yurt dışından gelen kalemlere uygulanan gümrük vergisi çok çok yüksekmiş. Alışveriş merkezlerindeki marka ürünlere yanaşılamadığını kendim deneyimledim zaten. Yabancı olduğunuz için, bir takım büyük mağazadan aldığınız eşyanın KDV’sini geri alabiliyorsunuz ama yediğiniz içtiğinizinkini değil tabii. Geri alabilmeniz için de kurallar kurallar var elbet. Yani turistseniz yerli malını tercih etmenizi öneririm. Pizza Hut’ı ya da McDonalds’ı kendi ülkenizde de yersiniz sonuçta.

Tayland’da yaşayan yabancılar arasında dönen forumlara bakacak olursak maaşlar aynı oranda yüksek olmadığı için yaşam standartları düşüyormuş. Tabii, Amerika’daki araba fiyatlarıyla bir tutamayız sonuçta.

Bazı ürünlerin yurda sokulmasının ve yurttan çıkarılmasının yasak olduğunu unutmayınız.

Ülkelere göre içki vergileri: Silk Legal
Amerikan Elçilikleri tarafından hazırlanan vergilendirme listesi: Export.gov
TC Ticaret Bakanlığının vergiler konusundaki yazısı: Ticaret.gov.tr

Tayland’ın bir TEFL sitesi ve oradaki iş ilanları için: Ajarn.com

TATİLLER:

Bir tatili ucundan kaçırmışız. Kralın doğum günü ülkede ulusal tatil olarak kutlanırmış. Şu anki Kral Vajiralongkorn (Rama X) da 28 Temmuz doğumlu.

Tayland’daki son günümüz de milli tatile denk geldi. Dini içerikli olması sebebiyle, havaalanındaki restoranlarda bile içki satışı yoktu. İki gün öyleymiş. Ama tabii bizdeki mahalle bakkalları misali satış yapan küçük marketler bu duruma pek takılmamış görünüyordu. Bizi havaalanına götüren taksi şoförü bayandan öğrendiğimize göre Khao Phansa günü imiş. Budistlerin et, alkol, tütün tüketmeyerek oruç tuttuğu dönemin başlangıcına rast gelmiş Bangkok’taki son günümüz. Üç aylık dönem, bu yıl 17 Temmuzda başlamış, 13 Ekimde sona erecekmiş.

Ulusal tatil olduğu için yollar da boş olunca şoförümüz trafiksiz bir güne uyanmaktan mest bir vaziyette slalom yaparak vardı havaalanına. Taksi filmindeymiş gibi hissettik. Yetmiyormuş gibi, inince bizimle selfie de çekinmek istedi kanka (binerken zaten iş icabı çekinmiştik). Öncesi-sonrası albümüne koyacak herhalde.

[Taksilerin renklerine bayıldım bu rengarenk şehirde!]

KISA KISA:

Kraliyet ailesini eleştirmek yasak ve krala gösterilen saygı had safhada. Zaten her yerde fotoğrafı var ve bu fotoğrafların önünde eğilen birçok insan var. Yüce kişiye saygısızlığa tahammülleri yokmuş o yüzden sakın ola ki yanlışlıkla paraya filan da basmayın diyorlar çünkü paranın üzerinde kralın resmi var.

Bu arada, son kral çok çok ilginç bir kişilik, ama onu ben burada yazmayayım ki saygısızlık olmasın. Şöyle ufak bir araştırma yaparsanız dövmelerinden dördüncü karısına kadar her şeyi görüyorsunuz zaten nette.

Bangkok’ta çok fazla sarı giyen insan gördüm. Özellikle bir öğlen vakti bakanlıklar bölgesinde bolca görünce üniforma var sandım.

Sarı, kralın rengi imiş. Şöyle ki: Tayland’da her güne karşılık gelen bir renk varmış. Pazartesinin rengi sarıymış. Hindu mitolojisi ve Budist inanca göre her günü koruyan ve dolayısıyla da o gün doğan kişileri koruyan farklı bir Tanrı olduğuna inanılırmış. Her günle ve o günün tanrısıyla özdeş bir renk olduğunu söylemiştik zaten. O gün o rengi giymenin şans getirdiğine inanılıyormuş. Kral da güzel bir Pazartesi günü doğduğu için rengi sarı imiş. Şu anki kral olan Rama X da Pazartesi doğmuş (28 Temmuz 1952), çok sevilen babası King Rama IX da (5 Aralık 1927).

Dayanamadım hemen perşembeye baktım tabii bir Perşembe bebeği olduğum için. Rengim ‘orange’ imiş efendim. Belki de o yüzden çok seviyorumdur turuncuyu.

Son kral olan Vajiralongkorn yani Onuncu Rama, bu yıl Mayıs başında tacını giydi (zaten kraldı). Derler ki hükümet, resmi taç giyme töreninin öncesinde yani Nisan ayında ricada bulunmuş halktan, dört ay boyunca sarı giymesi konusunda. Neden? Sadakatlerinin bir ifadesi olarak. Kralı desteklediklerini göstermek için. Saygıdan. Ne zamana kadar? Rama X’un 28 Temmuzdaki doğum gününe kadar. Sonrasını göremedim maalesef ama o kadar çabuk vazgeçmezler herhalde. Sonuçta zaten pazartesileri sarı giyiyorlarmış. Yanınızda götürün bari bir tane. Ya da oradan alırsınız amblemlisinden. Peki diğer günlerin rengi ne? Salı günü pembe, Çarşamba yeşil, Perşembe turuncu, Cuma mavi, Cumartesi mor ve Pazar günü kırmızı. Günlerin renklerine, gezegenlerine ve tanrılarına şu siteden bakabilirsiniz: Baan Ajarn

5 Aralık Tayland’da Babalar Günü ayrıca (Rama IX’un doğum günü). Bundan sonra değişir de 28 Temmuz olur mu bilemem, ama kralın yaş gününün ülkede kutlandığını unutmayınız. O hafta da pek çok sarı giyen oluyormuş. 2020’nin resmi tatilleri için bkz: OfficeHolidays

2016 yılında ölen ve böylece 70 yıl tahtta kalmış olan baba kral Bhumibol Adulyadej (Rama IX), ülke halkı için çok kıymetli.

‘The Land of Smiles’da, çoğu kişi fotoğrafının çekilmesinden pek rahatsız olmuyor. Abartmayalım tabii.

Bazı yasaklar:

Gezme halindeyken benim için tuvalet konusu da önemli oluyor. Bangkok bu konuda harika zaten. Özellikle Terminal 21 adlı AVM’nin her katta ayrı bir konsept sunan tuvaletlerine bayıldım. Chicago’dakinden sonra gördüğüm en gökdelen manzaralı enfes tuvaletler burada. (Tuvalet önereceğim de hiç aklıma gelmezdi). Yalnız, eşimin söylediğine göre, bayan görevli erkek tuvaletinde de rahatça dolaşıp duruyormuş. Yani bacımızı hoş göreceksiniz. Misafirperverlikte sınır tanımıyorlar demek. Gitmeden önce bazı yerlerde üçüncü tuvaletlerin de olduğunu okumuştum ve bunun dünyada bir ilk olduğunu. Ben rastlamadım.

Bazı AVM girişlerinde beyaz üniformalı görevliler içeri giren herkese asker selamı veriyor.

Dış mekanlarda, içlerinde lepistes gibi akvaryum balıklarının yüzdüğü kocaman saksılarda su bitkileri görmek ilginçti.

Thailand haberlerini takip ettiğim ‘The Thaiger‘ sitesinde gördüğüm bir haberde “Bangkok’ta yaşayan 77,000’den fazla insanda HIV var” demesi dikkatimi çekince araştırdım. Avert’in paylaştığı ve 16 Ağustos 2019’da güncellediği UNAIDS verisine göre ülke genelinde durum daha da vahim: “Tayland’da HIV ile yaşayan 480,000 kişi var.” [Kaynak: Avert]

Çokça tapınak gezilen bir yer olduğu için en azından şu ikisini bilmekte fayda var: ‘Wat’ denen tapınak komplekslerinin en kutsal yapılarından biri ‘Chedi’ oluyor. Çünkü içerisinde önemli kişilerden geriye kalanları barındırıyor, yani kutsal emanet yuvası. İngilizcede ‘relics’ olarak ifade edilir. Çevirdiğimiz zaman şu çıkıyor: Önemli bir dini liderin bedeninden artakalan parça veya özel eşyalar. Eski chedilerde Buda’nın hatıratı saklanırmış. Sonraları kral külleri ya da önemli Budist rahiplerin röliklerine de chediler ev sahipliği yapmaya başlamış. Çan şeklinde oluyor bu yapılar ve iğne gibi sipsivri bir kısımla gökyüzüne uzanıyor.

[Büyük Saray’daki yapıların her birine şu siteden bakabilirsiniz: The Grand Palace]

Prang’ da yine konik yapıda ama chedi’den daha hacimli bir biçimde, uç kısımları mısır gibi yükseliyor göğe. Kule tarzında ve bir tarafında kapısı var. Oyma süslemeleri bolca olabiliyor. Ayutthaya’da bol bulunan eski modelleri daha tombulcana. Bangkok’un en bilinen prangı ise Wat Arun.

DİLE DAİR:

Çok sık karşılaşacağınız bazı sözcük ve söz öbeklerini paylaşmak istedim:

Wat    : Tapınak
Koh/Ko: Ada
Thanon: Cadde
Soi    : Sokak (Örneğin Sukhumvit ana caddesine bağlanan yan sokaklar-caddeler)
K(h)long: Kanal
Saphan : Köprü
Noi    : Küçük

Kibarlık göstergesi olarak sözlerinin sonuna ekledikleri bir kelime var. Kadınlar “ka” olarak söylüyor bunu hatta dükkan önü çığırtkanları “kaaa” olarak uzatıyorlar tatlı tatlı. Erkekler de “kap” ya da krab” ya da “kihap” tarzı bir şey söylüyor.
Sawad Dee Kaa” (Sawad Dee Kap): yaygın selamlaşma biçimi
Khab Khun Kaa” (Khab Khun Kap): Teşekkür ederim

Mai pen rai”: Teşekküre cevaben söylense de hakuna matata gibi bir anlamı var. Her şey yolunda, tasalanma, kaygılanma anlamlarında kullanılır-mış-.

555: LOL, Hahaha (mesajlaşma dilinde) – Tay dilinde ‘5’ ‘haa’ olarak söyleniyor. Üç kere beş de ha-ha-haa 😀 Pekiii 555+?

SANUK!

 

Reklamlar