Etiketler

,

“Kitaplarını nasıl seçiyorsun?”

Yıllar önce bu soruyu duyduğumda epey boş bakmıştım soranına.

“Bir yerden mi okuyorsun isimleri? Biri mi öneriyor? Gazetede mi görüyorsun?”

Hiç düşünmemişliğimin nedeni, aslında kitapların beni seçmiş oluşundandı muhakkak. Ben seçilenim. Onlar beni arayıp buluyor.

Peyami Safa’nın “Matmazel Noraliya’nın Koltuğu” adındaki kitabını okumam lazım geldiğini nereden bilecektim Ahmet Uluçay kulağıma fısıldamasaydı? Noraliya Hanımın, başkişi Ferit’i yönlendirdiği gibi okuma yolculuğuma yön çizdi karpuz kabuğundan gemileriyle yaşam mücadelesi veren sinemacı. Kitapsız kaldığı Kütahya köyünde okumuştu ya bu kitabı, işte ben de aynı yaşam yapraklarını çevirerek Uluçay’ın yaşadıklarına yakın olmalıydım.

Arkadaşlarımızın kütüphanesini gözlediğimizi söyleyen Arjantinli yazar Carlos María Domínguez, nedenini de şöyle açıklıyor “Kağıt Ev” kitabında yarattığı karakterinin bakış açısıyla: “karşımızdaki hayvanın ne ile beslendiğini öğrenmek için.” (s.22) Kişinin kendini inşa yolculuğunu daha iyi anlatıyor okuduklarına bakmak. Uluçay’ın günce boyu verdiği kitap isimlerini not almak da bir dostun kitaplığını incelemek kadar önemli.

Safa romanının ilk bölümünü çok sevip ikinci bölümüne ‘hata’ demesine şaşırmadan okudum Noraliya’yı. Baş kısımlarda çizilen cinli, hayaletli, dualı, hortlayan ölülerli, duyulan çıtırtılarlı resimler, güzel kalpli Uluçay’ın gerçekliğine daha yakın. Öyle ki, “Dostoyevski kıskançlığından çıldırabilir bu bölüme” heyecanıyla aktarıyor beğenisini. Atmosferi “inanılmaz güzel” buluyor (s.94).

Okuması zor olsa da benim daha çok beğendiğim ikinci kısmı ise, “bir başka romana aitmiş gibi” durduğu için beğenmiyor.

Başka yer edinecek parası olmadığı için yükte yatan komşu yaşlı adamın varlığıyla huzursuz karakterimizin, ideal dünya anlayışını aradığı sayfalar dolusu anlatım daha değerli geliyor bana.

Kendisinden yirmi sene sonra öğrenip bitirdiğim kitapta, kapitalizm ve komünizmin bir görüldüğü, hürriyetin anlamının sorgulandığı; savaş, aşk, mesafeler, kadın hakları, cinsellik gibi birçok konunun incelendiği kısmı günümüze bağlıyor yüreğim:

“Televizyonun keşfedildiği bir devirde insanlık isterse, böyle bir içtimaî adaletin tekniğini de kolayca bulabilir.” (s.287) Oysa “demokrasinin halkı bir rakam hâlinde” gördüğü mevcut sistemde şu sonucun ortaya çıktığını söylüyor: “Böyle bir hürriyet ve müsavat anlayışıyla iki ahmak bir dâhiden üstündür.” (s.289) Eflatun arabaya, Michel-Angelo uçağa binmiş olsaydı, bugün ulaştığımız kültür ve güzel sanatlara eremeyeceğimiz gibi birbirinden ilginç düşünme pratikleri ve tartışma konusunun yer aldığı satırlar için not düşüyor Uluçay 23 Şubat 2001 tarihinde: “Bir sanatçının düşebileceği en büyük yanlış didaktik olmak belki de…” (s.94) Bir filozof Eflatuncu olmalıdır diyen karakter rahatsız ediyor onu belki de.

Resimlerle bezediği nefis görselliğinde haklıdır elbet Uluçay. Bencileyin uslanmaz Sokratikler içinse, beynimin tarlalarını havalandıran her tırmık kıymetli. O yüzden şimdi de bu romanda bahsedilen eserlerin peşine düşeceğim elbet.

Ne diyor Dominguez “Kağıt Ev” adlı yapıtında? “Kitaplar insanların kaderlerini değiştirir. ” (s.11) Elindeki izlerden yola çıkarak, bir seyahat rotası çizdiğini söylüyor. “Kitapları buluyor ve onların bizi başka bir yere götürmelerine olanak tanıyoruz.” (ss.38,39) Kitaplarımızdan kurtulmanın ne zor olduğunu anlatıyor (s.20) ve sebebini açıklıyor: “İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir; yığılmış kitaplar toplamı değildir asla. ” (s.38) Giderken Conrad’ın “Gölge Hattı” öyküsünü okumamı vasiyet etti o da bana…

Erden Kıral, Alaton, Hasan Âli, her nefesin yol arkadaşları bana farklı bakışları gösterdi. Tomris Uyar, John Berger, Atay, her yazarın anıları bana yeni kalemleri öğretti.

Salâh Birsel’in “Kurutulmuş Felsefe Bahçesi”ni Ferit Edgü’den okudum.

Deneme yazarlarımızı Birsel’den öğrendim. Yabancı yazarlar hakkında dedikoduları da…

Birçok şairi ve daha kimleri kimleri Vedat Günyol denemelerinde tanıdım. Borges’in neredeyse tamamen kör olduğunu (s.58), Tanpınar’ın bir delikanlıya sevdalandığını (s.54) ondan öğrendim. Bahsi geçen konuların kaynağı da belirtilse, o eseri alıp okumak istemez mi gönlünüz?

1949 yılında Şadırvan Dergisinde başından geçen bir olayı anlatıyor yazarımız. Behçet Kemal Çağlar, Günyol’dan bir yazı ister. O da Noraliya’nın Koltuğu romanı üzerine biraz sert bir eleştiri yazısı yazar. Verip vermemekte tereddüt ederken, dergide kendisi hakkında “pis komünist” dendiğini öğrenerek oradan ayrılır. Yazıyı da Varlık Dergisinde Yaşar Nebi Nayır’a verir (s.145-Giderayak: 33).

Sırf bu anı için bile okumak istemez mi insan bu koltuk hikayesini? Nedir? Şimdi benim bu ‘biraz sert bir eleştiri’yi de bulmam gerekmektedir. Bir de 85 Temmuzunda karaladığı satırlarda geçen Dino Buzzati’nin “Büyücü” kitabını (s.30).

1953’te gazetede çıkan bir yazıyı kesip saklayan Vedat Günyol, 1985’te yazdığı yazısında diyor ki “aradan 32 yıl geçmiş. Geçmiş ama, yazı güncelliğini yitirmemiş” (s.11). Bu kadar beğenilen yazı, Safa’ya aittir. ‘En ünlü eserini Nazım Hikmet’e ithaf edecek kadar ilerici bir insanken sağa kayıp milleti suçladığı’ için sinirlendiği yazarındır 32 yıl saklanan kupürdeki sözler. “Ne olursa olsun, Peyami Safa bir kalem ustasıydı. Hele ‘Türk İnkılabına Bakışlar’ adlı incelemesi bugün bile başvurulacak önemli bir kaynak” diyorsa kızgın Günyol, o kitabı bulmak istemez misiniz?

‘Komünist’ olarak yaftalanan Günyol’un öğretici yazılarını beğeniyorum. Günlükleri boyunca kaç kere Allah’a yakardığını sayamadığım Uluçay’ın didaktik olmayan sinemasını beğeniyorum. Önemli olan hepsini okuyup kendi yolumuzu bulmak değil mi? Karşılaştığımız tüm yol arkadaşlarıyla birlikte yürümek zorunda olmadığımıza göre…

Sizin yolculuğunuz nereden nereye gitmekte? Kimlerin önerisiyle hangi limanlara vardınız? Hangi kentin ışıklarını önerirsiniz?

**********************************************************

Uluçay, A. (2018). Sinema İçin Bunca Acıya Değer mi? İstanbul: Küre Yayınları

Dominguez, C.M. (2020). Kâğıt Ev. (Seda Ersavcı, çev.) İstanbul: Jaguar Kitap

Safa, P. (2020). Matmazel Noraliya’nın Koltuğu. İstanbul: Ötüken Neşriyat A.Ş.

Günyol, V. (1989). “Giderayak” Yaşarken. İstanbul: Çağdaş Yayınları