Etiketler

, , , , , , , , , , ,

Eğer ‘uykuda öğrenmek’ gibi sihirli bir formül açıklayacağım diye geldiyseniz hemen ayrılabilirsiniz. Bir konuda görüş paylaşacağım sadece nitekim. İnsanların, atılan başlıklara bile aşırı sinirlenip dırdırlandığı, zaman kaybettiği için kızıp yazıyı yazan kişiye ya da videoyu çeken şahsa yorum yazarak vakit kaybetmeyi daha uygun bulduğu bir çağda yaşadığımızı fark ettiğim için baştan söyleyeyim dedim. Tıpkı bir Facebook arkadaşımın, espri paylaşacağı zaman başına “Gülmelik” yazmaya başladığı gibi.

Burcum kısaca dedi ki “alış ve parçası ol” ki ben de ilginç bir biçimde, yılbaşı kararlarımın başına şunu yazmıştım: “Bıdı bıdı uygulamasına kızmaktan vazgeç” yani alış ve parçası ol. Ne kadar yanlış, işe yaramaz, rahatlıkla kırılabilir ve dolayısıyla gereksiz bir uygulama olursa olsun. Zevk almaya bak 🙂

Yaşananların mecburi bir sonucu olarak ‘uzaktan eğitim’ işinden ne kadar hoşlanmasam da zevk alacak bir konu buldum örneğin. Öğretmen bir arkadaşımın tespiti aslında bu. Yüz yüze eğitime yeniden geçildiğinden beri öğrenciler daha istekli, daha gayretli, ilgiliymiş ve daha kibar davranıyorlarmış. Eskiden olduğu gibi sınıf içinde sorun çıkaran da olmuyormuş. Herkes işine bakıyor ve öğrenmeye çabalıyormuş yani. Yani ‘sorumluluk’ alıyormuş kendi öğrenme ve yaşam sürecinde. Çok mutlu oldum! Aslında böyle bir beklentim, daha doğrusu tahminim vardı benim de ama yaşayan birisinden duymak daha çok zevk verdi.

Dil öğretmenliğine ilk başladığım yıllardan beri bariz bir biçimde farkında olduğum bir şey varsa, o da üniversiteden yeni mezun olmuş grubun yani 23-24 yaş civarı gençlerin sınıf içi davranışlarının daha olumlu olduğu, daha azimle çalıştıkları ve daha iyi öğrendikleridir. Birçoğu ya iş bulmayı kolaylaştırmak için gelirler kursa ya da işveren istemiştir. Dolayısıyla, canla başla sarılırlar. Kendi yaşamını ellerine almanın ‘sorumluluğu’ diyelim buna. O zamana kadar öğrenememişsen şimdi mecbursun bunu başarmaya. Sebeplerin var.

Şimdi yaşananlar biraz buna benziyor aslında. Maalesef gençler bir süredir o kadar mutsuz ve umutsuz bakıyorlar ki hayata, hiç kimseye yük olmadan yaşayabilmenin yollarını arar gibiler. Bir buçuk yıl evde oturmak, ülkemiz insanının özündeki çocuksu hallerden bir çırpıda uzaklaştırdı onları. Okuldan uzak kalma gerçeği, aileyle yaşama ihtimalinin üstlerine çöken kabusu ve iş bulma zorluğu, İngilizce öğrenme zorunluluğunu biz öğretmenlerden daha kolay ama acı anlattı bu gencecik güzel gönüllere. O yüzden belli ki daha sakin ve sorumluluklarına sarılarak oturuyorlar İngilizce sınıfında.

Bu kalabalıktan sıyrılmak lazım. “İngilizce biliyorum” demek bile yetmiyor artık. Ama bilmemek, koca bir grubun gerisinde bırakıyor sizi. Avatarınızın bu problemi sizin yerinize çözmesini bekliyorsanız, bir şey diyemem. Ama ben elli yaşımda çılgınca İspanyolca öğrenmeye çabalıyorum örneğin. Daha farklı neler yapabilirm diye bakınıyorum durmadan.

Öte yandan, artık birçok genç de bir nevi ‘iş sahibi’ aslında. Yani bir öğretmenimizin, sınıfta karşısında bulunan gençler arasında YouTube’dan para kazananlar, kripto paraları Andersen masallarından daha iyi bilenler, kendi iş girişimini başlatıp online satış yapan ve muhasebe tutanlar, örneğin kendisinin ihtiyaç duyduğu gibi bir defter tasarlayarak binlerce insana satanlar olduğunu unutmaması gerekir. Bir de kanallarına abone olmayı…

Para kazanmak güzel elbet ama bu durum da onlara genç yaşta farklı bir sorumluluk anlayışı getiriyor. Yıllar önce Amerika’daki lise öğrencilerinde görmüştüm bu olgunluğu. Birçokları yarı zamanlı iş de yaptığı için ve bazısı da başkalarına bakmak zorunda kaldığı için, gündüz sıranın altında muhasebe defterini işlemeye çalışırken yakalayabiliyordunuz, Buse’ye hoşlandığı çocuk hakkında mesaj yazarken değil de…

Bir şeye gerçek anlamda bir gereksinim duymak, bu konuda sorumluluk almamızın en doğal ve kolay dürtüsüdür. Sorumluluk almadan da başarı gelmez. Yapmamız gerektiğine kendimiz inanmamız lazım önce. Nedenlerimiz olması lazım. Yoksa her senenin yapılacaklar listesine eklenen bir madde olarak kalır sadece “İngilizce öğreneceğim”.

Dedim ya, sihirli bir formülüm yok ve kendilerine inanmam da. İsteğe inanırım. İstek, her kapıyı açar. Gerçekten istediğiniz zaman hiçbir bahaneniz olamaz… O zaman sorumluluğu sahiplenir çalışırsınız.

Nedenlerimizi düşünerek başlayalım mı?