Hanimiş Rusçuk

Etiketler

, , , , , , , , , , ,

Rus bir çalışma arkadaşım vardı. Bir sohbet esnasında boş boş konuşmuştum: “Geçmişte ne çok savaşmışız biz sizinle yaa!” Hiç duralamadan yanıtını yapıştırdı: “Evet. Hepsini de biz kazanmışız.” Kalakaldım. Pek dövüşken bir karakter olmadığım gibi insancıl hâller, anlam verememeler ve şirin serzenişlerle yüklü tümceme savrulan cevabın doğruluğuna dair en ufak bir fikrimin olamayacağı sistemde yetişmiştim. Hiç öğrenemediğim Osmanlı-Rus savaşları sebep ve sonuçlarıyla dolu tarih kitaplarımın diline pek de vâkıf olamamışım okul yıllarında. Bunca savaş bilgisini bir türlü ezberleyemediğimi saf saf dillendirmekten başka derdim yoktu latifemde. Ama geçmişin gerçekliğinin bugünün yaşananlarına yansımasını çok daha içselleştirerek algılamayı kazanım listesine yerleştirmiş bir sistemden gelen arkadaşım asıl olması gerekenin ne olduğunu güzelce çarptı yüzüme. Öğrenmemiz gerekir geçmişimizi, savaş ezberlemenin ötesine geçerek…

Birkaç kitabı aynı anda okumayı severim. “Drina Köprüsü” romanını okurken raftan bana göz kırpıp durmasına dayanamadığım Hasan Âli Yücel’i de indirdim ve “Geçtiğim Günlerden” adını verdiği kitabını okumaya başladım. Kendisinin, “hayatımın politikaya girinceye kadarki parçasını anlatacağım” şeklinde özetlediği anı kitabında 93 Harbi incelemesine gelince Drina Köprüsü kitabının ilgili sayfalarına aldığım notlar geldi aklıma ve heyecanla gülümsedim. İlber Ortaylı ter ter tepinir ya, tarih, romanların desteğiyle öğretilir diye… Tesadüfen aynı dönemde elime aldığım iki kitap ne güzel belletti bana 93 Harbinin ne olduğunu. Ne kadar önemlidir bizim toplumumuz için oysa. Bunca göçmeni barındıran bir kültürde bilinmesi gereken yakın tarih parçasıdır bu savaş. Üstelik ben bir gezginim ve özellikle de Osmanlı’nın “börek” kelimesinden fazlasını verdiği coğrafyalara dair daha fazla bilgiyi barındırmam beklenir belleğimde.

Drina Köprüsü romanında, kendi hâlinde yaşayıp giden çeşitli din mensubu komşuyu bir arada barındıran bir kasabanın günlük yaşantısının yalınlığı aktarılır ve bir gün Avusturya ordusunun görülmesiyle başlayan değişim resmedilirken zamanla birçoklarının Anadolu’ya göçtüğü bilgisi verilir. Sizin ve benim akrabalarımız değil midir o göçenler? Küçücük bir çocukken soy ağacı çıkarmak istemiştim. Kalemi kağıdı kapıp anneannemin karşısına kuruldum: “Hadi söyle, siz kaç kardeşsiniz? Annenin adı ne?” Tahmin edersiniz ki dedelerin ötesine geçemedim. Nedense bu konularda başarısız, belki de meraksız bir toplumuz. Ya da soru sormak ayıp olduğu için bilgisiz kalmışız. Sadece o arada “Yunanmışız biz, Rusçuk’tan gelmişiz” diye bir laf geçti kayıtlarıma. Yıllarca kendimi Yunan sandım o yüzden. Çok çok sonraları öğrendim Rusçuk’un Bulgaristan’da olduğunu ve öyle de olsa sonuçta Osmanlı toprağında yetiştiğimizi. Demek ki anneannemin ataları da 93 Harbi neticesinde göçmüş Tuna boylarından Anadoluma. İlber Ortaylı’nın Seyahatnamesinde rastlayınca ne heyecanlanmıştım Bulgaristan’ın bu önemli kentine.

1877 ve 1878 yılları arasında gerçekleşmiş Osmanlı-Rus Savaşına sadece ‘Rus Harbi’ değil ‘93 Harbi’ de deniyor. Çünkü Rumi takvime göre 1293 yılına denk geliyor. Sultan II.Abdülhamid ve Rus Çarı II.Alexander var başta. Ortaylı’nın deyimiyle, savaşın ardından gelen Berlin Kongresi ile yarı bağımsız bir Bulgar Prensliği kuruldu. “Yeni idareyle bağdaşamayan yüz binlerce Müslüman Türkiye’ye göç etti ve Türkiye’nin iktisadi-kültürel yapısında önemli bir değişiklik meydana geldi. Anadolu halkının ciddi bir kesimi buradan göç edenlerin çocukları, torunlarıdır.”¹ (s.94) Yani bizler…

13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin Antlaşması’nın hükümlerini Hasan Âli Yücel’in kaleminden aktarayım:

1. Sırbistan ve Karadağ bağımsız birer devlet oluyor.
2. Beyi padişaha bağlı bir Bulgaristan ve beraberinde Rumeli-i Şarki eyaleti kuruluyor.
3. Besarabya, Batum, Kars, Ardahan Rusya’ya veriliyor.
4. Osmanlı Devleti’ne 60 milyon altın lira harp tazminatı kesiliyor ve bu diğer borçlarla birleştiriliyor.
5. Bosna-Hersek vilayetleri Avusturya-Macaristan Devleti’nin askeri işgaline bırakılıyorlar.
6. Rusya Anadolu’da bir ilerleme yapacak olursa bizi müdafaa etmek üzere (!) (gizli Türk-İngiliz anlaşmasına dayanılarak) Kıbrıs İngiltere’ye terk ediliyordu.”² (s.169)

Hatta bu olan bitenin ardından Mısır-Tunus da işgal ediliyor. Yani ardı arkası geliyor. Tüm bunlar ne çok konuyu aydınlatıyor hayatımda. Bosna’da bazı yaşlı amcaları duyunca “Aa vay be ne güzel Almanca konuşuyor” dememin komikliğini, neredeyse küçük bir İngiltere gibi yaşayan Kıbrıs’ta güzel İngilizce konuşulmasına ve yolda birbirini tanımayan insanların selamlaşmasına duyduğum hayranlığa farklı bir bakış açısını, çocukluğunda Kars-Iğdır’da yaşayan halkların rahat davranışlarını hatta gölde üstsüz yüzmelerini anlatan yaşı ilericene öğretmenimin neden bahsediyor olabileceğini, ayıla bayıla gezdiğim Karadağ ve Sırp kentlerini ve halklarını daha başarılı analiz edebilmemi…

Anneannemin neden Rusçuklu olduğunu bilmem gerekir. Abdülhamid’i tanımam gerekir. Ankara’nın merkezinde her gün yüzlerce kişiyi ağırlayan Meşrutiyet ve Mithatpaşa’nın yalnızca birbirini kesen iki büyük cadde olmadığını daha iyi anlamam gerekir. Yakın tarihimi iyice özümseyene kadar farklı farklı kaynaklardan okumam gerekir. Roman okurken arka planda verilen detayı merak etmem ve üşenmeden incelemem gerekir. “Bütün savaşları biz kazanmışız” diyene verecek cevabım olması gerekir. İçinden nehir geçen kentlerde neden bunca heyecanlandığımı sezebilmem gerekir. Ülkem halkını oluşturan mozaiğin her bir yapı taşının öyküsünü daha iyi okuyabilmem gerekir.

 

**********************

¹ Ortaylı, İ. (2019). İlber Ortaylı Seyahatnamesi. İstanbul: Kronik Kitap
² Yücel, H.A. (2019). Geçtiğim Günlerden. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Andriç, İ. (2017). Drina Köprüsü. İstanbul: İletişim Yayınları