Torba Değil ki

Etiketler

Çok sevdiğim bir konuşmacıdan şöyle bir laf duydum geçenlerde: “Ne yapsak el âlem karşımızdadır ve hep bir şey der. Bunu yapmak isteriz, ‘el âlem ne der?’; tam tersini yaparız, el âlem yine bir şey der. ‘El âlem’ denen şey cümbür cemaat sürekli bizim karşımızda olamayacağına, hangi yöne dönsek diğer tarafa geçemeyeceğine göre el âlem diye bir şey yoktur.”

Süper mantık! Gel gör ki bu mantığı göz ardı eden kaç hanım kızımızın, kaç delikanlı oğlumuzun yaşamı karardı ve halen kararmakta.

Yetmişini devirmiş bir kıymetlim var. Cesaretini gıptayla izlediğimiz bir kadındır. Ancak ne hikmetse el âlemle olan hissî münasebetini bir türlü maziye gömemedi. Sağ olsun, kendini bir süre aramazsam kızıp “şunun şurasında kaç yıl daha konuşacağız” gibi özgün tümceler savurarak beni hasta etmeyi başarır ama o sevimsiz cümleyi kendine yöneltip el âlemi düşünmemeyi başaramaz bir türlü.

Kendimi bildim bileli el sanatları konusunda harikalar yaratan el âlem tutkunu bu insanın en büyük isteği sergi açmak ya da en azından bir kerecik olsun bir stant edinip ürünlerini insanlara gösterebilmek. Yıllardır her türlü dürtmeme karşın bu doğrultuda hiç adım atmıyor. Eserlerini beğenmeyen birisinin ters bir laf söylemesinden çekiniyor.

“Bunu ben yaptım” diye çıkıyorsanız ortaya, insanlar da fikirlerini beyan etme serbestisini görüyor tabii kendilerinde. Beğenilmemek çok doğal. Herkes severse bir terslik vardır zaten. İş ki kibarca söyleyelim. Ama neyin nasıl söyleneceğini bilemeyen o densizlerden her yerde mutlaka en az bir tane bulunur biliyorsunuz. O yüzden de, ne kadar dil döksem de taktikler versem de bir el âlem kadar olamıyorum.

Rosa Parks el âlemi düşünseydi tarihin seyrini böylesine etkileyemezdi. Afife Jale, Alyoşa, Halide Edib el âleme uyabilseydi hiçbirini tanımazdık. Yürüyerek İstanbul’a gelip bir okula girmeye çalışan Tonguç, kendisine “köyüne dön” tavsiyesinde bulunan zat-ı muhteremi dinleseydi Köy Enstitülerinin babası olamazdı. 1800’lerde, Harvard mezunu Henry David Thoreau, öğrencilere fiziksel ceza vermeyi ve dersleri sınıf içerisinde işlemeyi reddedip istifa ederek kendini doğaya ve düşüne vermeseydi efendi efendi lise öğretmeni olarak maaşını almaya devam ederdi ve biz de onun muhteşem yazılarını okuyamazdık. El âlem bir şey demesin diye köşe minderi gibi oturup kalırsak ortalama bir yaşam sürer gideriz, bize verilen canın ve hayvandan farklı kılan yanlarımızın kıymetini bilememiş oluruz.

Kaldı ki el âlem, hiçbir şey yapmadığınızda da susmuyor. Yine karşınıza dikilip bol keseden sallıyor. Gençsen, “kaç yaşındasın, bir baltaya sap olamadın” derler. Çalışmazsan “aileden malı vardır” derler. “Kocaya sırtını dayadı” derler. “Hayat ona güzel” derler. Derler de derler.

Biz de dinleriz de dinleriz… Günlük hayatımızda bile hep başkalarına endeksliyizdir. Dertlerimiz hep diğer insanlarla ilintilidir. İş arkadaşım yan baktı, bir şey mi demek istedi? Eşim niye eve girince gülümsemedi? Kızımın öğretmeni bana laf mı soktu? Ev arkadaşım kapıyı biraz sert mi çarptı ne?

Bir temizleyebilsek hepsini… Kendimize baksak… İçimize dönsek örneğin. Gerekirse azıcık bencil olsak. Millete değil de kendimize yoğunlaşsak…

Hayat bizim ve yalnızca -bir- tanecik var. Ben de, bana bahşedilen bu benzersiz yaşam da başkalarına göre biçimlendiremeyeceğim kadar değerli.

En sevdiklerimdendir şükredilecekler listemi güncelleyip mutlu olmak ve önüme bakmak. Yeni hedefler koymak ve kendimi geliştirmek. Yani kendime yatırım yapmak, sahip olduğum değerlerin beni beslemesini izlemek. Tartmak: El âlem değil, -ben- ne istiyorum? Düşlediğim hayatı mı yaşıyorum? Şunu yapamadan yaşlanırsam geriye dönüp baktığımda -ben- kendime ne derim? Neyi başaramazsam pişman olurum? Nasıl davranmalıyım?

Sessizce yerimde durur, ortalığa çıkmazsam tabii ki daha az göze batarım, el âlem daha az benden bahseder. Farklı şeyler yapanı görmeye tahammül az. Sivrileni törpüleme konusunda ortak irade var sanki. Hep birlikte kol kola yürümenizi, onların hızında gitmenizi ve sadece onları dinlemenizi istiyorlar. Biraz daha hızlanıp öne geçer ve daha değerli şeylerle ilgilenmeyi başarırsam arkamdakilerin sesini duymam bile. Her birimizin, dünyanın gidişatını değiştirecek eylemlere geçmesi beklenemez elbet, ama yalnızca kendi hayatınızın lideri olabilirseniz el âlemin sesini artık duyamadığınızı ve kol kola giderken olduğu gibi ayaklarınıza dolaşmadıklarını fark edeceksiniz.

 

****************************************************

Şükretme üzerine bir yazım: “Yağmurdan Sonra“, 17 Mayıs 2017

Reklamlar