Alternatif Arayışlar

Etiketler

,

Dünya bir arayış içinde. Klasik kitlesel eğitimin gerçekleştiği kurumlardan bir şekilde canı yanmış birçok insan alternatif modellerin ardına düşmüş durumda. Kimi ebeveyn çocuklarının ‘sınıf’ ortamında bulunması fikrine katlanamadığı için evde eğitim, yolda eğitim, okulsuz eğitim gibi akımlar oldukça popülerlik kazandı.

‘Homeschooling’ yani ‘evde eğitim’ denen modelde çocuğun eğitiminden anne-babası veya bakıcısı sorumlu oluyor ve çocuğa zengin öğrenme ortamı sunarak bilgi-beceri edinmesini sağlamakla yükümlü tutuluyorlar.

‘Roadschooling’ yani ‘yolda eğitim’ de adından anlaşılacağı üzere yollarda vuku buluyor. Pılını pırtısını satıp bir karavan alan ya da bisiklete davranan aile “eğitim şart” diyerek yollara vuruyor bu kez.

Ders kitaplarında ya da müfredatta verilen bilgiden ziyade yol onları nereye götürürse çocukların orasıyla ilgili bilgi edinmesine önayak oluyor, yaşanan her deneyimi öğrenme fırsatına dönüştürüyorlar. Çocuk, kitaplardan ve sınıf içi derslerden hiçbir zaman alamayacağını yolda öğreniyor ve bunu, gerçek dünyaya maruz kalarak başarıyor. Yaşam becerilerini uygulamayla ediniyor: Bilet alıyor, trene biniyor, yerli halkla eşya değiş tokuşu yapıyor, kur farkını görüyor, tema parklar geziyor, ormanda yürüyüş yapıp ağaçları tanıyor; yaprak topluyor; palamut, kuş, böcek, taş, kaya, deniz kabuklularıyla tanışıyor; müzeleri, hayvanat bahçelerini geziyor. “Sadece okumakla kalmıyor, tarihin sayfalarında seyahat ediyor” diyor Emily Oak.

Antik kentleri gezip kalıntıları inceliyor. Kimisi kendi aile geçmişinin de izlerini sürebiliyor. Çocuk sadece insanlık ve ülke tarihine dair değil kendi atalarına dair de bir bilinç oluşturabiliyor. E-devletten bakmıyor.

Çocukken soy ağacı çıkarmak istedim, kimseye ulaşamadım. Akrabalarımdan bir kısmının Yalvaç ile bağlantısı olduğunu kırkımda öğrendim. O antik kalıntılar arasında dolaşırken atalarımın öykülerini dinlemek ne paha biçilmez olurdu oysa.

Sadece o da değil. Geçen gün “köpek çıntar yer mi” diye sorduğum için bir yörük arkadaşım çok güldü. Ezbere olmuyor ki bu işler!

Doğada ihtiyaç hâlinde hangi bitkinin ne iş göreceğini, ateşin nasıl yanacağını, nasıl söneceğini, hangi ağacın nasıl yandığını, çiçeği, balığı, kuşu hep yörük dostlarımdan öğrendim. Hep kırkımda. Okulla çok küçük yaşta vedalaşmak zorunda kalmış dostlar öğretti. Bu yaşa kadar okulda yaşamış olmama rağmen.

ABD’de çocuklar için Jr Ranger Program var örneğin. Çocukların Milli Parklarda ufacık bir sözlüye de alındığı minik bir kurs gibi bu program. Yani ücretsiz eğitsel kaynak sunuluyor ailelere. Milli Parklar web sayfasından kitapçıkları indirilebiliyor. Bu kitapları ve park çalışanlarından aldığınız rozetleri okula eğitim kanıtı olarak da sunabiliyorsunuz. ‘Junior Ranger arrest’ uygulaması varmış mesela. Çevreyi kirleteni çocukların cezalandırması yani. Öğrenme fırsatına bakar mısınız? Bu arada, park görevlileri çocuklarla harika zaman geçiriyor, çalışmaları birlikte tamamlıyor, sorularıyla yönlendiriyormuş. Bizse genelde bol para vererek girdiğimiz açık hava müzelerinde bile izlenecek rotayı öğrenebilmek için görevlinin ağzından laf almaya çalışarak ızdırap çekmeye alışığızdır.

‘Yolda eğitim’ olanağı sunan ebeveynlerin hoşuna giden konulardan birisi de çocuklarının, tanımadıkları kişilerle iletişim kurma becerilerindeki gelişmeyi gözlemlemekmiş. Gittikleri çocuk parklarında, kamplarda, kütüphanelerde, satranç ve oyun kulüplerinde rahatlıkla arkadaş edinir oluyorlarmış. Biletçiyle, park görevlisiyle, şoförle, yeni tanıştığı çocuğun annesiyle konuşa konuşa bu tür iletişimi yadırgamaz hâle geliyorlarmış. Akran iletişiminin getirisine de dikkat çeken Michelle Neale, önceleri yüzme derslerinde kafasını suya sokmamak için avaz avaz bağıran çocuğunun, yolda geçirdiği bir ayın sonunda havuza kendi atlar olduğunu söylüyor ve bunu kamplardaki diğer çocukların motive etmesine bağlıyor.

Karakter gelişimi ve öz güvene katkısının yanı sıra çocukları götürebileceğiniz yerlerin bolluğu nedeniyle de yolda eğitim ciddi bir öğrenme ortamı sunuyor. Okul gezilerinin önemini hepimiz biliriz. Bu modeli seçince aylarca okul gezisinde gibi olunuyor. Hem de ailece. Hep birlikte bir kaya tırmanışı yaparak sadece beden eğitimi değil, bir parça coğrafya ve fizik de yapmış oluyorsunuz. Zaten yolda eğitim, coğrafya, tarih, fen konularını anlamak için harika fırsatlar barındırıyor. Matematiğinizi geliştirecek tonla doğal ve eğlenceli yol var. Pizza yerken kesirleri öğrenmek, zarlarla çarpım tablosunu çalışmak, Monopoly oyunuyla dört işlem pratiği bunlardan sadece birkaçı. ABD ve Kanada’da bu durumda o kadar çok çocuk var ki bu konularda deneyimlerin paylaşıldığı, yol gösteren, fikir veren bir sürü web sayfası ve sosyal medya grubu mevcut.

Matematiğe titizlenerek çocuğunun biraz daha pratik yapabilmesini isteyen Nancy Sathre-Vogel, Matematik kitapları da almış yanına. “Onun dışında sadece günlük tutması için defter ve Kindle aldık” diyor. Kitap da alınabilir ama kütüphaneler de var. Okuma ve yazma becerilerini geliştirebilecek sayısız yöntem var. Memleketindeki arkadaşına kartpostal yazmak da dahil.

Bazı aileler, “çocuklarım farklı kültür, gelenek, diller de öğrensin” diyerek yabancı ülkelere de gidiyor (worldschooling). Vogel ailesi, Amerika’nın kuzeyindeki Alaska’dan, Arjantin’e yani kıtanın en güney ucuna kadar bisikletle gitmiş. Okuduğum birçok örnekteki gibi öğretmen olan John ve Nancy Sathre-Vogel çifti başkalarının çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmekten bıkmış, “kendi yavrumuza verebileceğimiz en büyük hediye ‘zaman’dır” diyerek işlerini bırakıp yıllarını yollarda çocuklarıyla geçirmişler. Nancy başta biraz korksa da şöyle demiş kendine: “Denersen %50 başarısız olma ihtimalin var. Denemezsen %100.”

ABD’de evde eğitim ya da yolda eğitim şartları eyalete göre değişiyor. Her eyaletin farklı kanun ve yönetmelikleri var ve yaşadığın eyaletin evde eğitim yasalarına uyman gerekiyor (bazıları bu yüzden yani ‘düşük vergi’ gibi uygun şartlar elde etmek için, ikamet ettiği eyaleti değiştiriyormuş). Okul bölgenizin edinilmesini istediği bazı beceriler ve tamamlanması gereken standart sınavlar var. Evde eğitimi seçen aileler, çocuklarının kaydını yaptırıyor ve o bölge için zorunlu standartları öğreniyorlar (İngilizce, sosyal bilimler veya diğer alanlardan girecekleri sınavlar gibi). Kurallara uydukları sürece eyalet yönetimleri de memnuniyetsizlik göstermiyor. Örneğin Kaliforniya’dan Michelle Neale, Internet üzerinden gerekli formu doldurmuş, sonra da iki yıllık müfredata dayalı çalışma kitaplarını satın alarak karavana atlayıp yollara düşmüş. Yani durumu bildirip sizden bekleneni yaptığınız sürece çocuğunuz ‘okul kaçağı’ olmuyor. Aslında öğrenim devam ettiği için çocuk okula dönebiliyor sonra. Nitekim Vogel çiftinin çocuklarının ikisi de şimdi mühendislik okuyor.

Ancak üniversite eğitimini zaman ve para kaybı olarak görenler de var Dale J. Stephens gibi. Gerçi Dale daha 11 yaşındayken ailesini karşısına oturtup okulu bırakacağını açıklamış (ki onun da ebeveynleri öğretmen) ve o günden sonra kendi kendini eğitirken bir yandan da kariyerine yoğunlaşmış. Herhangi bir müfredatı takip etmediği, ailesi de o istemeden bir şey öğretmediği için ‘unschooling’ yani okulsuz eğitim grubuna giriyor onun macerası. Sonra üniversite için Almanya’ya gitmiş ama “teoriyle pratik arasında uçurum olduğu için” tekrar okulu bırakmış ve uncollege.org’u kurmuş. Okulun vermediği ama iş hayatında gerekli becerileri anlatan kitap da yazmış. Dale diyor ki “Bireyler artık kendi eğitim rotalarını çizmek konusunda güç kazandılar. Hâlihazırdaki bilgi kaynakları arasından seçim yaparak kendi deneyimlerini kendileri yaratabiliyorlar.”

Müzisyen André Stern de hiç okula gitmemişlerden. Yeri gelmiş günde altı saat Almanca çalışmış, yeri gelmiş tutku beslediği bir başka alana sarılmış. Eğitim uzmanı babası da kendi deyimiyle ‘okul kirliliğini yıkmaya’ çalışıyormuş.

Okulsuz eğitim taraftarı Emerson Ailesi de şöyle diyor: “Çocuklar, biz onlara nasıl adım atacaklarını gösterdiğimiz için yürümeyi öğrenmezler, kendi kendilerine öğrenirler.” Onların ilgi alanlarına kulak verip arzularının peşinden gitmelerine destek olmamızı yeterli görüyorlar.

Bu akıma yönelik projeler ağının temsilcilerinden Stephen Harris, web sayfasından “çitlerin arkasında oturanlar” diye sesleniyor klasik okul taraftarlarına (ve bu  sistem değişmeli diyor). Eğitimci Ali Koç da benzerini söylüyor gerçi “çocuğu bir alana mahkum ediyoruz” derken, ama aksi de ülkemizde pek olası görülmediği için (bildiğim bir tek Minik Gezgin var ailece yollarda olan) herkes göz bebeğini teslim edeceği en iyi okulu bulmaya çabalıyor. Atölyeler topluluğundan oluşan öğretmensiz okullarımız yok bizim. İngiltere’nin demokratik okulu Summerhill gibi, öğretmenli ama devam zorunluluğu ve sınav zorunluluğu olmayan, müdürü de öğrencisi de aynı değerde oy hakkına sahip olan, dolayısıyla kararları çocukların aldığı, sanılanın aksine, “her bisikletin ön ve arka freni tutmak zorundadır” gibi 250 civarı kuralı olan özgün, bireysel kararlara olduğu kadar başkalarının kişisel alanlarına da saygı duyan ve serbest bir öğrenme ortamı var mı? Kimin yanıtladığına bağlı.

‘Başka Bir Okul Mümkün (BBOM)’ adlı oluşum var. Demokratik okul teşebbüsü denen eğitim kooperatifleri bunlar. Karma yaş modeliyle kolektif öğrenmenin gerçekleştiği ortamlar. Dersliklerinde sıraların olmadığı ufak toplum modelleri. Haftaya okul meclisiyle başlanan, sıkıntıyı çocukların tespit ettiği, nasıl çözüleceğine de kendilerinin karar verip eyleme geçtiği okullar. Çocuğun bir fotoğrafının bile bulunmadığı sınıfların aksine, okulun adını öğrencilerinin koyduğu, sahiplenilmiş yapılar. Summerhill’de de olduğu gibi, akranlarıyla aynı toplumun parçası olmaktan keyif alarak okul yolunu tutan çocukların alanları. Güne serbest zamanla başlayıp serbest zamanla bitiriyorlar. Programlarında görülen diğer isimler de hayat bilgisi, uygulamalı matematik, proje, kütüphane saati, Türkçe atölyesi, oyun saati, görsel sanatlar-müzik-beden eğitimi atölyeleri. Her gün on saat dersin üstüne Cumartesi günlerini de eklemeyi başarabilmiş, Ali Koç’un deyimiyle “çocukların merak etmediği sorulara cevap arayan pedagojik yapıdaki” klasik okulların aksine Meraklı Kedileri ve Mutlu Keçileri merkeze alan oluşumlar.

Dünya bambaşka şeyleri konuşurken bizdeki tartışmaların “Cumhuriyet’in ilk on yılına hayran olanlarla son on yılına hayran olanlar arasında” geçtiğinden bahseden Ali Koç ülkemizdeki durumu şu şekilde özetliyor: “Doğru eğitimi, köy enstitüleri ile imam hatipler olarak algılayan iki grubun çatışması var.” Oysa dünyada, “okulu, öğrenmenin mabedi gibi tanımlayan anlayışlar çöküyor artık” diyor.

Ali Koç’tan modern anlamdaki okulların ortaya çıkış hikayesini dinlediğinizde durum daha da can sıkıcı bir hâle geliyor: “İlk zorunlu eğitim Prusya’da ortaya çıkmıştır. Prusya, askeri disiplinin en kudretli olduğu ülke olarak tarihte bilinir. Niye Prusya’da çıkmıştır? Çünkü Prusya’da halkı silah altına alacaksınız, bir işler yaptıracaksınız, onları komut alabilir hâle getirmeniz gerekiyor öncelikle. Okul dediğimiz şey ya da kitlesel eğitim anlamındaki okul insanlık tarihinde ne zaman ortaya çıktı diye bahsediliyor? Sanayi devrimiyle birlikte çıktı. Neden? O güne kadar burjuvanın okul ihtiyacı yoktu çünkü o doğrudan bağımsız hocasını getiriyordu evine, mürebbiyelerle filan eğitimi çözüyordu. Ne zaman ki fabrikalarda komut almaya hazır işçilerin eğitimi ihtiyacı doğdu, o zaman dediler ki ‘ya biz bunu böyle tek tek kişiye anlatarak çok pahalı oluyor, bir toplayalım 40-50 kişiyi bir yere, fabrika üretimine geçelim’ dediler ve onunla oldu.”

Kısaca, okulu ‘bir yerde bir toplum inşa etmenin ilk aracı’ olarak görüyor Ali Koç. Tüm aile yapılarının aynı olmadığını göz önünde bulundurarak bu ‘toplum inşa etme araçları’na gereksinimimiz olduğu düşünülebilir. Ancak muhafazakar kesimden de daha liberal yapıdakilerden de okulsuzluğa dair yoğun bir talep olduğunu ve eğitim bütçesinde gerçekleşecek büyük bir kesintinin memnuniyet yaratabileceğini de aklımızda tutacak olursak okulsuz bir geleceğin bizi beklediğini de söyleyebiliriz. İşte o zaman geriye dönüp baktığımızda çocuklarımızı doya doya yaşayamadığımız için üzüleceğimiz kesin. Bir baksanıza etrafınıza: Birçok insan ömrünün büyük bir kısmını çocukların okul durumlarıyla haşır neşir vaziyette geçiriyor, çocuğuyla haşır neşir vaziyette geçireceğine…

 

Kişi kendini evde ya da okulda eğitim verecek yeterlilikte hissetmeyebilir. Yaşadığımız kentte bir Summerhill ya da BBOM olmayabilir. TEOG sonuçları sıralamasında ilk ona giren okullar kafanızı karıştırabilir. Güney Kore gibi bir eğitim devinin intihar oranlarındaki birinciliğini kimseye kaptırmaması da düşündürüyor olabilir. Soruyorlar uzmanlara, ne yapacak ortalama durumdaki bir Türk ailesi diye. Ortak aklın yanıtı şu: “Okul, çocuğun hayatında baskın olmasın. Mahalle baskın olsun, ev baskın olsun.” Türkçesi: Şu anlamsız hırsınızdan sıyrılıp çocuğun tüm hayatını işgal eden sözde iyi okullardan bir kurtarın kendinizi. Mümkünse mahalle mektebine verin. Geri kalan zamanında da kendi kendini yoğurabileceği daha gerçek, daha yararlı ve daha olumlu ortamlar yaratın. Çocuğunuzu yaşayın!

 

 

KAYNAKLAR:

Nancy Sathre-Vogel, Family on Bikes

Emily Oak, Home Sweet Road

Dale Stephens, 12 Mart 2012TEDx Talks

Dale Stephens

Uncollege

Stephen Harris, 15 Şubat 2018 – Our Dream School

Playducation

Chelsea Gonzales, 23 Mart 2017 – Weird Unsocialized Homeschoolers

Summerhill

BBOM

Euronews, 23 Mart 2012, Okulsuz Eğitim

Mercek Altı, 28 Ağustos 2013, Okulsuz Eğitim Mümkün mü?

 

Reklamlar