“Isolation is the enemy’s playground.”

İzolasyon, düşmanın oyun bahçesidir. Yani başkalarından soyutlanıp kendi dünyana kapanmak… Anh Lin‘den duydum bu sözü. Diyordu ki, “Suçluluk duygusu ve utanç, bizi saklanmaya iter. Kendimizi soyutladığımız zamansa düşmanın bize saldırması çok daha kolay olur.” ‘Düşman’ ile ne kastettiğini açıkça söylemese de yalnızlığın, kişilerin destek sistemini yok edeceğini, kendilerine dair negatif düşünceler yüklenip daha depresif, daha kırılgan hâle gelmelerine sebep olacağını belirtti.

Araştırınca baktım ki Hristiyanlıkta bu düşünce yaygın. Hatta ‘şeytanın oyun alanı’ olarak söyleniyor ve bu da belirtilen ‘düşman’ kavramını netleştiriyor. Şeytan, sürekli olarak seni izole etme yolları ararmış. Ve tek başınalık, kişiyi günaha, depresyona, bencilliğe, öfkeye yani ruhuna yapılacak saldırılara açık kılarmış. (Bir de savaşta birlikte çarpışıp güçlenme kısmı var tabii ki orayı geçiyorum.)

Yalnızlık var, bir de yalnızlık var… Birçok yazar örneğin, sever yalnızlığı. Vedat Günyol değil midir “Yalnızlık, bir yazgı gibidir, düşünen, duyan insanlar, özellikle sanatçılar için” diyen? (s.50) “Yalnız yaşamak, bir bakıma, fikir üretiminin kaynağıdır” diyen? (s.156) Peki şunu? “Nereden gelirse gelsin bir ‘hişt’ sesidir insanı mutlu eden.” (s.45) Hatta ayrıldığı eşinden sonra bir daha başkasını yaşamına almamasına sebep olarak, okuma-yazma-çeviri yapma şeklindeki yaşam kuralını gerçekleştirebilmek için insanın sessiz, kimsenin burnunu sokmadığı, yakınlarının ıvır zıvır ilgi avcılığından uzak bir ortama gereksinimi olduğunu söylüyor (s.154). Yanımda nefes alıp veren bir insan olunca ben yok olurum diyor (s.155) ve diğer yazarlardan örnekler veriyor. Ben de Zweig’ı ekleyebilirim bu sessiz ortam isteyen kitleye. Sadece şunları yazıyor 2 Ocak 1916 tarihinde günlüğüne: “Çalışma ve sessizlik. Yalnız başına olmak ne de iyi geliyor insana. Kendimi ilk kez yeniden derinden, bütün hissediyorum.” (s.258) Kitap boyunca da sessizlik tutkunu birçok sanatçıya değiniyor. Hatta Rilke’nin boşanma sebebini anlatıyor 3 Şubat Perşembe günü: “Rilke öyle biri ki, iş uğruna kendini hayattan soyutlamış, çalıştığı haftalar boyunca ancak konuşmaktan, yazışmaktan ve insanlarla buluşmaktan kaçınırsa çalışabiliyor. Boşanması da bu yüzden. Öteki yarısıyla tam bir bütün olabilmek için bu kararı vermiş, kendisini neredeyse kurban etmiş.” (s.264)

Sabahattin Eyüboğlu başka türlü mü düşünmüştür sizce? 1958’de yayınlanan “Mavi ve Kara” adlı güzel yazıda diyor ki, “Sanat hiçbir ortak kabul etmeyecek kadar kıskanç bir sevgilidir.” (s.114) Bu yazısında konuyu doğrudan kişilere bağlamasa da “Dostluk” (1961) adlı eserinin muhatabı açıkça ilişkilerdir: “Dostluğa inanmayan, hiçbir dostuna güvenmeyen insanlar vardır ya? Asıl inanılmayacak, güvenilmeyecek insanlar onlardır belki de. Haklı haksız düştükleri bu acı yalnız onları ister istemez bencilliğe ve insanları küçümserliğe, sevmezliğe götürür.” (s.69) Yani dostluk olmayan yerde insanca değerler, düzen ve mutluluk olmaz diyor kısaca. Hatta dünyayı düzene sokması beklenen politikacıların, işleri daha beter karıştırmasını bile dostluğa bağlıyor: “Bu adamlar dostluk nedir bilmiyorlar, bilmedikleri için de dostluğu hor görüyorlar, hor gördükleri için de insanları birbirine dost edecekleri yerde düşman ediyorlar, ondan. …… Dostluğa inanmayan adamsa savaş hazırlamaktan başka ne yapar, ne yapabilir?” (ss.69,70)

Yalnızlık var, bir de yalnızlık var… Aynı Vedat Günyol diyor ki 1986’da yazdığı bir yazıda, “Yalnız insan merdümgiriz (toplumdan kaçan, insan arasına karışmayan) ise, bencillik, nefret sarmıştır içini, zaten. İnsan sıcaklığı semtine uğramaz onun.” (s.157) Yine ilk paragraflarda söylediğimiz yere varmadık mı?

O zaman, yalnızları ve yalnızlıkları ayırdetmemize yarayacak bir tanım lazım bize. Kim yapabilir? Tabii ki Felsefe Profesörümüz İoanna Kuçuradi. Tanımları önemser ya.

Issız adaya düşse ve yanına tek bir kitap alabilse, ezbere bildiği “Küçük Prens” kitabından başkasına şans vermeyen Kuçuradi, felsefe derslerine verilebilecek bir sürü örnek olduğu için bu kitabı derslerde kullandığını söylüyor. Örnek olarak, “dostluk var, dostluğu çok güzel anlatıyor” derken gözleri parlıyor. DW Türkçe‘ye yaptığı konuşmada şunları söylüyor:

“Yalnızlık zor bir şey tabii, bir anlamda yalnızlık, yoksa hafta sonu evde yalnız kalmak değil. Bir dostun olmamasıdır yalnızlık bana sorarsan. Yoksa, bir dostun varsa yalnız değilsin.” (11:03)

Günyol, V. (1989). “Giderayak” Yaşarken. İstanbul: Çağdaş Yayınları

Zweig, S. (2017). Günlükler (Çev. Ilknur Özdemir). İstanbul: Can Sanat Yayınları A.Ş. (Orijinali 1988’de yayımlandı)

Eyüboğlu, S. (2020). Mavi ve Kara. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

DW Türkçe Nov 15, 2020 https://www.youtube.com/watch?v=SQ7soJHTZ9g