GÜNAYDIN! Sabah olunca ilk işim perdeleri açmak. Ardına kadar! Pencerem zaten hiç kapanmıyor havayla temasımı kesmeye dayanamadığım için. Bir de uyandığımı anlayınca ne güzeldir perdeleri açmak! Şakıyan kuşa, göz kırpan güneşe gülümsemek, içten bir öpücük yollamak. Günaydın!

Bayılıyorum ışığa. Hiç öyle loş ışıkta oturmaların, mumların, romantizmin insanı değilim. Şakır şakır ışısın istiyorum oturduğum yer. Işıl ışıl aydınlansın yollar; önümü ve yönümü göreyim. Yani hep ışık! Daha fazla ışık!

Vedat Günyol’da rastladım bu sabah Goethe yorumuna: “Goethe ölürken, ‘biraz daha ışık!’ diyesiymiş. Ölümün karanlığına karşı ışık. Işıkta aradığı nedir insanoğlunun? Bir tutam yaşam mutluluğu. Bu mutluluk, kimine göre, yiyip içmek, sevip sevilmek, özgürce, keyfince yaşamak.” (s.137)

1986 yılında ölen sanatçı dostların ardından yazdığı denemesinde yapmış bu değerlendirmeyi. Her şey zıttıyla yaşıyor. Vedat Günyol da olsa kişi, anca ölümün ardından yaşamı daha yürekten kucaklıyor. Fazıl Hüsnü’nün şu dizelerini anımsıyor Günyol:

Ölüm der ki
Derisi nasıl incecik
Su aygırınn
Görsünler.

En kalın derilimiz de vedalaşıyor zamanı gelince. İşte o yüzden, pek çokları gibi Günyol da ölüme kafa tutmanın yollarını arıyor “Giderayak: 31” başlığı atılan yazısında. Bir yolu da “yaşamın tadını çıkarmaktır” diyor. “Çünkü, yaşamak, bir bakıma, bir anıdır.” Salah Birsel şiirini paylaşıyor: “Su içsen, o da anı olur.” Hiç tükenmeyen su var mı?

Kıpır kıpır, ışıl ışıl, şıkır şıkır başladığım yazıyı ölüm soğuğunda buz kestirmek değil elbet niyetim. Ancak tezatını tatmadığımız hiçbir kavramın da değerini anlamak olası değil ki. Ölümü çok yakınında deneyimleyenler yaşamına dört elle sarılıyor.

Perde açma töreni de benim gizli kafa tutma yollarımdan biri demek ki. Işıkta aradığı nedir insankızının? “Bir tutam yaşam mutluluğu.” Ama ne mutluluk! Güneşin ısıttığınca mutluluk! Kuşların cıvıldadığınca. Kedilerin kaygısız kovalaştığınca. Nefes almanın, yeni bir güne başlamanın, gece yasağı ıssızlığından kurtulmanın, sokağı süpüren görevliyi yeniden görmenin, işe giden bunca araba olmasının bu kadar çok insanın para kazanabilmesine işaret olabileceğinin ve daha iyiyi ümit etmenin mutluluğu. Kapıya gelen sucunun yüreğine, temassız ve de maskeli hâlinle de dokunabilmenin mutluluğu. Motorlu kuryeye kızacak konu arayacağına “iyi ki varsınız” diyebilmenin mutluluğu.

Sağlık personeli ben nefes alayım diye sabahlara kadar yorgun çalışıyorsa, bu hayatı hakkınca yaşamak benim görevimdir. Mutlu olmak, başkalarının da mutluluğuna çalışmak, ışıkları yakmak, perdeleri sonuna kadar açmak, bir çay daha koymak, bir kitap daha okumak, bir dostu daha aramak ve tüm yapraklarını çılgınca açmış gülün kokusuyla bile mutlu olmak. Dökülmeden önce sana sunduğu sevgi ve güzelliklere teşekkür etmek…

Bedri Rahmi’yi de anmadan edemiyor Günyol. Ne demiş şair? “Geçmiş kötü basılmış bir gazete. Okunmuyor.” Gelecek de sonra gelecek… O zaman penceremdeki güne bakarım ben. Ne de olsa derim incecik.

Haydi açın artık şu perdeleri. Günaydın!

Günyol, V. (1989). “Giderayak” Yaşarken. İstanbul: Çağdaş Yayınları