Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bangkok sokaklarında dolaşıyoruz. İlk bölümde biraz genel bilgi vermiştim. Dün de kentin eski yerleşim bölgesindeki önemli turistik noktalara gitmiş, Büyük Saray’ı ve tapınakları gezmiş, pazarlara uğramıştık.

Şimdi biraz daha ileriye Çin Mahallesi’ne gideceğiz. Gitmişken de yemekleri inceleyeceğiz.

Chinatown: Başkentin Çin Mahallesi Chao Phraya Nehri ile Krung Kasem Kanalı arasında kalıyor.

Biz bu kanal boyu yürüyerek gidip ters köşelerden dolandığımız için oldukça zor vardık. Hatta neredeyse vazgeçiyorduk da dinlenmek için oturduğumuz barda çalışanlar çok yardımcı oldu.

Bar da çok güzelmiş bu arada. Kesinlikle önereceğim bir bar: Ban Maitrichit – บ้านไมตรีจิตต์.

Meğer nihayet gelmişiz artık, burnumuzun dibindeymiş. Aslında hemen yakınında Hua Lamphong metro istasyonu var. Genel eğilim, bu duraktan yürüyüp Yaowarat Caddesi’nden başlamak yönünde.

Girişi kendini belli ediyor zaten. China Town Gate var.

Işıl ışıl bir tapınak da var: Wat Traimitr Withayaram Worawihan yani 5.5 ton altın Buda’yı barındıran the Temple of the Golden Buddha. Oldukça eski olan Wat Mangkon Kamalawat da Chinatown’da.

Ayrıca 1930lardan kalma ‘Shanghai Mansion Bangkok’ adlı emektar otel de Siyam halkıyla ticaret geçmişi asırlar öncesine dayanan Çinlilerin Mahallesinde salınmakta.

Chinatown’a tek bir kere gitme şansınız varsa eğer akşam gitmek daha mantıklı. Daha hareketli ve ışıklı oluyor. Street food yani sokak yemekçileri devreye giriyor. O zaman hemen yiyeceklere bir göz atalım…

BANGKOK’TA YEMEK:

Meyveler, çeşit çeşit noodlelar (erişte demek yetersiz kalıyor), şişte tavuk kızartmaları, en az diğer yiyecekler kadar pratik biçimde ortaya çıkan salatalar ve akıllara durgunluk verecek hızda hazırlanan nefis tatlılar…

Akrep kızartmaları ve çekirgeler tek seçeneğiniz değil yani. Hatta ‘turistik’ olarak geçen bu yiyecek türünü sadece birkaç pazar yerinde gördüm.

Sokaklardaysa sıklıkla meyve satılıyor.

Buradan ananas dilimleri, yarım saat sonra mango dilimleri ya da bir torba kızartılmış soslu muz yiyerek gününüzü geçirebiliyorsunuz.

Halk da bolca noodle türevi tüketiyor. Dolayısıyla sizin de ‘pad thai’ yemeden gelmemeniz gerek. Restoranda yemek isterseniz de Sukhumvit 18’deki Roy Thai Bar & Restaurant’ı öneririm:

‘Som tam’ (papaya salad) da önemli. Ve ‘tom yum’ çorbası. Morning glory… Zaten o kadar çok yemekçi var ki sokaklar boyu, insan halkın sürekli yediğini düşünüyor ister istemez. 🙂

İlgilisine duyurulur: Benim en sevdiğim ikiliyi oluşturan peynir ve ekmek bu ülkede yaşamıyor. Ekmek yemiyorlar. Rice yani pirinçli şeyler ve noodle kullanıyorlar o iş için.

Tabii ki 7-Eleven var bunaldığınız anların dostu olarak ama pek çok ülkede hayat kurtarıcı olan paketlenmiş dilimli sarı peynirleri sadece bir markette gördük, o da gerçekten oldukça pahalıydı. Yani diğer pek çok ucuz ürüne nazaran. Ama zaten ülkenin yiyecekleri gerçekten güzel. Bize çok çok farklı gelebilecek lezzetler bir arada sunuluyor. Deneyip tadına bakılacak birçok besin maddesi var.

Süpermarketlerden alınan hazır yiyecekler dışında yiyemediğim pek bir şey olmadı. Onların baharatı rahatsız edici geldi bana. Mide rahatsızlığınız varsa dikkat ediniz. Bolca acı ve köri ve dahası kullanılıyor.

Yine de sokak yiyecekleri çok güzel. Nasıl beceriyorlarsa, yiyeceklerin pek çoğundan hem acı hem tatlı hem ekşi lezzetler geliyor. Pilavın içinde kavrulmuş kaju ile karşılaşmak da aynı derecede olağan bir durum.

Masalarda sizleri bekleyen soslar çok güzel. Denemesi eğlenceli. Fıstık parçaları bile var sos olarak. Ben en çok acı biber doğranmış sosa bayıldım (prik nam pla sanırım). Sunulan çorba kıvamlı suyu pilava döküp döküp yemek olağanüstü.

Ama o kadar çok tavuk ve yumurta kullanılıyor ki iki haftanın sonunda gıdaklamaya başlayacaktım (deniz ürünü de bol elbet). Bambulu tavuk ise sipariş edip de bitiremediğim tek yemek oldu sanırım. Çok keskindi tadı.

Çok merak edip de bir türlü yiyemediğim tatlı ise ‘mango sticky rice’ (khao niao mamuang) oldu. Boks maçına giderken bastıran yağmurdan kaçıp sığındığımız nispeten lüks mekan The Printing House Poshtel’de içtiğim bal kabağı çorbasını da çok sevdim ama sürpriz olarak fiyata eklenmiş %10 servis ücreti + %7 KDV’yi sevmedim.

Bazı mekanlarda bu uygulamanın olduğunu duymuştuk. Her yerde menüyü kontrol ediyorduk. Ama boş bulunduğumuz bir anda yakalandık. Sokak lezzetçisi değil elbet ama kafe-restoran gibi bir mekanda yiyorsanız fiyatlara eklenecek vergileri iyi kontrol edin.

 

Kulüp gibi yerlerde de şu olabiliyormuş: Gizli bir yerde asılı olup rahatlıkla görülemeyen giriş ücretini, mekandan çıkarken istiyorlarmış. İddialı kulüplere girmediğim için bilmiyorum.

Meyveleri: mango, papaya, ananas, rambutan, durian, star fruit, dragon fruit, jackfruit.

Lychee filan da var ayrıca. Durian satılan bölgeden geçemeyecek denli feci kokusu dışında, tadına bakabildiğim tüm meyveler çok güzeller. Dönüşte Katar Hava Yollarının verdiği meyve tabağı mest etti. Hepsinden doğrayıp karışık tabak yapmışlar. Yummy…

Dolaşırken bunalıp taze hindistan cevizi suyu içmek çok keyifli. Şeker kamışı da öyle ama doğal olarak fazla tatlı o. Sadece meyve suları değil güzel olan tabii. SangSom rom bizi bizden aldı. Mekhong gibi başkaları da var.

Yani romları gayet güzel. Biraları da öyle. Tiger’ı önceden bilip seviyordum, ama orada diğerleriyle tanışınca bir daha içmedim.

Favorim Chang. Gelirayak kelime anlamını da öğrenmeyi akıl edebildim. ‘Fil’ demekmiş ‘chang’. Şaşırtıcı! Ayrıca kendileri hemen bir enerji içeceği alıp çakmayı seviyorlar. En tercih edilen minik şişe ‘M-150’nin fiyatı 10 Baht. Meyveli soda gibi tadı.

Zaten Red Bull da Tayland kökenliymiş. Orijinali olan ‘Krating Daeng’ yani ‘kırmızı boğa’, Tayland halkıyla 1976 yılında tanışmış. Çiftçilere, işçilere, kamyon şoförlerine güç versin diye, hemen toparlanıp işlerine konsantre olsunlar diye yaratılmış bir karışım olarak ortaya çıkmış. İçinde su, şeker kamışı, kafein filan varmış ama karbonatsızmış. On yıl kadar sonra, Tayland’da jet lag derdindeki bir Avusturyalı Bey bu içeceğe hayran kalınca alıp dünyaya da tanıtmış. Tabii tadını az değiştirerek. Karbonatlı hale gelmiş yeni karışım, Tayland’daki ilaç şişesi gibi koyu kahverengi şişelerde satılanlardan farklı lezzette olmuş. Ben bilmiyorum çünkü ülkemde hiçbir zaman enerji içeceği içmedim şimdiye kadar. Orada da halk ne içiyor diye anlamak için takip edip denedim de öğrendim.

İçecek tezgahları da bol sokaklarda. Cha yen gibi buzlu çay ve kahve çeşitleri hoş oluyor.

En unutamayacağım tat ise, tesadüfen ülkede ilk yediğim şey oldu. Hokkaido baked cheese tart. ‘Lava’ diyorlar bu içi dolgulu lezzetlere. Bir peynir delisi olarak, ısırınca ağzımı dolduran ılık peynirin hafif tatlılığını sunan lava cheese tart’a bayıldım.

Hokkaido baked cheese tart, Asok durağındaki Terminal 21 adlı AVM’de [Hokkaido Sitesi – Hokkaido Facebook]

Victory Monument: Savaşta ölen askerleri hatırlatmak ve Fransızlara karşı kazanılan zaferi anmak için dikilen ve yetmiş yılı aşkın süredir orada duran anıtı gidip görünüz ama kavşağın kuzeyine düşen kanal kenarındaki otantik mekanlarda pis kokulu ve bulanık görüntülü kanal suyuna bakarak bir şeyler de atıştırınız.

‘Boat noodles’ denen yiyecek türünün önerildiği yerlerden burası. Başka şey de yenebilir tabii. Eskiden su üzerindeki araçlardan satın alındığı için ismi böyle kalmış ama günümüzde Thonglor’un göbeğinde bile boat noodles yapan yerler var. Tam çarprazında da pazar filan var. Biz sevdik oralarda dolanmayı. Boat noodles’a şu siteden bakabilirsiniz: Bangkok.com. Ya da bu videodan: Live Love Thailand

[Bu arada Thong Lo tarafında olursanız, yukarıda bahsettiğim yemekçiyi gerçekten öneririm: Ror Ruea-Food for Thought (Sukhumvit 55). Sadece boat noodles yapmıyor tabii. Koca bir listeden oluşan mönüsü var. Son derece hızlı, lezzetli ve profesyonel bir ekip tarafından işletilen bir restoran. Onların Yemek Sepeti olan FoodPanda’dan yiyeceklere bir göz atabilirsiniz. Sokak yemekçisi olmadığı için ve restoranın muhiti oldukça hoş olduğu için fiyatlar biraz yüksek kalıyor tabii. Ama çok tatlılar, çok sevdim. Ror Ruea Facebook – Ror Ruea Foodpanda]

Zafer Anıtının (Victory Monument) da içinde bulunduğu Ratchathewi’den biraz bahsedeyim bu bölümde. Ratchathewi, hem Bangkok’un merkezinde bir bölge hem de bir BTS istasyonu adı.

Siam durağından sonra kuzeye kıvrılan BTS skytrain Sukhumvit hattı bu bölgede sırasıyla Ratchathewi istasyonu, Phaya Thai istasyonu, Victory Monument istasyonu olarak gidiyor. Dolayısıyla, bu istasyonların üzerinde kaldığı Phaya Thai Caddesi de Zafer Anıtına kadar gidiyor. Bu üç istasyonu da barındıran bölgeye (ve daha fazlasına) Ratchathewi deniyor.

BTS’den Victory Monument istasyonunda inip anıta doğru gitmez de 2 Numaralı çıkıştan (Exit 2) kendinizi dışarı atarsanız önce bir pazar yerine rastlıyorsunuz.

Pazarın önünü işgal ettiği plazayı (Century the Movie Plaza) geçip caddeye varın. Yemek satan uygun fiyatlı mekanlarla başlayan bu Rangnam Caddesinde ilerlerseniz Baan Bar ile omuz omuza vermiş G.A.S Cafe’yi göreceksiniz. Hemen caddenin başını kapmış BTS istasyonuna bakan binadaki Roof Top Sky Train Jazz Bar’ın yanı sıra King Power adlı büyük alışveriş merkezi de Thanon Rang Nam’da.

Cadde boyu her türden restoran, masaj salonu görünüyor. Market olarak 7/11 tabii ki var ama burada bir de Tesco var ve gayet iyi. Yolun sonuna geldiğinizde de benzinliğin arkasından güzel Baiyoke Tower -ki kendisi kentin en yüksek gökdelenidir- göz kırpıyor.

Neden özellikle burayı anlatıyorum? Bu caddeyi oldukça işlevsel ve temiz buldum. Hem şık mekanlar var hem de halkın günlük yaşamını sürdürebileceği uygun sokaklar, alanlar, dükkanlar ve yemekçiler var. Turistlerin ilgi gösterebileceği çeşitli yerlere yürüme mesafesinde diye düşünüyorum. Rattanakosin Island denen old city’ye yani eski yerleşim merkezine 5-6 kilometre yürüyüş yapmak bizim için keyifli oluyor sonuçta. Hem de yolda Wat Saket (Tepedeki Phu Khao Thong-the Temple of the Golden Mount), Giant Swing gibi güzellikleri de görebilirsiniz (Bang Lamphu semti).

Siam meydanındaki çok sevilen kocaman alışveriş merkezlerine yürümekse en fazla yarım saatinizi alır çünkü Ratchathewi’den hemen önceki durak Siam. İşte bu tür sebeplerle, Rang Nam’da kalınabilir gibi geldi. Cadde üzerindeki Picnic Hotel gayet hoş ve uygun görünüyor örneğin. Hemen yanında da park var: Santiphap Park. Girdiğimizde koşu yapanlar, meditasyon hâlindekiler ve dinlenen yaşlı amcalar gördük. Picnic’in karşısındaki Bizotel, daha şık ama daha pahalı görünüyor. Ben orada yer aramadığım için cadde üzerinde görünen iki oteli söyledim fakat elbet civarda birçok seçenek vardır. Kendi kaldığım yerleri daha sonraki bir bölümde ayrıntılı bir şekilde ele alacağım.

Ratchathewi dediğimiz bölge sadece Rang Nam Caddesinden oluşmuyor tabii ki. Dediğim gibi, Zafer Anıtı da Ratchathewi’ye dahil, Pratunam Market de, havaalanından getiren trenlerin son istasyonu Phaya Thai de.

Victory Monument durağında değil de Ratchathewi’de inerseniz ilk karşınıza çıkacak olan yer CO-CO WALK denen minik barlar sokağı. Hatta Coco walk’tan yürüyüş mesafesi olarak on dakika ileride nehir kenarında, yeşillikler içindeki ünlü Jim Thompson Müze Evi var. CIA göreviyle ülkeye gelip sonrasında ipek tüccarı olan Jim Thompson 1967’de ormanda kaybolmuş Malezya’da.

Hatta hatta bu müzeden de kanal boyu dümdüz batıya ilerlerseniz dün anlattığım pazarlar bölgesine varıyorsunuz. Bobae Market yarım saat yürüyüş mesafesinde. Dediğim gibi, bana bu bölge çok kullanışlı geldi.

SANUK!

Reklamlar