Etiketler

, , , , ,

1880’de Selanik’te doğup 1956’da Ankara’da ölen Celile Hikmet önemli ressamlarımızdandır. İyi eğitimli, aristokrat bir ailenin kızıydı. Ana dili gibi Fransızca konuşur, piyano çalardı. Babası dilci ve eğitimci olan Hasan Enver Paşa Sultan II. Abdülhamit’in yaveriydi. Enver Paşa’nın babası onüç yaşındayken Polonya’da baş gösteren iç savaştan kaçmış, gemiyle Boğaz’dan geçerlerken atlayıp kıyıya yüzerek Osmanlı’ya sığınmış zeki ve çevik bir kişiydi. Ali Paşa O’nu evlat edinmişti ve Ali Paşa’nın kızıyla evlenince de Osmanlı’da üst düzey bir paşa olmuştu. Celile Hanım’ın annesi ise Alman kökenli olup Osmanlı’ya sığınmış bir paşanın kızıydı.

 

O zamanki adıyla Celile Enver (baba adı) evde özel eğitim almasının yanı sıra saray ressamı İtalyan Fausto Zonaro’dan da dersler aldı. Dönemdaşları gibi portreler yaparken ‘hamamda çıplak’ konusuna yöneldi.

 

Yirmi yaşındayken Hikmet Bey ile evlendi. Selanik’te Dış İşleri’nde memur olan Hikmet Bey de şair ve vali olan Nazım Paşa’nın oğluydu. Selanik’te yaşayan Hikmet çifti 1901’de doğan ilk çocuklarına da ‘Nazım’ ismini verdiler.

 

1900’de başlayan evliliklerinde yaşanan sıkıntılar 1916’da çok belirgin bir şekilde açığa çıkınca 1917’de şiddetli geçimsizlikten ayrıldılar.

 

Oğul Nazım bu ayrılıktan hiç hoşlanmadı ancak üstüne bir de annesinin başka bir adamla görüşmeye başlaması delikanlıyı yıktı. Üstelik bu adam Nazım’ın Heybeliada Deniz Harp Okulu’ndaki şiir öğretmeni Yahya Kemal Beyatlı’ydı.

 

 

Başkaları tarafından götürüldükleri Bektaşi tekkesinde tanıştıklarında Celile Hikmet 36, Yahya Kemal ise 32 yaşındaydı. Ünlü şair Celile Hanım’a ilk görüşte aşık oldu. 1916’da çatırdamaya başlayan evliliğinin beraberinde tanıştığı bu bilgili beyefendiyle yaptıkları derin sohbetler aşka dönüştü ve güzel kadına üç muhteşem yıl yaşattı.

 

Nazım Hikmet’e özel Türkçe ve şiir dersleri vermek üzere evlerine gelen Yahya Bey ile Celile Hanım derslerin ardından saatlerce sohbet ederdi.

 

Celile Hanım’ın sosyetede çok konuşulan bir kadın olmasından, Nazım’a “dünya güzeli annem” dedirtecek kadar güzel olmasından ziyade Yahya Kemal bu kültürlü kadının derin bilgisine ve sohbet edebiliyor olmasına hayrandı.

 

Celile Hanım öyle bir zamanda bile aşkını cesaretle yaşamayı seçebildi. Yahya Kemal’in pardösüsünün cebinde Nazım tarafından yazılmış “Öğretmenim olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz” notunu bulduktan sonra bile “hayır biz gereğini yapmalıyız” demiş ve ilişkisine devam etmiştir.

 

Ancak Yahya Kemal tüm bu olanları kaldırabilecek durumda değildir. Bazılarına göre intihara teşebbüs ettiği için bazılarına göreyse okulda çıkan dedikodulardan uzaklaşmak istediğinden bir süre okula gitmez. Döndüğünde Nazım’ın da sınıf arkadaşı olan öğrencisi Necip Fazıl Kısakürek’in kinayeli sözlerine maruz kalır ve bu durum iki değerli şairimizi de sinirlendirir.

 

Gerek bir öğretmen olarak düştüğü bu durum, gerek 13-16 yaşlarında böyle bir sıkıntı çektirdikleri Nazım’ın bunu kabullenememesi, gerek Yahya Kemal’in evliliğe ılımlı bakmayan yapısı bu üretken ilişkiye noktasını koyduğunda yıl 1919’du. Necip Fazıl’la iyi arkadaş olan, hatta kendisine ‘Urgan’ soyadını bile Necip Fazıl’ın önerdiği Mina Urgan Büyükada’daki evlerinde yıllarca konuk olarak kaldığını söylediği ve karakterini hiçbir zaman onaylamadığı Yahya Kemal’in bu ayrılığın sebebini bir dönem ev arkadaşı olmuş olan Yakup Kadri’ye şu şekilde açıkladığını belirtir: ‘Bu kadar dile gelmiş bir kadınla ben nasıl evlenebilirim? Sonra herkes bana ne der? Ne gözle bakar?’

 

Yahya Kemal’in kırk yıllık dostu ressam Melek Celal ise evlenmelerine Yahya Kemal’in arkadaşlarının mani olduğunu, Celile Hanım’la evlenemeyen Beyatlı’nın bir daha kimseyle evlenmediğini söyler.

 

Her ne sebeple olursa olsun Yahya Kemal delice bir kıskançlıkla sevdiği kadını terk etme gereği duydu. 1922’de Mustafa Kemal’in davetiyle Ankara’ya gitti ve gazetecilik, Millet Vekilliği ve Elçilik gibi çeşitli hizmetlerde bulundu. Vekilliği sırasında Ankara Palas’ta yaşadı. En son Pakistan’daki Elçilik görevinden 1949’da döndü, emekli oldu ve gezmeye başladı. Ömrünün son yıllarını İstanbul Park Otel’de tüketti ve 1958’de bağırsak iltihabından öldü. Hiç evlenmedi. Mükemmelliyetçi yapısından ötürü de olsa yaşarken hiç kitabı yayınlanmadığı için ‘Esersiz Şair’ diye anıldı. Oysa 1910’dan beri şiir yazıyordu. İlk şiiri 1918’de Yeni Mecmua’da yayınlandı. Muhteşem eserler verdi. 1947-1952 yılları arasında bir dergide çıkan ‘Sessiz Gemi’ adlı şiiri Celile Hanım için yazdı:

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

 

Yazları Büyükada’da sonbahardan itibaren de Nişantaşı’nda yaşayan Celile Hanım ve Yahya Bey’in aşkında ada vapurlarının yeri büyüktü. Nitekim Celile Hanım Yahya Bey’e yolladığı bir mektupta günlerdir O’nu beklediğini yazıyordu. Ama yanaşan hiçbir vapurdan Yahya Bey çıkmıyordu: Bugün Pazar belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim. Gelmedin mahzun oldum. Verdiğin konferansa gelmedim, kalabalıktır memnun olmazsın diye, fakat hep aklım sende idi. Çok çok göreceğim geldi. Beni niye aramadın. Sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi. Ben o günden beri yani Salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum. Evimiz için çalışıyorum.

 

Nişantaşı ve Ada arasında geçen hayattan da üzüntüden de yorgun düşen Celile Hanım bir süre sonra Paris’e giderek kendini tamamen resme verdi. 1934 Soyadı Kanunu ile edindiği ‘Uğuraldım’ soyadı da kendisine bir yarar sağlamadı.

Son yıllarında gözlerini de kaybeden dünya güzeli anne, oğlu Nazım Hikmet’e yardım edebilmek için çok kapılar çaldı. Ama artık Nazım’ı hiç sevmeyen eski dost Yahya Bey, asıl ismiyle Üsküp’lü Ahmed Agah bile O’na yardım etmedi. Atatürk’e yazdığı mektup dahi işe yaramayan Celile Hanım son çare olarak oğlu için Galata Köprüsünde açlık grevi yaptı. Acılarla dolu yetmişaltı yıllık ömrü 1951’de oğlunun Türk vatandaşlığından çıkarılmasından beş yıl sonra sonlandı. İki yıl sonra Yahya Kemal, yedi yıl sonra da Nazım Hikmet ile buluştu.

Eğitimci, dilci, şair dolu bir aileden ülkemize sanat aktı. Sanatçı olarak sadece Celile Hanım’ın babası ve Celile Hanım’dan bahsetmek eksik olur. Şair bir dedenin torunu olan Nazım Hikmet ve Celile Hanım’ın yeğeni olan Oktay Rifat da sanatsal alanda ülkemize çok katkıda bulunmuş değerlerdir. Ancak en önemlisi bir yandan büyük bir şairi etkilemiş ve Türk şiirine bildiğimiz-bilmediğimiz birçok eserin kazandırılmasında rol oynamış ve esin kaynağı olmuş, bir yandan da belki de aşkına duyduğu tepkiyle kendisini yetiştiren öğretmeninin üslubuna hiç benzemeyen eserler üreten bir oğul yetiştiren Celile’nin edebiyatımıza olan katkısıdır.

 

 

İstanbul Kadın Müzesi
* Nazım Hikmet’in annesiyle Yahya Kemal arasındaki aşkı fark ettiği an, Reha Muhtar, Vatan
* Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım ile hocası Yahya Kemal’in aşk öyküsü, Miraç Zeynep Özkartal, Milliyet Pazar
* Nazım’ın Annesine Mektuplarından, Murat Bardakçı, Hürriyet
Lebriz
* Urgan, M., (1998), Bir Dinozorun Anıları, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları
* Yetiş, K., (2000), Yahya Kemal İçin Yazılanlar Cilt 2, İstanbul: Kubbealtı Publishing
Adalar’da İz Bırakanlar

Reklamlar