Salâh Birsel’in “Kurutulmuş Felsefe Bahçesi”nde rastladım “Saman Çöpleri”ne.

“Eğer yolunun üzerinde aşk olmasaydı kehribar, saman çöpünü aramazdı.” (s. 92)

Epey düşündükten sonra yanına bir soru işareti kondurup kapadım kitabı.

Bugün araştırdım Nizami’nin olduğu belirtilen bu sözü.

Kehribarin ne olduğunu biliyoruz da neden saman çöpünü arasın ki? Ne ki kehribar? Bilmediğimiz ne özelliği var?

Sevgili TDK, “Süs eşyası yapımında kullanılan, açık sarıdan kızıla kadar türlü renklerde, yarı saydam, kolay kırılan ve bir yere hızlıca sürtüldüğünde hafif cisimleri kendine çeken, fosilleşmiş reçine” diyor. Yani “samankapan” ya da “kılkapan”.

Ben de kıl kaptım tabii, kökenine baktım. Farsçadan gelir diyor Nişanyan Sözlük. Saman demekmiş ‘kâh’. Kapmak, çalmak anlamındaki ‘rubüdan’ fiilinden gelen ‘rubâ’ da ‘kapan’ demekmiş. 14.yüzyıldan beri var olan ‘keh-rubâ’ da şu oluyor böylece: “Fosilleşmiş reçineden oluşan ve yüne sürtününce elektriklenme özelliğine sahip olan sarı madde.” ‘Amber’, ‘elektrik’ ve İngiliz dilindeki ‘rob’ fiiliyle olan ilişkilerini de açıklıyor Nişanyan. Bilmek isteyenleri sözlüğün kendi sayfasına yönlendirip konumuza dönelim. Yani saman çöpü ile kehribarın aşkına.

Emeğin Sanatı dergisinin Şubat 2012 sayısında yer alan bir yazıda Nizami’nin sözünün devamını buldum:

“Eğer bir taşın sinesine aşk düşerse, bir cevhere âşık olmaya hak kazanır. Eğer mıknatıs âşık olmasaydı, o şevk ile demiri nasıl kapardı? Eğer yolunun üzerinde aşk olmasaydı, kehrubar saman çöpünü aramazdı. …..”

Nizami’nin ‘keh-rubâ’sını ararken bolca Mevlana çıktı karşıma. Nitekim ‘cevher saçan’ Rumimiz de şöyle demiş Mesnevi’sinde:

“Kehrübâ da vardır, mıknatıs da.
Sen demir veya saman olursan, oltaya gelirsin.
Eğer sen demir isen mıknatıs gibi erenler çeker götürürler seni ve eğer saman isen
Kehrübâ etrafında dolanır.”

Bir de şöylesi var: “Âlemde her şey bir şeyi çekmektedir… Küfür, kâfiri, doğruluk doğru yola götüreni! Kehribar da vardır, mıknatıs da. Sen demir de olsan, saman çöpü de olsan elbette bir tuzağa düşersin! Demirsen seni bir mıknatıs kapar, yok saman çöpüysen kehribara tutulur, ona gidersin! Iyi kişilerle dost olmayan, elbette kötülerin yanında yer alır, onlara komşu olur.”

Mevlana’nın bu sözlerini “3 ‘im’de Insan: Ilim-Bilim-Deneyim” kitabında kuantum ile ilişkilendiren yazar Prof. Dr. Ahmet Dinççağ, söyle bir açıklama getiriyor: “Herkesin düşüncelerinin veya hayallerinin gerçekleşmesinde kullanılacak olan, o enerji frekansına uygun enerji dalgalarını kendine çeken düşünce enerjisidir.”

Zamanla sertleşen ağaç macunu olarak ifade ettiği kehribarı, kumaşa sürterek elde edeceğimiz kuvvetle, saman çöplerini çekebileceğimizi, ancak bu çekim gücünün çok az olacağını belirtiyor ve benzetmesini ekliyor: “Zayıf olan düşünce titreşimleri, düşük seviyedeki benzeşen titreşimleri çekecektir. Çünkü düşüncemiz zayıftır ve ancak bir kehribar kadar çekim gücüne sahiptir.” Yani isteklerimizi sürekli tekrarlasak da kehribar kuvvetinden öte geçemeyeceğimizi söylüyor ve demir çeken mıknatıs gücüne ermemiz için ne yapmamız gerektiğini kitabında açıklıyor.

Bu olumlu bakış açısını, her zamanki gibi daha çok sevdim elbet. Çünkü aynı sözleri ilk aktardığım kaynak olan kitapta, iradesi zayıf olup şeytana uyanlar, saman çöpü gibi insanlardır deniyor. Ayran gönüllüysen şehvete boyun eğersin, ama Allah yolundaysan asla aldanmazsın gibi ifadeler ben de pek de kehribar etkisi yaratmıyor. Yolunun üzerinde aşk olmasaydı, saman çöpünü aramazdı elbet o da. Nitekim Mevlana’nın şu sözlerine de yer veriliyor Emeğin Sanatı dergisindeki yazıda: “Sevgililerin aşkı, onların yanaklarını parlatır; âşıkların aşkı, âşıkların canlarını yakar, yandırır! Kehribar, niyazdan müstağni gibi davranan bir âşıktır.  O uzun yola düşen, o uzun yolda savaşansa saman çöpü.”

Demek ki tek suçlu kehribar değilmiş! Saman çöpü hiç değilmiş! Aşk imiş!..

Bizi saman peşine düşmüş kehribara çeviren Salâh Birsel denemesinin sonsözüne dönersek,

“Diyeceğim, gönül işlerinin, beden isteklerinin cezası hep taşa tutulup keşkek edilmek midir?”

Değildir. Olmamalıdır. Nitekim kehribar ile mıknatısın hâllerini karşılaştıran Mevlana, bu kırılgan güzele ve çekimine kapılmış saman çöpüne şu satırlarda da can vermiştir:

“Ben zerreyim, Sen benim güneşimsin;
Ben gam hastasıyım, Sen, tam benim ilacımsın!
Kolsuz, kanatsız arkanda uçar dururum,
Sanki, ben bir saman çöpü olmuşum,
Sen de benim kehribarımsın.”