Güneşte okurken gözlerim acıdığı için bazen kitabımı eşim okur bana. Dün sabah yine pazar keyfi yaparak gömme balkonda kertenkele misali güneşlenirken, önce Zweig’ın günlüklerinden okudu biraz, sonra da İlber Ortaylı’nın ‘Seyahatname’sinden İsrail’i seslendirdi. Konuları birlikte tartışabilme şansına ermek keyif vardi tabii her zamanki gibi. Ne çok konu var bilmediğimiz. Elli yaşında yeni keşfettiğimiz ne çok tarihi-coğrafi gerçek var. Ne çok yeni bakış açımız ve önceden farkında olmadığımız yorumumuz var. Öğrenip öğrenip bitiremediğimiz bu dünyanın sırlarla ve sürprizlerle dolu olması ne kadar hayranlık verici.

Günlükler’de 1915 yılındayım. Birinci Dünya Savaşı’nı Viyana’dan anlatıyor Zweig. Almanlardan, Sırplardan, Çanakkale’den bahsediyor. Savaşın kahrediciliğini algılamak isteyene öyle güzel ki. Yakın tarihimizi belletiyor diğer yandan. Yeni bir taarruz oldukça, bir yenilgi endişesini anlattıkça, Kayzer dedikçe Internetten araştırmaya dalıyoruz. O yüzden hiç bitmiyor kitap ama sorun değil. Son derece önemli bilgiler öğreniyoruz. Sanki ortaokul-lise hayatımız bu bilgiyi ezberleyip sınavlarda yüksek notlar alarak geçmemiş gibi.

Ardından, İlber Hoca’nın anlattığı Orta Doğu’da Osmanlı etkisinden nasibini almış her kenti atlasta arıyoruz. Diyor ki hocam: “Hiç değilse son iki bin yılın tarihi ve coğrafyası tanınırsa Ortadoğu sevilir; bilinmezse herkes herkesten nefret eder ve asayişi sağlayacak bir yabancı kuvvet beklenir.” (s.35)

Haklı. Haklı da bizim ortaokul-lise hayatımız bu hiç değilse son 2000 yılın tarihini ve coğrafyasını, hatta daha fazlasını ezberleyip sınavlarda yüksek notlar alarak geçmemiş miydi? Nereye uçtu onlar da bugün okuduğumuz her satırda, dünyada daha önce hiç kimsenin söylemediği bir gerçeği keşfetmiş gibi heyecanlanıyoruz? Ne kadar önemli oysa. Ne diyor Sayın Ortaylı? “Dil, tarih ve coğrafya; bu üç dal olmadan beşeriyetin macerasını kavramak mümkün değildir.” (s.9)

Sahi, bir de dil vardı değil mi? Hani şu kimsenin bir türlü öğrenemediği. Bütün ilimler oturmuş da bir tek o eksik kalmış gibi herkesin hocalarını suçlamayı görev bildiği alan: “Sanki ortaokul-lise hayatımız İngilizce çalışıp çalışıp sınavlarda yüksek notlar alarak geçmemiş gibi. Yok abi, sistemde iş yok. Niye elin adamı şakır şakır İngilizce konuşuyor da Türkler bir türlü dil öğrenemiyor? Hocalardan tabii. İşi bilmiyorlar.”

Haklı. Yurdum insanı tarihi, coğrafyayı sular seller gibi biliyor. “80 milyon liraymış büyük ikramiye, ülkenin nüfusu da 80 milyon olduğuna göre herkese birer milyon dağıtırdım, ülke biraz şahlanırdı” diyebilecek kadar harika matematik becerisine sahip. Felsefe-psikoloji desen, her bireyin yaşam koçluğu taslayabileceği kadar ileri düzey. Türkçemiz…. “ayneeen.” Zaten Instagram’dan da görülüyor ki herkes durmadan kitap okuyor. Fen bilimlerinde üstümüze yok. Televizyon kanallarındaki kadın programlarının ele aldığı konular dışında ne hatırlıyoruz acaba ortaokul-lise hayatımız boyunca ezberleyip ezberleyip sınavlarda yüksek not alarak geçtiğimiz konulardan? Kimyadan? Fizikten? Arap ülkelerini tek tek söyleyebiliyor muyuz yoksa tüm Arap Yarımadasını tek ülke olarak mı görüyoruz? Uruguay Afrika’ya mı kaçıyor? Türkiye’nin yedi bölgesinden hangilerinin dağlarını-ovalarını ve de nehirlerini sayabiliyoruz? Ülkemin ırmaklarını biliyor muyuz?

Ama doğru. Pek çoğumuz, Ortaylı’nın deyimiyle ‘cahiller’ kategorisinde kalmayı bilinçli biçimde tercih ettiğimiz için o bilginin hiçbirine ihtiyaç duymuyoruz. Amik Ovası’nı bilmeden de hayat pekâlâ akıp gidiyor. Lut kavmine dair iki-üç cümle kurabiliyorsam o coğrafya da tamam. Ama İngilizce öyle mi? Bugün bir Sırp kadın tavlamak için bile dil bilmek gerektiğinden, yaşam boyu -saygıyla- anılan guruptadır İngilizce öğretmenleri. Çünkü güzel Türkçemiz dahil, dil bilmek dünyanın en önemli ve gerekli meziyetindendir, ki İlber Hocam da aynı fikirde. Dilek-şart kipini hatırlayanlar parmak kaldırsın.

Daha önce hiç yapmadıysanız öneririm. Bir pazar sabahı eşinizle birlikte kitap okuyup tartışın. Öğrenecek ne çok şey var. Ne çok konu var bilmediğimiz. Öğrenip öğrenip bitiremediğimiz bu dünyanın sırlarla ve sürprizlerle dolu olması ne kadar hayranlık verici.

**********************

Ortaylı, İ. (2019). İlber Ortaylı Seyahatnamesi. İstanbul: Kronik Kitap

Zweig, S. (2017). Günlükler (Çev. Ilknur Özdemir). İstanbul: Can Sanat Yayınları A.Ş. (Orijinali 1988’de yayımlandı)