Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , ,

Tayland gezi notlarının bu bölümünde Phuket’e dair izlenimlerimi aktaracağım.

PHUKET

Tayland’ın en büyük adası. Andaman Denizine yerleşmiş Phuket Adası, Bangkok’un güneyinde kalan ve ana karaya köprüyle bağlanmış bir adadır. Adanın havalimanı (HKT), bu köprüye oldukça yakın. Zaten kuzeyden güneye adanın tamamı 50 km kadar.

GİDİŞ:

Köprü olduğu için otobüsle de gidilebiliyor adaya, ama 13-14 saat hatta belki daha fazla sürdüğünü anlatan yazılar okuduğumuz için biz 85 dakikalık uçuş seçeneğini tercih ettik. Phuket’e Thai Lion Air ile gittik. Uçağımız Don Mueang Havaalanından kalkıyordu. Chatuchak Marketin bulunduğu Mo Chit istasyonuna (BTS Sukhumvit hattının son durağı) vardık. Exit 2’yi takip ettiğinizde sağınıza bakarsanız A1 otobüsünü görüyorsunuz zaten. Aşağı inip sağa dönerek otobüse gidiniz. Mis gibi bir yolculukla havaalanına varacaksınız. Dönüşte de aynı otobüsle dönebilirsiniz. Sık sık var. Havaalanında özel otobüs firmaları da heyecanla üzerinize atlayabiliyor. Hiç gerek yok.

Thai Lion Air diğerlerinden ucuz. Fakat bagaj konusunda tuhaf bir uygulamaları var. En fazla 7 kg alma izni olan kabine devasa valizler soktular ama yanınıza almak değil de bagaja vermek isterseniz anlaşılmaz bir ücretlendirmesi var. Kilo başına alıyorlar. Bavulunuz 15 kilo ise 1500 Baht istiyor. Phuket ayağını planınıza yerleştirirken bu bavul konusuna dikkat ediniz. Bagajı önceden Internetten alırsan daha ucuza gelir diyorlar, ama ona da ulaşamayabiliyorsunuz. 15 kiloya kadar olan bagaj pakedini satın alırsanız 700 Baht örneğin, ama “hayır almayacağım” derseniz kilosunu tartıp yüz ile çarpıyor ve bunu da normalmiş gibi anlatıyor. [Bkz Lion Air]

Bu arada daha havaalanındaki kızla tartışınca anladım Phuket halkının Bangkoklulardan farklı olacağını. Gördüğüm kadarıyla onlar kadar kibar, sakin ve sessiz değiller. Turistik yer havası taşıyor herhalde. Para daha ön planda gibi sanki. Rahat ve kahkahalılar ayrıca.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yalnız Phuket’te dolaşan özel kiralanan bir araç türü var kırmızı ve yanları açık ki onlara da tuk tuk deniyor. Aşırı yüksek sesle çok hoş müzikler çalarak dolaşıyor bunlar. Pek tatlı. Ama 1-2 kere İngilizce konuşan grupların bağıra bağıra, çığlıklarla şoföre gaz vererek bu araçları yarıştırdığını görmekten hiç hoşlanmadım. [Konu açılmışken ekleyeyim: Bir de Songthaew denen (two rows anlamında) araçlar var.]

ADANIN NERESİNDE KALMALI:

Phuket adasında konaklayabileceğiniz belli başlı dört kısım var: Patong Beach, Karon Beach, Kata Beach, Phuket Town. Kamala gibi başka yerler de var da biz bu dördüne yoğunlaşmıştık. Hepsi en güney uçta. Phuket Town doğuda kalıyor ve adalar manzarası sunuyor. Diğerleri (plajlar) batıda yan yana sıralanıyor ve daha turistik ve de romantik kumsallar görünümündeler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Patong, genç işi, fazlaca hareketli, gürültü patırtılı, maceralı bir yer. Onbeş yıl önceki büyük tsunami felaketinde en çok zarar gören yerlerden olduğuna inanmak güç. Patong, önceleri adanın en güzel plajıymış ama şimdi fazlaca restoran, bar, disko, otel, vb var ve çok kalabalık görünüyor.

Kata minicik ve yapıca ılış tıkış. Kata ve Karon, birbirini takip eden koylar olmasına rağmen, Kata’nın havası Karon’a nazaran hayli sıcak ve bunaltıcı.

3 kilometrelik bir plaja eşlik eden Karon hem daha geniş bir alana yayılmış, hem havası daha rahatlatıcı hem de Patong’a göre daha sessiz olmasına rağmen epey bar-restoran var.

En merkezde yer alan Karon Circle’dan Patak Caddesinin barlarını ve tapınağı izleyerek içeri doğru giden bir yol da var.

Bir de göl tarafı ve o kısımda yer alan plaj boyu uzanan daha sakin balık lokantaları da var. Phuket’in en sevdiğim yanlarından biri olan reggae barlardan Karon’da da mevcut.

Karon, diğer iki plajdan da uzak değil. Gezmeye gidilebilir mesafelerde hepsi. Ulaşım seçenekleri de yeterince çeşitli.

Gitmeden önce ben adanın küçüklüğünü algılayamamıştım. Küçük filan değil. ‘Plaj’ olarak isimlendirilmiş her bir yerleşim birimi kent gibi. Her şey var. (Sadece Phuket’te değil Phi Phi gibi daha küçük adalarda bile 7-eleven marketleri var en azından.)

Bangkok’ta olmayan, sadece Phuket’e ait bir ucuz ürün marketi de var: Hippo Discount Store. Tayland romunu en ucuza orası satıyor örneğin.

Phuket Town ise adanın diğer tarafına yerleşmiş olan başkent. Adalara turlar filan buradan kalkıyor. Gayet şehir tadında ve kalabalık. Motorla gittik iki kez.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kata-Karon arasını yürüyebilirsiniz örneğin ama Phuket Town’a, renkli eski evler sokağına (Thalang Caddesi), Büyük Buda’ya filan varabilmeniz için araç gerekiyor.

Aslında batısı-doğusu filan diye çok da dert etmeye gerek yok. Zaten adanın genişliği 20 km kadar. Kata-Karon plajlarıyla Phuket Town arası 16 km filan. Hele de Panda’dan Scooter’ı alıp yola çıkınca 10 km tabelası görünüverdi (aşağıda ‘Motor Kiralama’ başlığı altında anlattım). Bunu fark edince motorla gidip gelip durduk. Keşke daha önce alsaymışız dedik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İki merkez arasında yer alan Dolphin Bay, Rawai Beach gibi yerleri ve daha tenha koyları motorla gezmek, kenarda dikkatle sizi izleyen maymundan kaçmak, neden yerlerde bu kadar çok terk edilmiş kask olduğunu merak etmek ve derken tepeden Kata’ya inivermek çok tatlı bir keyif veriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu koylarda, minik ve tatlı, deniz kenarı barlar ve uzun kuyruklu tekne manzarası da bolca mevcut. Same same but different.

Big Buddha:

 

Her şeyden önce harika bir manzara sunuyor çünkü bu 45 metre uzunluğundaki mermerden Buda heykelini, adanın güneyini görebileceği bir tepeye oturtmuşlar.

Karon’dan Kata’ya yürürken sırtını görüyorsunuz, Phuket Town’da da yüzünü. Öyle ki yürüyerek gidebileceğimizi sandım. Gidilmez. Tırmanma yolu Phuket Town tarafında. Tabii ki buraya da usturuplu kıyafetle gitmeniz gerekiyor. Biz motorla çıktık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ben zaten motordan korktuğum için bazı dik yokuş görünce inip yürüdüm. Normalde korkulacak bir şey yok. Ama yukarıda ATV ile turlar da var. Yukarıdan Chalong Körfezini, Kata Noi ve Kata’yı ve Karon Plajını izleyebiliyorsunuz.

Etrafında da maymunlar dolaşıyor.

Yukarısı sıcak tabii ama dondurma-su satıcıları var. Fakat yukarıdaki işinizi kısa tutarsanız dönüş yolundaki manzaralı mekanlarda daha güzel içecekler var.

YEME-İÇME:

Fazla uzun uzun yiyip içecek kadar çok kalmadım Phuket’te. Ama en sevdiğim restoran Sweet Chilli oldu. Karon’daki gölün o tarafta kalan bu sevimli ve mütevazı ama bir o kadar da lezzetli yiyecekler sunan yeri, onca az zamanda iki kere gitmeyi başaracak kadar sevdim. İşleten bayan da vızır vızır ve harika!

Birkaç paragraf önce sözünü ettiğim reggae bar Green Rasta Bar. Otele dönerken bir uğramak keyifli oluyordu. Hemen karşısındaki Roadhouse Grill‘de de bilardo oynayabilirsiniz. Bardaki kadın oyunumuza çok karıştığı için ben sevmedim. Ah evet! Ayrıca barda otururken tepeme koca bir böcek iniş yaptı ama böyle iklimlerde bunları normal sayıyoruz tabii.

Motoru bırakıp dönerken Kata tarafında da ‘Moon Cafe’ adlı minik bir kafede oturduk. Müzikleri çok güzeldi onun da. Panda Motor’dan çıkıp Kata plajına doğru giderken Katatürk ve İstanbul adlı yemekçileri geçiyorsunuz, solda, masajcının yanında, minicik ve huzurlu bir mekan kırmızı kalpli minderleriyle.

Ben fazla da ilginç bir mekanda oturmadım. Ama tabii ki buralarda bir sürü balık lokantaları filan var. Çok şık mekanlar var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

KONAKLAMA:

Karon’daki ‘Manohra Cozy Resort’ adlı oteli tercih ettik.

Kahvaltı, vs deneyimini yaşayabilmek için bir kere otelde kalmak istiyordum ve bunun da özellikle Phuket adasında olmasını tercih etmiştim. Daha tatil gibi tatil ve yatmalı-dinlenmeli bir ada havası izlenimi verdiği için daha mantıklı gelmişti.

 

Ayrıca doğasını hiç bilmediğim, sabahları odaya maymun geldiği söylenen bir coğrafyada, yattığım yerde yerli bir görevli olması gerektiğini düşündüm. Bir de tsunami olasılığına karşı, deniz seviyesinde değil de biraz içeride kalmasını önemsedim. Seçtiğimiz bölgede hiç yanılmamışız. Bizim için olabilecek en uygun koyda (plaj diyorlar) ve en doğru kısmında konakladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Merak edenler için baştan söyleyeyim, maymun gelmedi. Her gün gözümü “maymun geldi mi” diye açmama rağmen gelmedi… Maymunluk eden çok oldu ama. Ada halkı biraz daha farklı oluyor tabii başkentten. Fazlasıyla rahatlar. Muhteşem bir doğanın ortasında yer alan dünyanın en sessiz olması gerektiğini düşüneceğiniz bir otelde her sabah güne bebek ağlaması ve ona bakan temizlikçi kadınların haykırmasıyla başladık. Dinlenmek istediğimizi söylediğimiz halde odayı temizlemekteki ısrarcılıkları da cabası.

Otelin yeri gibi oda da çok güzeldi. Bizim seçtiğimizde bilgisayar da vardı. Bulunduğu yön de daha iyiydi. Koridorun diğer tarafında kalan odaların manzarası o kadar hoş değil.

Banyo da çok sevimliydi; basamaklı filan. Ama eski otel ne de olsa. Duş alınca küvetin yanındaki fayansların altından sular fışkırmaya başladı. Tüm banyo su oldu.

Balkondaki devasa klimanın da yatak tepesindeki vantilatörün de öyle bir gürültüsü var ki (siz açmasanız da yandakilerinki yetiyor) balkon kapısını açamadık hiç. Resepsiyon varla yok arası. Her daim ilgili birisini bulabilmeyi beklemeyin. En azından bu mevsimde.

Normalde, ‘altı çeşit kahvaltıdan seçmeli’ olarak geçiyor sabah servisi. Çeşni olsun diye her gün birini deneyecektik. Bugün erişteden oluşan seçenek, yarın tropik meyveden oluşan seçenek gibi.. İlk sabah geç gittiğimiz için iki çeşit kaldı sandık. Karttan gösterdiğimiz seçeneğe oğlan sadece “no” dedi. “This, this” diye de ilk iki resmi gösterdi. Birincisi, domuz salamı ile yumurtanın omlet hâli, diğeri de yumurtanın tavada karıştırılmış hâli ile domuz salamı. Hangisini seçmek istersiniz? İkinci gün erken gittik. Durum aynı. Üçüncü gün gitmeye zahmet etmedim zaten. Motorla gezmeye çıkınca yerim dedim. On kilometre sonra minicik bir bakkal bulduk. Hatta bakkal da değil, bir mermercinin önünde satılan bisküvi filan. Bakındık bir şeyler artık aldık abuk subuk atıştırmalık.

Plastik gibi ne idüğü belirsiz bir pizamsı filan. Sıcak su yapabilir misin dedik. Başını sallayınca hazır nescafe de aldık (çay tabii ki yok-Bkz: Yemekler). Bir süre sonra adam bize dört tane kaynamış mısır getirdi minik minik taneli. “Free free” diye de korkmamamızı sağladı. Hayatımda yediğim ennnn lezzetli mısırlardı… Kabuğu tamamen üstünde, soymadan kaynatmış olmaları da çok ilginç bir detaydı. Bu değişik kahvaltıdan sonra motora atlayıp Büyük Buda’ya sürdük.

Motor kiralama görüşmesini kaldığımız otelin resepsiyonuyla yapmıştık bir önceki gün. Orada motor kiralandığı için. Ertesi sabah tam motoru alacağımızda, motor kiralama kağıdı bittiği için veremeyeceklerini öğrendik. Pasaport teslim ettiğiniz için, güvenilir bir firma bulana kadar bir günümüzü yedik böylece.

İlk gün odada yedik. Odaya getirttiğimiz yemeğin parasını ayrılacağımız gece verdik. Çıkacağımızı söylediğimiz halde bir şey demediler. Zorla para verdik sanki. Hatta neler olduğunun o kadar farkında değiller ki kahvaltı kartları bile bizde kalmış, Bangkok’ta fark ettik. Ada havası…

Bunca laftan sonra son sözüm: Yine gitsem yine orada kalmak isterim. Hihi.

‘Bangkok’te Konaklama’ bölümünde belirtmiştim dün ama tekrarlayayım Phuket’te evde kalmak isteyenler için: Airbnb’den baktığımız evlerin çoğu klima için harcanan elektrik parasını da alacaklarını söylüyordu. Phuket’te evde kalmayı tercih etmememin sebebi sanırım biraz da buydu: Geceleri sayacın bekçiliğini yapmak istememek. Ayrıca bazı evler için okuduğumuz yorumlarda, alt tarafı bir klima için çok fazla elektrik tüketimi gösterildiği ve onun da birim tutarının çok yüksek olduğu belirtiliyordu. İngiltere elektrik sistemiyle Phuket’inki bir olmak durumunda değil tabii ama böyle gereksiz detaya kafa yormak istemiyorsanız o konuyu iyi inceleyin.

MOTOR KİRALAMA:

Az önce anlattığım gibi, otelden motor alamayınca, yola düştük ve Kata Beach’e kadar yürüyüp güvenilir yerimizi bulduk. Sorduğunuz herkes çok rahat pasaport istiyor. Yani orada kalması gerekiyor pasaportun. Mecburen Internetten araştırıp iyi bilineni bulduk: Panda. Dünyanın yolunu yürüyüp (yürümeniz gerekmiyor tabii) dükkana vardığımızda, üç günden aşağı veremeyeceklerini öğrendik. Ama tatlı kız hâlimize acıyınca “iyi, tamam, madem çok yürüdünüz, yapayım size bir kıyak” dedi. Öncesinde de nereli olduğumuzu sordu. Cevabımız bir etki yarattı mı, onu bilmem. Ama beş kilometre tepmişiz o sıcakta ve de aç halde! İşlemler şöyle: ‘Patong Beach Car Rent Association’ tarafından sağlanan ‘Motor Kiralama Sözleşmesi’ imzalanıyor. Pasaportunuzu orada bırakıyorsunuz. Yamaha abix kiraladık bir günlüğü 250 Baht karşılığında. Sigortanız olmuyor. İki kask için 500, anahtar için de 500 yazmış sözleşmeye. Sanırım, kaybedersek ödeyeceğimiz ekstra tutardı bu. Motor bozulursa tamir etmenizi/ettirmenizi istemiyorlar. Sadece lastik patlarsa sizin halletmeniz gerekiyor. Bu arada görevli, teslim alırken motorun her yerini videoya çekmenizi istiyor. Kendisi de sizin fotoğrafınızı çekiyor motorla. Zaten bu fotoğraf çekme işi çok yaygın ve sıradan Tayland’da. Birçok tanımadığın telefonunda fotoğrafımız var şu anda.

Bu arada ehliyet soran kimse olmadı. Phuket gibi hoş görüntüler sunan ve ağaçlar arası, hayvanatlı doğası, nispeten bakir koyları olan bir adada motorla püfür püfür gezmek çok keyifliydi. Dolphin Bay’de iki tip eğlenmek için ellerindeki rengarenk kuşları üstüme saldı. Kafama konan kuşlardan biri saçlarımın arasından çıkamayınca, ben de deli deli kafama vurmaya başlayınca, yaşama veda ediyordu neredeyse. Böyle tatlış şeyler de olabiliyor tabii 🙂

Yolda maymundan bile kaçtık. Tabii ki yanınızda bütün paranızla gitmeyin böyle yerlere. Ancak kendinize güvenmiyorsanız sakın kiralamayın. Soldan akan çılgın trafikte bu kadar deneyimli bir eşim olmasaydı kimse beni o motora oturtamazdı. Maymunlu kısma ulaşabilmek için binlerce motorun ve diğerlerinin olduğu kalabalıkları geçmeniz gerekiyor sonuçta. Soldan soldan geliyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yol boyu şişelerde benzin (gas) satan yerler var bu arada. Hatta motor tam dolu değilmiş diye Panda’daki kız da içeriden şişesini alıp geldi, kendi doldurdu depoyu. Teslim ederken de dolu vermenizi istiyorlar tabii. Biz benzin istasyonunda kuyruğa girip doldurttuk ve 70 Baht verdik. Her fiyata gaz gördük ama.

Ufacıcık not: Phuket’te daha yeni bir şebeke yakalandı araba kiralama şirketlerini dolandıran. Bu durum kiralama işlemlerini ne derece etkiler bilemem. [Haber Kaynağı: The Thaiger]

BAŞKA NE YAPILABİLİR:

Phuket’ten civardaki adalara turlar olduğunu biliyorsunuzdur zaten. Neredeyse hangi dükkana kafanızı uzatsanız tur organize ediyor Koh Samui, Phi Phi Islands ve diğerlerine.

Ayrıca; FantaSea, Siam Niramit gibi şovlar var. Gitmediğim için bir fikrim yok. Hayvanlarla yapılan şovlara zaten katılmadım.

Pazarlar burada da kuruluyor tabii ki. Meyve kemire kemire gezebilir ya da nefis Thai Banana Roti tadabilirsiniz. Ayrıca Karon merkezdeki tapınağın bahçesinde Salı geceleri büyücek bir pazar kuruluyor. Masajcılar bir dünya. Karon’da bir de akvaryuma ayaklarını uzatıp balıklara yedirme aktivitesi var.

Tayland yemeği yapma kursu (cooking class) ilanı gördüm Kata’da bir camda. 1-2 saatte Tay yemekleri yapabileceğinizi söylüyordu. İlgileniyorsanız, Cookly sitesine bakabilirsiniz nette örneğin. Ayrıca Tay boks öğretenler ve öğrenmekte olan Avrupalı amcalar da gördüm. Hoş bir deneyim olabilir.

DÖNÜŞ:

Havaalanı-Plajlar Arası Ulaşım: Ada halkının rahat tavrını görünce başka araca güvenemedik ve adadaki son gecemizde bir taksiyle anlaştık. Bunu yapan birçok tur şirketi ve oteller var. Bizim seçtiğimiz Karon Vision Tour (Karona Massage) idi.

Bizden ihtiyacı olan bilgiyi alarak bir form doldurup “paid” (ödendi) damgası basarak bize verdi. Form üzerinde senin alınacağın otel, oda no, saat, kişi sayısı ve havaalanına gidileceği dışında bilgi yok. Tam saatinde geldi. 800 Baht’a klimalı araçla bizi havaalanına bıraktı.

Ama adaya ilk geldiğimiz zaman yani Phuket’e indiğimizde havaalanından kalkan otobüse binmiştik. Çıkış kapısından sola dönüp yürüyünce otobüsler görülüyor.

Saatini beklerken bunaldık biraz ama o da gayet iyiydi.

Karon Circle’a kişi başı 170 Baht’a geldik. Smart Bus diye geçiyor bunlar. Bir de 30 bahta giden belediye otobüsleri var ama Phuket Town’a gidiyor.

Phuket güzel mi? Çok da tekrar tekrar görme isteği uyandırmadı ama güzel elbet… Ve Phuket’teyken Bangkok’u özledim ben. Belki olması gereken sezonda gitmediğimiz için renklerini göstermemiştir tam anlamıyla. Öte yandan, dünyanın en güzel kentinde yaşadığım için tüm bu şehirlerin işi epey zor oluyor. Rakip çok güçlü 🙂 

Sonraki bölümde ülke hakkında daha fazla genel bilgi vereceğim. Internet, kıyafet, gidilecek mevsim gibi konulara değineceğim. Son bölümde de filmlerden bahsedeceğim.

SANUK!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.