Etiketler

, , , , , ,

2018 yılı yazında gerçekleştirdiğim Ukrayna gezisine dair izlenimlerimi paylaşmaya başlamıştım. Dünkü yazımda insana saygı, kültüre saygı, özgürlük gibi bazı konuları ele aldım. Bugün kaldığım yerden devam edip Odessa kentine dair birkaç not sunacağım. Yarın Lviv’i paylaşacağım ama gerçekte İstanbul’a uçacağım. Sevgiler!

TABU

Özellikle Kiev’in şık bayanlarında gözlemlediğim bir durum oldu: Kimsenin içinin görünmesi kimseyi rahatsız etmiyor. Enterese bile etmiyor. Beyaz elbisenin altına beyaz çamaşır giymeliyim gibi hayatı basitleştiren bir kaygı kokusu da alınmıyor. Neredeyse moda gibi, güzel bayanların şık kostümlerinin altında hep başka renk çamaşırlar el sallıyor. Yaşlı teyzelerde de. Bizde, hele bir de o şekilde işe gidersen seni topa tutarlar. Yazın sahilde bikinili bedenler, tanımadığın adamların bakışlarına cüretkarca sunulur, kışın eteklerin altına iç eteği giyilir ki bacağın olduğu belli olmasın. Süslü çamaşırının fark edilmesine gelene kadar sütyeninin askısının ucu görünse hemen bir bayan meslektaşın tarafından toparlanırsın çok şükür. Hangi çağda nelerle uğraşıyoruz bizler…

Aynı kıyafetleri kiliselerde gözlemledim. İncecik askılı elbisesiyle kiliseye gelen bir hanım çantasından örtüsünü çıkarıp başını bağlıyor ve ibadetini yapıyor. İnancın aslında nerede aranması gerektiğine bir başka açıdan daha bakıyor gözlemci.

ÇOCUKLAR

Üç farklı yerde, üç farklı grupta tanık olduğum durumu aktarayım. Çocuklar yetişkin gibi davranıyor. Büyükleriyle bir mekana oturmaya giden mini miniler o ciddi yüzleriyle öyle güzel sohbet ediyorlar ki. Masadan ne bir “aman da bıcı bıcı, ne güzel söyledi benim aslanım dimi teyzesi, hadi o içecekle bir selfie çekelim” cıykıltısı işitiliyor, ne şımarıp duran bir velet. Büyükler ve küçükler sırayla ve kısık sesle konuşuyor. Birinin söylediğini diğeri dinliyor, biraz düşünüyor, aynı ciddiyetle yanıt veriyor, sıra diğerine geçiyor. Tabii sonra ‘İnsana Saygı’ bölümünde anlattığım bireyler yetişiyor. Gittiğim yerlerde kitap okuyan bir çocuk görmedim, ama şu bahsettiğim tabloyu görmek bana yetti.

Lviv’de muhteşem pastalar yapan bir mekanda gevriyoruz (bakınız foto). Bir ara arkamdaki tül perdeyi kaldırınca hemen yanımızda bir çocuk grubu oturduğunu gördük. Gözlerimize inanamadık. Bunca zaman hiç sesini duymadığımız 6-12 yaşlarında on kadar çocuk oturmuş pastalarını yiyor, sohbet ediyorlardı. Sırayla!

BİNALAR

Kaldığımız dairelerin içinde bulunduğu binalara değinmeden edemeyeceğim. Geçmişin izlerini günümüze taşıyan yapıların duvarları o kadar kalın ki pencere içinde yatmak bile mümkün neredeyse. Orada yaşasam ev içi vaktimi pencere içinde oturarak geçirirmişim. Tabii bu da insanlara farklı bir özgürlük getiriyor. Kimsenin yaptığını hiç kimsecikler duymuyor. Evinizin kapısını kapadığınızda gerçekten özgür saatlere ulaşıyorsunuz. Evde rahatlıyorsunuz. Bizim dairelerimizde yaşanan sinir harbinin aksine hiçbir komşunun sesi evinize ulaşmıyor ve muhteşem bir uyku çekiliyor. Ayrıca bu binalara dışarıdaki şifreli koca demir kapılardan geçerek girildiğinden oldukça da güvenli. Her dairenin bir şifresi var ve dış kapıdaki kilit mekanizmasında sizin ev için belirlenmiş şifrenin üç numarasına aynı anda basarak kapıyı açıyorsunuz (biz rakamlara sırayla basıp durduğumuz için eve girememiştik ilk gün ve pusu kurup milleti izlemiştik bir süre).

Kapı açılınca avluya ulaşıyorsunuz yani apartmanlarınızın, dışarıdan hiçbir şekilde görünmeyen arka bahçesine, ki sıklıkla kreş tarzı bir yapı görülüyor bu avlularda da. Sonra tekrar bina kapısını aşıyor ve dairenize çıkıyorsunuz. Ev kiralayanlar da bu güvenliğin verdiği rahatlıkla olsa gerek, siz ayrılırken anahtarı almaya gelmiyorlar, “posta kutusuna atıver” diyorlar.

KENTLERE DAİR

Ukrayna’da üç buçuk kentte bulundum. Odessa’da 3 gece, Lviv’de 4 gece, Kiev’de 5 gece kaldım. Benim fikrime göre gezi programımıza Odessa’yı eklemek çok gereksiz zaman, enerji ve para kaybıymış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

ODESSA:

“Potemkin Zırhlısı” filmini bilirsiniz. İnsanların biribirini çiğneyerek koşuşunu ve öldürülüşünü gördüğümüz ünlü merdiven sahnesini de biliyorsunuzdur. Kanımca sinema tarihinin en kıymetli sahnelerinden birinin çekildiği bu basamaklar, tabii ki sinema tarihindeki özel yerini almıştır. İşte Odessa ziyaretinin en değerli rotalarının başında o merdiven geliyor.

Ben de Odessa gezim sırasında, bir süre Potemkin Basamaklarında durup o sahneleri andım. Siyah-beyaz karelerin aklıma getirdiği o bebek arabasını ve diğer acıları yüreğimde yaşarken yanımdan geçen birkaç gençten Türkçe olarak şu sözleri duydum: “Eee? Merdiven işte! Ne özelliği var şimdi buranın? Bizde hiç merdiven yokmuş gibi neyine geldik bunun?” Umarım Süleyman Bey’in dediği gibi o gençler bir gün o basamakları görmüş olmanın kıymetini anlayacaklar. İniniz o basamakları. Çıkarken yandaki füniküleri kullanırsınız isterseniz: 3 UAH

Bu kente gidişimi özel kılacak iki anıdan biri Potemkin Merdivenlerinde geçirdiğim zaman, diğeri de Opera Binasında izlediğim bale gösterisiydi.

Salonun çocuklarla dolu olması benim için bambaşka bir heyecan elbet. Sanatçıların performansı olağanüstüydü. Tarihi binanın insanda yarattığı ürperti ise tanımsız.

 

Ukrayna Müzeleri ve bu tür binalarında çalışan görevli bayanların yaşlarının oldukça ileri olması da çok tatlı bir detay. Bir kişi 100 UAH

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Cafe «Kompot», Odessa  [Сеть кафе «Компот», Одессa] – Restoran zincirinin Odessa ayağı gayet hoş. Mekanın adı ‘komposto’ anlamına geldiği için her tarafı komposto kavanozlarıyla dekore edilmiş. En azından bana öyle geldi 🙂

Sokaklardan birkaç görüntü paylaşalım…

KALDIĞIMIZ EV:

Airbnb

*********************

Yarın: LVİV

Reklamlar