Annemin evindeyim. Kahvemi içip yumuşacık bakan denizi seyrediyorum. Güneş de tatlı tatlı göz kırpıyor ya kara bulutların arasından, keyfime diyecek yok.

Geldiğim günden beri durmadı yağmur. Her zamanki tuhaf coşkun hâllerimle sürpriz yapıp geldiğim için annem yok evde. Kilometrelerce uzaktaki bir başka evin geçmiş günahlarını yola koymaya, olurunu bulmaya gitmiş.

Bütün gece azdı, kudurdu gökyüzü. Ağladı da ağladı. Duyguları taze boşalmış bir kadın gibi. Titreye titreye. Söylediklerini dinlerken uyumuşum.

Sabaha karşı dürttü beni. “Kapıya bak” dedi. Allah Allah, elektriği de kesmiş sinirinden. Ortalık kapkaranlık. İyi ki şarjını kontrol ettiğim bir feneri yanıma almışım gece. Nedenini bilmeden sokak kapısına gidip feneri kapı altına doğrulttum. Hiçbir şey yok. Fakat üç saniye içinde köşeden içeri lıkır lıkır su girmeye başladı. Film gibi. Bir süredir rüyalarımla gerçek hayatım fazla iç içe girdiğinden rüya görüyorum sandım. Neyse ki şaşkınlığım fazla uzun sürmedi. Karanlıkta elime ne geçirdiysem kapının altına attım. Mutfak bezi ve annemin kurusun diye astığı bluz de gümbürtüye gitmiş. Ama iki saat boyunca durmadan içeri akan suyu silip leğene sıkmasam salondaki eşyalar -nemlenecekti-. Umarım doldurup doldurup boşalttığım koca leğen bu iş için uygundu 🙂

Tahmin edersiniz ki çocukluğumun geçtiği ev filan değil bu. Pek çok memur ailesi gibi taşınılıp durmuş, yüzlerce anı bırakılmış onlarca kira evinden sadece biri. Kahkahalar eşliğinden ‘yuva’ yapılmış olsa da ‘yine göçülecek nasıl olsa’ düşüncesiyle çok da içselleştirilememiş duvar öbeklerinden. Neyin nerede olduğunu fazla bilemiyorum o yüzden. Felaket durumlarının en kötü senaryosu yani. Gerekli malzemeye ulaşamamak. Yangın söndürmeye gelen itfaiye aracının hortumunun delik olduğunu fark etmesi gibi. O yüzden bilinçli toplumlar hiç erinmeden bolca tatbikat yapıyor. O nedenle şemalar çiziliyor, kriz yönetimi önemseniyor, eğitimler veriliyor.

 

Ben ne ders çıkardım? Annem gelince bu konuyu kendisiyle çalışacağım. Acil durum bezlerinin yerini öğreneceğim. Ama önce sokak kapısının önünde bulunan tıkanmış gideri açacağım. Çılgın Datça rüzgarı ne var ne yoksa getirip oraya biriktirmiş ve tüm yığdıklarıyla deliği tıkamış belli ki.

İçinde biriken ve yaşamını tıkayan her şeyi bir anda püskürtüp atmış ve saatler sonra titremeleri durulmuş bir kadın edasıyla yumuşacık bakıyor şimdi gökyüzü. Hafif suçlu hissediyor besbelli. Özür dileyecek kadar değil ama. “Yine yaparım” tehdidi var dudak kenarına yerleşmiş belli belirsiz gülümsemesinde.

Pıtır pıtır yağmur sesine kuşların mutluluğu karışıyor. Ne de albenilisin ey koca deniz. Ne güzelsin sen doğa.

Az öncesine kadar dövüşüyorduk hepinizle!

Annemin evindeyim. Kahvemi içip yumuşacık bakan denizi seyrediyorum. Güneş de tatlı tatlı göz kırpıyor ya kara bulutların arasından, keyfime diyecek yok.

 

Reklamlar