Etiketler

, , , ,

Sanatın ‘eder’i kafamı karıştırıyor. Aslında neyin sanat olduğu da kafamı karıştırıyor. Ve nasıl paha biçildiği de.

Banksy’nin tablosunun başına gelenleri duymuşsunuzdur. 1.4 milyon dolara alıcı bulduktan hemen sonra kendini imha etti. Çerçeveye yerleştirilmiş bir mekanizmayla tablo kendini dilimledi.

Banksy’yi çok severim. En sevilen tablosunun milyon dolar edeceği konusunda şüpheliyim. Bende olsa verir miydim bilmiyorum. Veren vermiş. Neler hissetmiştir tablo kendisini parçalayınca? Mahkemeye verse verilir mi? O kadar para verdiği eserin değeri yitmiş midir? Yoksa şimdi daha mı pahalı oldu? Kim karar veriyor?

En azından çerçeve doluydu. Murat Ülker’in yıllar önce 125 bin dolara satın aldığı boş çerçeveyi hatırlarsınız. Neden verir bir insan onca parayı dört çıtaya? Yoksa ben çıtayı fazla mı düşürüyorum?

Bedri Baykam’a saygısızlık etmek istemem. O yaptıysa, New York’ta sergilendiyse ve alıcısı da çıktıysa belli ki iyi bir sanat eseri. Bense sanattan hiçbir şey anlamıyorum.

Bunu Nezaket Ekici’yi tanıdığımda da söylemiştim. Dünya çapında ünlü performans sanatçımızın kitaplaştırdığı son projesini izlediğimde sanattan zerre anlamıyor oluşuma kızmıştım. Nezaket Hanım Alman Hükümetinin verdiği bursla İtalya’da muhteşem bir villada on ay kalmış, birçok proje üretmiş. Üçüncü dünya ülkeleri vatandaşlarının elli kuruştan başlayan fiyatlarla kıyafet sattığını görünce şu fikir uyanmış kafasında: Her gün yeni kıyafet alacak. O kıyafeti sabahtan yatana kadar üzerinden çıkarmayacak. Her gün aynı saatte aynı yerde fotoğraf çektirecek. Aldığı bursun beş bin eurosunu kıyafet alımına ayırmış. Geri kalanın bir kısmıyla kitap çıkarmış. Kıyafetler de dolabında çok yer kaplayınca hepsini uç uca ekleyerek top yapıp onu da sergiye koymuş.

Eve dönünce, internette diğer eserlerine bir göz attım. Örneğin bir tanesinde dolap dolusu kıyafeti üst üste giyiyor seyirci karşısında. İki saatlik bir performans sergiliyor bu şekilde.

Tesadüfen bu söyleşi üzerine izlediğim “The Family Fang” filmi kafamı iyiden iyiye karıştırdı. Dört kişiden oluşan Fang Ailesi, hayatlarını performans sanatı hâlinde geçiriyorlar. Ailece banka soymaya kalkışıp birden güle oynaya olay yerinden ayrılıyorlar. Çocuklar sokakta konser verip “bütün ebeveynleri öldürelim” diye şarkı söylerken anne-baba halkın tepkisini kameraya alıyor. Bu türden çeşitli ‘sanatsal’ faaliyetle geçen çocuklukları, ufak Fanglerde travma yaratıyor. Yaratmaz mı? Sürekli bu modda yaşayan bir anne baba. Güvensiz bir ortam. Nitekim anna-babaları öldüğünde bile inanmıyorlar. Bir yerden çıkıp gelirler diye bekliyorlar. O anne-baba ki ‘sanat’sız yaşayamıyor. Annem o kadar şakacı bir insandır ki bu aileyi performans sanatçısı yapan ama annemi yapamayan şeyin ne olduğunu merak etmeden duramıyorum. Babam tatbikata gittiğinde valizini hazırlayan annem mutlaka içine emzik, biberon koyardı. Komutanların yanında açılan çantadan çıkan emziği neden 10.000 dolara satamıyoruz şimdi? Ya da yemeğin üstüne koyarak garsonun kalp krizi geçirmesine sebep olduğu plastik hamam böceği, fare, çivi batmış parmak ve rengarenk peruklarını neden sergileyemiyoruz?

Sanat, evrensel önem teşkil eden konulara dikkat çekince çok değerli geliyor bana. Sanatçıların politikaya girmesinden hoşlanmasam da bir misyonları olduğuna inanıyorum. Kitaplarıyla, tablolarıyla, filmleriyle örtük ama önemli mesajlar vermelerini umuyorum. Tabii her zaman da mesaj kaygılı işler üretmelerini beklemek haksızlık olur. Ama ben neye sanat dediğimizi bilme çabasındayım daha çok. Marangozun çerçevesine neden 125 bin dolar verilmediğini anlama derdindeyim.

İnanın kıskançlık değil. Yadırgıyorum biraz, paranın garip hâllerde el değiştirişini. Yüz eşyayla yaşama akımını benimseyen bir grup insan mümkün olduğunca minimalist düzlemde yaşarken kontrminimalistler aradaki açığı kapamak istercesine para harcıyor ve harcatıyor. YouTube ‘sanatçısı’ gencecik kızların ürün tanıtım videolarını izleyince görüyorum banyolarında ve odalarında tepeleme yığılmış bakım ürünlerini ve makyaj malzemelerini. Lazım olmamasına rağmen aldıkları eşyayı anlatan videolarla dolu YouTube. Bizlerse sürekli azaltmaya, ikinci el almaya meylediyoruz. Sanırım serbest bakabilen sanatçı görüşlüler birinci gruptan çıkıyor. Benim gözlerim ister istemez 260 kere para verilmiş kumaş parçalarını görüyor, beynim anlamını sorguluyor, yüreğim ihtiyaç sahiplerine bağışlanmasını diliyor. Sanatı yitiriyor para desteleri arasında. 125 bin dolarla kaç yaşamın boş çerçevesinin doldurulabileceğini düşünüyor.

Yanıtımı buldum belli ki. Sanatın mali değerini algılayabilmek için refah düzeyinin yeterince yüksek olması gerekiyor sanırım. Yoksa benim gibi “çerçevenin içi boş” diye haykırıyorsunuz, uç uca eklenmiş sanatsal toptaki kumaşlar için harcanan suyu, sömürülen emeği görüyorsunuz, Banksy’nin sanatını parası ödenip satın alınamayan sokak duvarlarında kıymetli buluyorsunuz.

 

Reklamlar