Köpeklere fısıldayan adam Cesar Millan’ın programlarını izliyorsanız, köpek sahiplerini görmezden gelemiyorsunuzdur siz de benim gibi. Sokaklarımız köpekleri tarafından gezdirilen insanlarla dolu. Köpeğine söz geçiremediği için oraya buraya savrulan insancıklar 🙂

Oysa “köpekler çok basit canlılardır” diyor köpek davranış uzmanı Cesar. “Kim olduklarını, ihtiyaçlarını, dillerini, davranışlarının nedenlerini anlamayarak durumu zorlaştıran biziz. Onların da insan psikolojisine sahip olduğunu düşünüyor ve insan yerine koyuyoruz. Doğa anaya karşı gelemeyiz. Onlar öncelikle hayvandır, sonra köpek. Daha sonra da türleri gelir. Bu sıralamayı aklımızdan çıkarmamalıyız. Dişisi ve erkeğinin psikolojisi farklı değildir. İsmininse hiçbir önemi yoktur. Onların dünyasında sadece iki pozisyon vardır: lider ve takipçi.

“Köpeklerin psikolojisini anlarsak, onları sevmesek bile kontrol edebiliriz” diyen Cesar’ın ‘liderlik’ üzerine verdiği eğitimlerden ikisinden derlediğim notlarımı paylaşmak istiyorum sizinle.

İzlediğim tüm programlarında özetle şunlardan bahsediyor Cesar:

  1. Sakin ve kesin bir enerji
  2. Kural, limit ve sınırlamalar
  3. Senin liderliğinde yürüyüş
  4. Formül: 1.Egzersiz 2.Disiplin 3.Sevgi
  5. Tam zamanlı sürü liderliği

SAKİN, KESİN ENERJİ:

Köpeklerin karakteri olmaz. İsminin anlamını kavramaz. Geçmişi ya da geleceği de yaşamazlar. Onlar sadece enerjiye tepki verir, onlara nasıl yaklaşıldığına. Davranış kontrolünü sağlayan da beden dilinizden yayılan enerjidir diyor uzmanımız. ‘Calm & assertive’ (sakin ve kesin) tabirini dilinden düşürmüyor Cesar. ‘Assertive’ kendine güvenen, kesin, net ve olumlu duruşu anlatır. Güne sakin ve kesin bir enerji ile başlamalısın. Kendi köpeğine de sokaktaki herhangi bir köpeğe de bu enerjiyle yaklaşmalısın. Kendi enerjinle gücü ele alamazsan, onlar da istenmeyen davranış geliştirirler. Eğer gergin, korku dolu, yılmış, sinirli, pasif ya da yorgun bir enerji üretmekteysen, köpeğin liderliğini başaramazsın. ‘Başaramayacağım’ endişesiyle yaklaşırsan başaramazsın. Kafamda başarısızlık hissi yaratırsam, tasmanın kayışından köpeğe geçer bu ve gerçekten başarısız olurum. Zaten üstesinden gelemeyeceğime inanarak başlarsam ne kadar başarılı olabilirim ki? Başarısızlığa takılıp kalmaz, onu düşünmeden rahat davranırsan zaten başarı farkında olmadan gelecektir. “Bazen insanlar köpekleriyle konuşarak saatlerini geçiriyorlar, ama aslında konuşmaları gereken kişi kendileri.”

KURAL, LİMİT, SINIRLAMALAR:

Kural, limit ve sınırlamalar hemen belirlenmeli ve oturtulmalı. Bir yıl beklersen köpeğim büyüsün diye, o sana kural, limit ve sınırlama getirmeye başlar. Bu durumda, uzun zaman önce kaybettiğin pozisyonu geri almaya çalışman gerekir. Köpeğin ebeveynlerinin yolundan gitmek en doğrusudur: Anne köpek, yavrunun beklemesini sağlar; onlarla birlikte yürür; yuvadan ne kadar uzaklaşabileceğini ifade eder. Ondan sonra birbirleriyle aktiviteler deneyimlemelerine izin verir ve uygun bulmadığı bir durum olduğunda gelip ısırır ya da enselerinden tutup taşır. Bu yolla kural, limit, sınırlamaları paylaşmış olurlar. Kural, limit ve sınırlama oluşturulmazsa saygı duymazlar. Cinsi ne olursa olsun her köpeğin kural, limit ve sınırlamaya ihtiyacı vardır.

Yaptığı olumsuz davranış için ‘sonuç’ yaratmak gerek. Evden kaçıp üç evi dolaştıysa, bunun benim tarafımdan ‘istenmeyen’ davranış olduğunu anlaması için onu evin bir köşesinde hareketsiz tutmalıyım bir süre ve bu süreye benim karar vermem gerekir. Sonuçları bilmeli. Böylece kaçma korkusu olmadan kapıyı tekrar açabilirim. Ayrıca kuralları kesinlikle sürü liderinin koyması gerekir. Bir başkasının değil.

YÜRÜYÜŞ:

Köpekler gezmeyi sever. Dünyayı yürüyerek deneyimlerler. Basit bir yürüyüşün çok anlamı vardır. Köpeğinizin sizinle en üst düzeyde bağlantı kurup uyumlanmasını sağlar.

Ayrıca, köpeğin zihni ile iletişime geçebilmeniz için bedenindeki enerjiden kurtulmak gerekir.

Aşırı havlamak örneğin, köpeğin yeterince egzersiz yapamadığının göstergesidir. Kocaman bir arka bahçeniz olsa bile köpeğiniz engellenme yaşayabilir. Enerjisini bir yerlere akıtması gerekir. Bunu yapamazsa, içinde bulunduğu engellenme halinden aşırı havlamayla kurtulmaya çalışır. Bilgisizliğimiz yüzünden köpeğimizi suçlarız: “Her şeyi denedim. Kurabiye verdim, mamasını değiştirdim, yeni minder aldım, her şeyi yaptım. Ama bir problem var bu köpekte.” Yeterince egzersiz yapamıyor! Enerjisini atamıyor ama siz daha da fazla enerji katıyorsunuz hayvanın varlığına. Fiziksel egzersiz yaptırmıyor, psikolojik zorlama yaratmıyorsunuz. O da aşırı heyecan gösteriyor, atlıyor, zıplıyor, havlıyor.

Köpek evden kaçıyorsa da ya sahibi ona yeterince egzersiz yapma fırsatı vermediğindendir ya da sahibi ona gerektiğince kural, limit, sınırlama koymayı bilmediğindendir; ki zaten bu iki durumdur sizi ortamdaki sürü lideri yapan. Doğada hiçbir köpek sürüsünden kaçmaz.

Her gün en az 45 dakika yürüyün. Yürüyüşten sonra da köpeğinizi besleyin. Asla öncesinde değil. Yürüyüp yorulmuş, uysallaşmış haldeyken. Sakin ve sessiz olmadan, oturmadan yemeklerini vermiyor Cesar.

Yürürken köpek önde olmamalı. Onun önünden yürümeniz köpeğin sizi sürü lideri olarak görmesini sağlar. Sahibini kapıya getiren o olmayacak bir kere. Önde olan köpek sahibine saygı duymaz. Köpeğin sürü lideri olmazsan sana saygı duymaz. Güvenir ama saygı göstermez.

Tasmayı tuttuğunuzda yanınızda oturacak. Köpekle yan yana durmanız da onun sizi takip eden konumunda olduğunu gösterir. O pozisyondayken kapıyı açmaya gideceksiniz. Tasmayı arkadan çekiştirerek değil. Buraların sahibi benim edasıyla omuzlarınızın dik, başınızın dik olması gerekir ve sizdeki bu enerji tasmanın kayışından köpeğe geçer. Havlayıp fırlayınca tasmasını sıkmak, gergince çekmek onu daha da geriyor. Tasmayı tutuş şekli köpeği bir silah haline getiriyor. Seni korumaya geçiyor. Kayışın ardındaki gerginlik öğrenilmiş davranışı şiddetlendiriyor. Heyecanı artırıyor. Meydan okuyor hayvan.

Köpek ufacık bir yeltenme gösterdiğinde “şşt” diyor sadece Cesar, kısacık ve sakin bir hareket uyguluyor tasmaya ve köpek de duruyor. O kısacık hareket köpeğin beyninin bir sonraki aşamaya geçmesini engelliyor. En son “otur” diyor ve kapıyı öyle açıyor. Köpek agresyona devam etmek isterse, popoyu hafif dürtüyor ki hayvanın düşüncelerinin yönü değişsin. Yüz ifadesini gözlemlemeliyiz. Bakışı ve sesi değişmeye başladığı gibi müdahale etmeliyiz. Onu “Sadie”olarak göremezsin. Onu saldırmak üzere olan bir köpek olarak görmelisin ve istenmeyen davranışa izin veremezsin. Sen müdahale etmeden sadece pasif bir şekilde bekliyorsan köpek bu enerjini kötüye kullanacaktır.

Arkasından sürekli “Sadie dur! Sadie hayır!” diye bağırmamız da beyinde heyecan yaratır. Çünkü ses, rahatlama değil heyecan yaratır. O yüzden, sadece gerektiğinde “şşş” diyor ve bu sesi de şöyle açıklıyor: Doğada sürü lideri hırlar. Biz de bu duruma hizmet edecek keskin bir ses kullanmalıyız. Boğazından değil diyaframdan gelmeli. Boğazdan olunca bağırmak olur ve köpekte heyecan yaratır. Bir tanecik, kısacık, keskin, sert, kararlı bir ses: şş. Ama onu da düzenli ve sık yaparsan heyecanı onayladığını düşünür.

Köpek şunu anlamalı: Ben ne zaman istersem o zaman hareket ederim. Kapıya yönelmek benim kararımdı. Kapıyı ben açtım ve geleni eve buyur ettim. Her hareketi ben başlattım, o kişinin alanıma girmesine izin verdim ve köpek de bunu adım adım gördü. Sen evine sahip çıkmazsan köpek çıkacaktır.

Evsizlerin yanında gezen köpekler sağda solda havlayan diğer köpeklere aldırış etmez. Sadece sahiplerine odaklı, onlarla uyum içindedirler. Kedi geçse bakmaz. Senin gezdirdiğin köpekse çoğunlukla önden gider, başka köpeklerle havlaşır. Bir de sen gergin, tedirgin olursan ya da korkup endişelenirsen, resmen bir havlama yarışı başlar. Oysa ki köpeğin, sağdan soldan gelen köpek havlamalarını umursamamayı öğrenmesi lazım. Çılgına dönmeden herhangi bir köpeğin yanında oturabilmesi lazım. Böylece evinin önünden geçtiği köpek de havlamayacaktır. Çünkü bizim köpeğimiz onun alanına saygı göstermiş olacak. O evin köpeği de olumsuz bir enerji almadığı için agresif enerji yansıtmayacak.

 

FORMÜL:

İlişki, iki varlık arasında gerçekleşir. Kim olduklarına saygı göstermek gereksinimlerini karşılamayı gerektirir. Hayvana ihtiyacı olanı vermelisiniz. Yani, yiyeceği ve suyu için çaba harcaması (basit bir yürüyüş); onu elde edebilmek için vücudunu hareket ettirmesinin yanı sıra düşünerek kafayı kullanması, ve bunların getirdiği denge. Bu kadar basit. Kafasını ve bedenini kullanabilen köpek dengede kalır ve dengeli hayvan da sakin, dingin, odaklanmış ve sizinle uyumlu olur. Kısaca gereksinim karşılanma formülü şudur: egzersiz – disiplin – ve ancak ondan sonra sevgi, ilgi, şefkat gelir (Formül: 1.Egzersiz 2.Disiplin 3.Sevgi). Genel hata şu sırayı takip etmektir: Önce sevgi, sonra egzersiz, sonra disiplin. Ya da önce sevgi sunmak, sonra egzersiz yaptırmak, ama hiçbir zaman disipline etmemek. Ya da sadece sevgi vermek. Şöyle anlatıyor Cesar: ‘Seviyorum amaaaa… Çok tatlııı… Sevmek için köpek aldım, sevgi vermek için onu kurtardım’ sözleri yanlıştır. Sevgi, insanın gereksinimini karşılar, köpeğin değil. Hatta ABD’de görme engellilerin yanındaki köpeklere dokunup sevmek kanunen yasakmış. ‘Sevgi’ paylaşmamız gereken son şeydir. Egzersiz ve disiplin onların gereksinimidir. Sevgi, ilgi, şefkat ise bizim içindir. Anahtar sözcük ‘denge’dir. Basit bir denge. Köpeğin bana ihtiyacı yok. Ona ihtiyaç duyan benim.

Ayrıca köpek sana riayet etsin diye sevgi gösterisinde bulunmazsın. Çünkü köpek, sen onu sevesin diye itaat etmez. Önce ihtiyacı olan kafa ve beden egzersizini temin edersin. Yeterince egzersiz yapmış bedeni ve senin sakin, kararlı, net, kesin enerjinle köpek zihni sakin-itaatkar duruma geçince de ilgini, sevgini, heyecanını paylaşabilirsin. Kuralları koymadan sevgi gösterme. Yanlış davranışına rağmen sıf sakinleşsin diye seversen eğer “bu davranışını onaylıyorum” demiş olursun. Ancak o uysal moda geçtikten sonra sevmelisin.

TAM ZAMANLI LİDERLİK:

Üstteki dört kurala diyet gibi bağlı kalmalısın. Sürü lideri olmak tam zamanlı bir iştir. Köpeklere her gün ne yapacağının söylenmesi gerekiyor, ama biz bazen tembellik yapıp bazı günler hiç liderlik sergilemiyoruz. Oysa onların ihtiyacı olan şey orta yollu bir liderlik değil, yüzde yüz liderliktir. Duygusal, sevimli bir lideri değil sakin-kesin enerjisi olan dominant lideri takip ederler.

Liderlik konusunda uzmanlaşmalısınız. Doğal habitatlarında, sürü lideri her şeyi kontrolü altında tutar. Ne zaman yürüyeceklerini, ne zaman dinleneceklerini, ne zaman yiyeceklerini, kimi avlayacaklarını, hangi yöne gideceklerini söyler. Konuşup da ardından “kararım size uyar mı millet” diye herkesin fikrini sormaz. Sadece yapar. Tartışma olmaz. “Hemfikir miyiz” diye sorulmaz. O yüzden sen de köpeğe “hadi ama, bu taraftan gidelim, bak buradan gidersek sana kurabiye vereceğim” gibi laflar söyleme çünkü sen dil dökerken köpek sadece otları kokluyor olur.

Eve girdiğinde köpeğin üzerine atlıyorsa, çıkmak için kapıyı açtığında senden önce dışarı fırlıyorsa, evdeki sürü liderinin köpek olduğunu anlayabilirsin. Eğer sana havlıyor ve sen o zaman ona yemeğini veriyorsan sürü lideri odur. Eğer sen uyurken patisiyle seni dürtüyorsa sürü lideri odur. Sana bir şeyler yaptırıyorsa sürü lideri köpektir. Senin belirlediğin saatlerde uyanıyor, kapıyı açıp dışarı ilk çıkan sen oluyorsan sürü lideri sensindir. Yüzde yüz olmak durumundadır. Seni yönetmesi için köpeğine alan bırakmamalısın.

 

 

DOĞA ANA:

Köpeklerin gerçek dünyasına yani onların insansız doğal ortamlarına bakarak edinmiş Cesar bu izlenimleri. Girdiği her köpek sürüsünün tartışmasız lideri oluveren, kendi gözleri de köpek bakışlarını andıran Meksika doğumlu Amerikalı uzman şöyle anlatıyor:

Köpek yavruları sürüde kendine bir yer edinmek durumundadır ki bu onların statüsünü belirler. Ama bizde olduğu gibi bir isimleri yoktur. Dişi ya da erkek olabilen sürü lideri her zaman için sakin ve kesin bir varoluş enerjisi saçar. Asla endişe, kaygı, panik, gerginlik sergilemezler. Hep sakin ve kesindirler ve tüm hayvanlar da bu sakin ve kesin enerjiyi takip eder. Erkeğinde de dişisinde de durum aynıdır. Hayvanların duygusal enerjiyle karşılaştığı tek zaman biz insanlarla yaşadıkları zamanlardır. Bu yeryüzünde, stabil olmayan liderleri takip eden tek canlı türü biziz. Hayvanlardan da farklı bir hayat beklentimiz oluyor. Daha yavruyken onları bebeklerimiz yapmak istiyoruz. Yani kendi gereksinimlerimizi karşılıyor, onlarınkini unutuyoruz. Onların hayatında neyin önemli olduğuna takılmıyoruz. İşte kontrolü onların eline verişimiz burada başlıyor. Köpekler seni isminle, ırkın ya da başarılarınla bilmezler. Her gün onlarla paylaştığın enerjiyi ve onlarla yaptığın etkinlikleri bilirler sadece. Doğum anında anne köpek sakin ve kesindir ve bu enerji, yavru köpeğin deneyimlediği ilk enerjidir. Sen de sevginden önce sakin ve kesin bir enerji paylaşmalısın. Sevgiyi armağan olarak sun. Ömürleri boyunca onları seven tek sürü lideri biz oluruz. Onların dünyasındaki sürü liderleri doğum günü partileri düzenlemez, davranışlarını ödüllendirmez, dönüp arkasına kendini takip eden köpeklere “teşekkürler çocuklar, beni on mildir izliyorsunuz” demez. Amerika’da yaşayan köpeklerin barınağı, yiyeceği, sevgisi var ve dengesiz davranan da hep onlar oluyor. Çünkü yiyecek ve su için çabalamıyorlar. Bu kadar basit.

Hayvanlar aleminde ‘beklemek’ kim oldukları gerçeğinin bir parçasıdır. Yemek yemek için beklemek zorundadırlar. Yiyecekleri kargo ile önlerine gelmez: “Buyurun bir zebra.” Evcil köpek tabii ki yiyeceği için avlanmayacak, ama evcil olması yemek için çaba harcamayacak anlamına da gelmez. Beklemek psikolojik bir egzersizdir. Yavru köpekler bile annelerini beklerler ki yiyecek getirsin. O yüzden yiyecek ve suyu için uğraşmasını istediğimiz sürüyü beslemeden önce yürütürüz.

Yuvaya gelen anne köpek “selam bebeklerim, çok tatlısınıııız” demez. Bu anca insanlarla yaşarken yapılır köpeklere. Bunu yapınca da onlara heyecan enerjisi olarak görünürüz. Bu sebeple pek çok köpek sahibini dinlemez. Anne köpek asla heyecanlanmaz.

Stres altında bir köpek gördüğümüzde ya da tüm köpeklerin saldırdığı bir köpek gördüğümüzde çok üzülürüz. Oysa köpekler bu konuda kendilerini kötü hissetmezler. Bize kötü gelen o durum bitince kalkıp yine hep beraber takılırlar. Dövme işi bitince dövülen köpeği yalarlar, hep birlikte oynamaya başlarlar. Kişisel almazlar. Kişisel almak biz insanlara özgüdür. Bu nedenle travmatik deneyimler yaratırız.

Ayağı kayıp kafasını cama geçiren bir köpeğin sahibi “Aman Allaaahııım, nooolduuu” şeklinde yaygara koparacağına, gelip sakince hayvanın sağına soluna baksa köpek de kalkıp silkelenir ve yoluna devam eder, travma geçirip kaygan zeminlere karşı korku geliştirmez. Yanına gelen bir insan değil de başka bir köpek olsaydı, gelir koklardı sadece, diğer köpek de kalkıp silkelenirdi ve birlikte yürür giderlerdi. Ama asla bir panik ortamı paylaşmazlardı. Köpeğe üzülmezlerdi.

İnsanlar, stres altında bir köpek görünce ona insan gibi davranırlar ve ilk olarak sevgi sunma eğiliminde olurlar, şefkat gösterirler, yiyecek verirler, başından geçenler için ona acırlar. Fakat hayvan krallığında zayıflık yüceltilmez. Biz de bunu yapıyorsak beyni yanlış yönde yetiştiriyor, instabiliteyi besliyoruz demektir. Stres altındaki bir köpeği kucağınıza alırsanız, sadece davranışını kuvvetlendirmiş ya da beslemiş olursunuz.

Köpekler burunları açık doğar. Dünyaya geldikten sonraki 15 gün içinde gözleri açılır. 21 gün kadar sonra kuakları açılır. Yani daha gözleri ve kulakları açılmadan önce anneden ayrılırlar. İlişki ve bağlantı kurmak için en güçlü araç burunlarıdır. Bizim gözlerimiz gibi. Görmediğimiz şeye nasıl inanmıyorsak, köpekler de koklamadıkları sürece bir şeye inanmazlar. Beni koklamazsa hakkımda hiçbir şey bilemez. O yüzden, dokunmak, konuşmak ve göz teması kurmak sizi tanıması yolunda yararsız davranışlardır. Okşamanız, sevmeniz köpeğin sizi daha iyi anlamasını sağlamaz.

 

EKSTRALAR:

* Emin hissetmediğinizde profesyonel destek almalısınız.

* Cesar, köpekle ilk karşılaşmasında asla göz teması kurmuyor. Onu yok sayıyor, orada değilmiş gibi. Konuk gittiği bir evde kapıyı açan kadın, köpekle göz teması bile kurmayan Cesar’a ısrarla köpeğini tanıttıktan sonra şaşkınlığını ifade ediyor: “Üstüne atlamadı! Normalde gelene atlar.” Cesar gayet sakin yanıtlıyor: “Liderlik önemine ya da otorite figürü önemine sahip olduğunu düşündükleri bir şeye atlamazlar. Öyle birini görünce insanlar bile yanlış hareket yapmamaya çalışır. Biz önemli şahsiyeti kıyafetinden anlarız ama köpekler sadece o kişinin davranışından anlarlar.”

* Geçmişte yapılan yanlışı unutmazsan, yani geçmişte ya da gelecekte yaşarsan, köpeğine de asla sana güvenip saygı duyma şansı vermemiş olursun. Başta yaptığı istenmeyen davranışa rağmen, bir kere itaatini gösterdiyse, şu an artık ona inandığınız hissedilmeli.

* Çoğu zaman, insanların en kötü kullandığı araç, kendi enerjileridir.

 

NOT:

Ne diyeyim? Cesar’ın hakkını Cesar’a verelim…. 🙂

Kısaltmak için elimden geleni yaptım, ama birçok yerini çok değerli bulduğum için fazla başarılı kısaltamadım. Yine de çevirinin tamamını isteyen olursa yollayabilirim.

 

KAYNAKÇA:

Cesar Millan Mastering Leadership Volume 1 (2006)

Cesar Millan Mastering Leadership Volume 2 (2006)

Cesar Millan Mastering Leadership Series Volume 1 – by Dog Behaviour Expert Cesar Millan

Reklamlar