Çok üzüldüğüm bir süreçten geçiyorum. Daha küçük yaşlarda daha büyük acılar yaşadım ama bu kadar üzüldüğümü hatırlamıyorum. Sanırım en kötüsü çaresiz kalmak. En kötüsü ellerini kollarını bağladıkları hâlde yükseklere uçmaya ve yeniden sarılmaya çalışmak… Ve neden seni böyle bağladıklarını bir türlü anlayamamak.

Sona erdi mi bu süreç? Yoksa zaten sonuç muydu süreç sandığım? Bilemedim. Ama çok uzun sürdü… Yazılarımın zaman aralıklarının tutarsızlığından da anlamışsınızdır. Dolayısıyla hayran kaldığım yorumlarınıza yanıt verecek gücü bile bulamadığım zamanlarım boldu. Beni de boğdu. Özür dilerim.

‘Öğrenince Mutluyum’u da kapattım. Bu kadar keyif veren, beni mutlu eden şeylerin aniden hayatımdan çıkması üzüyor elbet. Hislerimi daha basit karalamalarla ifade ettiğim ‘Özlemle Şurdan Burdan’ bloguma yoğunlaşacağım. Yüreğimi hafifletecek kanatlara ihtiyacım var.

Uzun aradan sonra ilk yazımı bu sabah koydum: “Zor İşler” Belki bakmak istersiniz. Bir buçuk aydır bana dost olan İnanç Ayar hatırlattı: “Yüz gün boyunca her gün bir saat yaptığın bir şeyde daha iyi hâle gelirsin.” Onun, kendi süreci başında aldığı kararı uygulayacağım. Bir ay boyunca her gün 250 kelime yazacağım diğer bloguma. Bunu size duyurarak yine Ayar’ın bir başka fikrini uygulamış oldum: Kararımı başkalarına söyleyerek kendimi hedefi gerçekleştirme konusunda zorlamış oldum yani sosyal baskı uyguladım. Çok da haşin davranmayın olur mu? 🙂

Yine bu süreçte ‘Minimalist Günlük’ yazarı Pelin Hanım’ın blog yazıları serinletici geldi. Her yer o kadar karanlık ki kapkara harfler okunmuyor baktığım birçok yerde. Gözlerim okumak istemiyor ya da. Yüreğim almak istemiyor daha. “Okumak tuvalete girmek gibidir” diyen bir insan olmama rağmen elime kitap almakta bile zorlandım. Aynı iki roman uzadı gitti.

Peki ne yaptım? İspanyolca öğretiyorum kendime. Ankara’dayken üç girişimim olmuştu başarısızlıkla sonuçlanan. Kurs öğretmenlerim, üniversite hazırlıkta tuttuğu defter sayfalarını tahtaya kopyalayıp bizim ezberlememizi beklemeyi ‘dil öğretimi’ olarak görünce üç kez sıfırdan başladığım macera yine sıfırda kaldı. Şimdi kendi öğretmenim oldum. Internette mükemmel videolar var. Her gün çalışıyorum. Çok sevdiğim İspanyolca şarkılar var. Onların sözleri üzerinden bağlantı kuruyorum ve bu dili dünyama yerleştirmeye çalışıyorum. Duolingo ve Busuu gibi siteleri biliyordum da kullanma ihtiyacı duymuyordum. Arkadaş edinip dil pratiği yapabileceğiniz siteler ve uygulamalar da olduğunu dün öğrendim. Şimdi onları bir deneyeceğim: Speaky, Hellolingo, InterPals

Sıkıntılı bir süreçten kendimi geliştirerek çıkmaya çalışıyorum. Kendime hedefler koyuyorum ufak ufak ve büyük büyük. Instagram öğreniyorum örneğin. Mini projeler uydurup heyecanlanıyorum.

Seviyesiz işlere toleranssızlığımı rafa kaldırmaya çalışıyorum ki diğer insanların neler yaptığını, hangi kafada olduğunu görebileyim. Berbat YouTuberlarla dolu ortalık. Garip fikirlerini insanların beynine naklettikleri videoları izliyorum ki onlara delicesine hayran gençlerin derdinin ne olduğunu anlayabileyim. Kimi poposunun videolarını çekip duruyor, kimi ne kadar zengin olduğunun kanıtlarını paylaşıyor, kimi anıra anıra gülüp küfrederek beğeni topluyor. Kadınlara ait -özel- hiçbir şey kalmamış ortalığa dökülmeyen.

Saha araştırması amaçlı olarak bu tuhaflıkları izlerken çok güzel kanallara da rastladım ama. Farklı ülkelerde yaşayan Türk çiftlerin o ülkeler hakkında verdikleri bilgileri paylaşan videolar çok değerli: Amerika’da karavanla gezmekte olan gezigezive çifti, Avustralya’da her işi denemiş Süleyman Yeşilipek, Japonya’da çalışan kişilerin kanalları olan Melike Uysal, Sergul Kato, Japonya’da Günlük Hayat gibi, Amerika Sohbetleri gibi.

Öğrenmeye devam. Kendimi dürtmeye, rahatsız etmeye devam. Yapmam dediklerimi yapıyorum. Yeni insanlarla tanışıyorum. “Bir insan neden 46 yıl boyunca bir kerecik olsun kısır yapmak istemez?” diye bir soruyla uyanıp kalkıp kısır yapıyorum. Tabii bendeki bu tuhaf değişim en çok eşimin işine geliyor. Çalkantılarıma yıllardır alışık olduğu için görüp göreceğinin bu olabileceğini iyi biliyor, anın tadını çıkarıp kısırları götürüyor. 🙂 Buradan doğum gününü bir kez daha kutlarım canım. Sen olmasan bu kadar özgür olamazdım.

Her zamankilerden daha kişisel bir yazı oldu bu ama kısaca ne durumda olduğumu özetlemek istedim uzun bir aradan sonra. Nasılım, iyi miyim?

Reklamlar