“Dinleyeceksin beni” diyordu. İçeceklerimizle ateş başında keyfe durmuş olmamız onu çok ilgilendirmiyordu. Kızgındı. Ellisine merdiven dayamış ömrünün acılarını benden çıkarmak istiyordu o gece.

“Sizin yüzünüzden kendimi buraya hapsettim.”

Bunu siz duysanız kahkahayı koyverirdiniz. Kendini hapsettiğini söylediği yer, Akdeniz’in en muhteşem köylerinden birinde deniz kenarı bir alan. Kızgın adam da o toprakların sahibi. Doğanın kendisinden daha doğal kafesiyle üç-beş bungalovu, köy esnafına parmak ısırtacak kadar dolup taşar yıllardır.

Onbeş yıllık müşterilikten sonra yüce dostluğuna terfi ettiğimiz kızgın adama bir-iki laf da ben ediyorum ama görüyorum ki beni duyacak durumda değil. Bana saydırarak hayatını sorguluyor o gece. Karakterli oluşunu. Sağlam duruşunu. Tarzından ödün vermeyişini. Ne iste(me)diğini bu kadar net biliyor oluşunu. Yıllardır değişmeyen ve her birini fazlasıyla sevip önemsediği müşterilerini. Nereye gitse koşa koşa geri döndüğü hamağı tutan iki yorgun kalası…

“Hapsettim kendimi! Ne olurdu ben de şuraları beton yapsaydım? Ne olurdu adamlara ‘çay yok’ demeseydim de demleyiverseydim? Çekirdek yenmesine izin versem siz bir dakika durabilir miydiniz burada? Verseydim keşke.”

Yarım asır hayatın boşa gitmesinden beni suçlayan laflar teğet geçiyor. Can dostum o benim. Ciğerini bildiğim ‘adam’. Köşeye sıkışmış hissettiren hayatının mutsuzluğunu haykırmaktan başka derdi olmadığını biliyorum. Gel gör ki, başında dikildiğimiz ateşten de sıcak sözleri yakıyor. Buram buram duygular nefes almayı zorlaştırıyor. Kuru esen rüzgarın geceye yaydığı kıvılcımlar yüreğime sıçrayarak kendi yaşamımı sorgulatan mekanizmayı ateşliyor. Ben de kendimi hapsettim buraya… Karakterime. Sağlam duruşu erdem bilişime. Tarzımdan ödün vermeyişime. Ne iste(me)diğimi bu kadar net biliyor oluşuma hapsettim kendimi. Dinleyeceksiniz beni!

Topuklularıma binip müdürlerimi dolaşmanın daha önemli olduğunu düşünebilseydim… Öğrencilerime vakit ayırmamı engellemeye çalışan herkesi kırmasaydım… Yıllar içinde kişiyi hasta edeceğini bildiğim bir ürünün reklamını yapabilseydim… Kimseyi derinliğime çekmeye çalışmasaydım da ben sığ sularda oynayıp küçücük balık ısırdı diye dev çığlıklar atsaydım… Balıkları kurutup boynuma kolye yapsaydım…

Asla gitmediğim düğünlerden hiç çıkmasam ve son aldığım abiyenin fotoğraflarını paylaşsam, saçımı nasıl da boyattığımı anlatsam bir dakika durabilir miydiniz burada? “Ben onu seviyordum ama o bana gelmiyordu” diye başlayan satırlar karalasam? Sizin yüzünüzden paraları desteleyemedim. Dövüştüm durdum hayatla. Çoğunluğun yaşadığı hayatı kaçırdım, doğru olduğunu düşündüğüm işleri yapmaya hapsederken kendimi. Dinleyeceksiniz beni…