Italo Calvino’nun şu benzetmesini okuduğumda, kitabı yere bırakıp düşüncelere daldım: “bir kağıt parçası gibi birbirinden ayrılamayan ama birbirine de bakamayan bir ön, bir arka yüzden oluşur yalnızca.” Hayatta ne çok insanla bir kağıt gibi yaşıyoruz. Eşimiz, babamız, patronumuz, öğrencimiz, iş arkadaşımız, kızımız… O yüzden küçücük bir laf bile kağıt kesiği gibi acıtıyor demek ki.

* * *

Dünkü olağan kontrollerden birinde, hayatımı sorgulatan tanımlamayı duydu bu kulaklar. Kimliklere ve yüzümüze bakan memur bey, polis otosundaki meslektaşına seslendi: “Bunlar düz yetişkin.”

* * *

Dost sohbetinde soruldu “sende de ölüm korkusu var mı” diye. Dedim bende yaşam korkusu var. Her anımı hak ettiğince yaşayamıyorsam diye ödüm kopuyor.

* * *

Hafta sonu katıldığım bir konferansın konuşmacılarından Dr Simon Phipps kendi yaşamına dair paylaştığı bir örnekle sınıf içinde dil öğreniminin gerçekleşememesini irdeliyor: “Ankara’ya ilk yerleştiğimde işe dolmuşla gidip geliyordum. İlk durakta binip son durakta indiğim için, dil bilmemem sorun olmuyordu. Haftalarca dolmuş diline maruz kaldıktan sonra bir gün yolda inmeyi denedim. Ayağa kalktım ve her gün defalarca duyduğum tümceyi tekrarladım: ‘Bir yerde inecek var.’ Şoför döndü, tuhaf bir biçimde bana baktı ve sordu: ‘İnmek mi istiyorsun?’ Bu garip tavrı anlayamadım. Sonraki günlerde kulak kesildim ve yaşadığım problemi çözmeye çalıştım. Öncesinde hiç dikkat etmediğim cümleyi şimdi can kulağıyla dinliyordum ve o zaman fark ettim ki başında bir de ‘müsait’ var. Öğrenmiş oldum. Kimse bana bu cümleyi öğretmedi. Dil bilgisi yönünden inceletmedi. Her gün istemsizce maruz kaldım. Gereksinim duyunca da denedim. Bir yanlış olduğunu hissedip soruna odaklandım. Öğrendim. Başta dolmuşta bu cümleyi çalışmamıştık. Hatam yüzüme vurulmadı. Şoför bana kızmadı. Sıkıntıyı sezerek öğrenmeye istek duydum. Doğru bilgiye ulaştım ama şoför şunu demedi: ‘Iıh yanlış yapıyorsun. Arkamdan tekrarla: Mü-sa-it bir yer-dee i-ne-cek vaaar.’”