Birisi size gelip “yapamıyorum, bunun yolunu göstersene” dese yardımcı olursunuz değil mi? Peki, yapamadıklarından dolayı sizi suçlasa ve çıkar yol bulmak için en ufak bir çabası olmasa? Sizi bilmem ama öyle enerji törpüsüne değil yardım etmeye çalışmak, konuşmak bile gelmiyor benim içimden. Başkalarını suçlamanın rahatına sığınan tembeller olduklarını düşünüyorum. Günümüzde suçlamanın boyutları o kadar arttı ki ‘aile dizimi’ gibi trend kavramlara bürünüp ailemizi suçluyoruz. Şişman olmasının nedeninin, kendinden yüzlerce yıl önce yaşamış bir Fransız kız olduğunu tespit edip ruhsal hafızasını silerek onlarca kilo vermiş kadını hayranlıkla dinliyor, bize de yapsın diye paralar bayılıyoruz.

Neden depreşti yine bu icraat yoksunu suçlamacı güruha sinirim? Gezme tutkumdan. Küçüklüğünden beri gözünü başka ülkelere dikmiş, en sevdiği oyun atlas incelemek olan bir gezenti olarak her fırsatta yollara düştüğümden, “senin tuzun kuru” martavalına karnım tok. Kocaman yürekli ve kalbince konuşmalı bir kadın blog yazarı dürttü bu kez, ülkede yaşananlardan dolayı gezmekten korktuğunu anlatan yazısıyla. Hem satırları hem de yorumuma yanıtı öyle samimi, öyle çözüm bulmaya yönelik, öyle fikir paylaşımı ister bir tondaydı ki, iki satırla geçiştirmek değil sayfalarca anlatmak istedim bildiklerimi.

 

Daha yetmişli yıllardayken dünyanın geri kalanına kafayı takmış, seksenlerde tüm planlarını bu düşe odaklamış, doksanlarda arzularını gerçekleştirmek için kılı kırk yarmış, ilk yurt dışı gezisini 2004 yılında yapmış ve ondan sonra da iflah olmamış bir insanın deneyimleriyle söyleyebilirim ki gezmek artık çok kolay! Bir kere bilgiye, kaynağa, kişilere erişim çok kolay. Yabancı arkadaş bulmak için bir kurum aracılığıyla mektup gönderip haftalarca yanıt beklemiyorsunuz örneğin. İletişim bu denli kolay olunca da tüm süreç olumlu etkileniyor. Ayrıca, neredeyse bireyin bedeniyle bütünleşmiş teknoloji öyle bir düzeyde ki, her türlü engeli yok edebilecek uygulama sunuyor.

Tüm bu desteğe rağmen nedir zor olan?

* Para: İlk kez kendi maaşımla -tatil- yaptığım yer Olympos’tur. Yıl 1994 ya da 95. Hiç parası olmayan yabancı bir arkadaşımı da götürdüm. Ağaç üzerine çakılmış dört tahta duvardan oluşan ve tuvaleti bile olmayan odanın parasını verince geriye bir şey kalmadı. Yanımızda arkadaşımın ailesinin yolladığı koca bir kavanoz krem peynir vardı. Her gün kilometrelerce yol yürüyüp o zamanın tek bakkalından ekmeğimizi alır, geri dönüp sandviç yapar, cayır cayır odamızda yerdik. Bu cefaya katlanmayı makul kılan nedir? Gezme-öğrenme isteğinin yoğunluğu elbet. Olympos’a dünyanın dört bir tarafından gençler gelir. Tanışır, sohbet eder, farklı kültürler öğrenirsiniz. Birbirinizi çok severseniz ülkelerine davet edilirsiniz. Yabancılar evlerini açma konusunda oldukça rahatlar ama şart da değil yurt dışına çıkmak için birilerinin sizi evine alması. Yurt içinde harcanan paradan çok daha ucuza gelen seçenekler dolu. Neler yapıyor gençler? Günlüğü komik fiyatlara gelen hostellerde kalıyor, tren seyahatini geceye denk getirerek konaklama parasından kurtarıyor, Couchsurfing ile bir başkasının evinde bir oda ya da bir yatak kiralıyor, birkaç kişi birleşip Airbnb’de çok uygun fiyata verilen evlerden tutarak makarnasını da haşlıyor. Ulaşımı aylar öncesinden planlayarak biletlere daha az para ödüyor. Internet üzerinden farklı hava yolu şirketlerinin uçuşlarını görebiliyor, çok ucuza getirebiliyorsunuz. Bir zamanlar sadece Interrail varken şimdi Uberler, BlaBlaCarlar, bir sürü seçenek var. Kent içi toplu taşıma kartları çok avantajlı. Bisiklet kullanımı yaygın. Doksanlarda Datça’ya ilk gidişim Marmaris’ten otostopladır. Yine bir yaz öğleni güneşinde önümüzde duran tek araç olan kamyona atlayıp şantiyede mola verişimizi, havluyla dolaşan işçileri görmemek için nasıl sindiğimi unutamam. Adrasan’a kaç kez soğancıyla, traktör kasasında hatta tüp kamyonunda varmışımdır.

Şu anda aylık gelirimin, bana özendiğini söyleyen tanıdıkların maaşlarının kat kat altında olduğundan eminim. Ama içimdeki çingene uslu durmuyor. Son kuruşuna kadar gezmek istiyor. Kıyafet almam. Kuaföre gitmem. Losyonlarca para savurmam. Daha üst modele çıkarmak için çalışacağım bir arabam yok. Öncelik meselesi. Yapın bütçenizi. Kısın bazı kalemleri. Ne kadar daha gerektiğini belirleyin. Çıkarın o parayı. Gezmeyi istiyorsanız tabii. Günde bir paket sigaradan daha çok önemsiyorsanız. Bir hafta marketten alınan plastikimsi peynir ve ekmekle idare edebilecek kadar kıymetli buluyorsanız. Var olan paranızla böyle bir yatırım yapacak kadar kendinize değer veriyorsanız.

* Arkadaş: Hayat, birlikte gezeceğin adamı ya da birilerinin gönlü olmasını bekleyemeyecek kadar kısa. Bir sürü gezgin, sadece ekonomik sebeplerle bir araya gelmek üzere insan arıyor. Sosyal medyayı bu konuları takip etmek için kullanın. Facebook’taki Gezgin Kadınlar grubunda paylaşılan mesajlardan birkaç örnek vereyim:

Var mı uzaklara gitmeyi planlayan arkadaşlar, Kamboçya, Vietnam gibi?

19 Ocak’ta Amsterdam’a gidiyorum. Kalacak yerim vardı ancak son dakikada sorun çıktı. Merkeze yakın uygun kalacak oda, otel ya da bayan tanıdığı olan var mıdır? Bütçem 70 Euro civarında.

Ben niyet ettim Kurban bayramında Likya Yolunu yürümeye… 4 kişi filan olsak tam ideal…. Olursa bu inzivaya katılmak isteyen, bir konuşalım derim…

Çarşamba günü Diyarbakır’a gidiyorum. Var mı burada Diyarbakır’dan gezgin?

Yurt dışına sadece Arabistan’a umre ziyaretine gittim. Şimdi de bir yerlerden başlamak istiyorum. Hayallerimi şekillendirmek ve ona göre hareket etmek için önerilerinizi bekliyorum.

Merhaba, Tayland gezisi planlayan olursa ben de iştirak etmek isterim.

Selam. 21-25 Mart Atina bileti aldım. Sırt çantamla bol bol yürüyerek keşfe gideceğim. Var mı gelmek isteyen?

Yani artık gezme arkadaşı bulabileceğiniz yerli-yabancı siteler bile var. Var olmasına var da, şart da değil aslında. İnsan tek başına da keyif alabilir. Hatta daha rahat davranır, daha çok insanla tanışır, daha özgür adım atar. Bir bayan arkadaşım Afrika’nın en ücra köşelerine kadar tek başına gezdi tüm dünyayı.

İngilizcenizin hatasız olmasını bekleyen tek yer, ülkemizin sınavları ve dalga geçmeye meraklı sınıf arkadaşları. Elinizde haritayla durduğunuzu gören İspanyol yanaşıp yardım ediyor. Sokakta adres sorduğunuz Hong Konglu telefonundan orayı bulup size tarif ediyor, hatta numarasını arayarak sizin için görüşüyor, bazen neredeyse eliyle teslim ediyor. Ürdünlü, kullanmanız için size kendi telefonunu veriyor. Yalnız hissedemiyorsunuz bile. Tabii ki sevdiğinizle paylaşılan keyifler çok daha ballı. O zaman siz de gezip tozmayı, hayatını müdür olup villalarda yaşamak için harcamaktan daha fazla önemseyen bir insanı seviniz.

* Güvenlik: Kızılay’a, Ulus’a gitmesi eşi tarafından yasaklanmış Amerikalı bir arkadaşım vardı. Kızcağız kocasına anlatamamıştı bir türlü, dünyanın her tarafındaki metropollerde aynı tehlikelerin geçerli olduğunu ve aynı ufak tefek tedbirle bunlardan uzak durulabileceğini. Evet, zaman zaman maalesef kendi ülkemde dolaşmak yurt dışında dolaşmaktan daha zor ve tehlikeli olabiliyor. Öte yandan, tehlike denen şey, siz evde otururken bile kapınızı çalabiliyor. Kaldı ki bizler kendi ülkemizden alışık insanlarız Orta Doğulu bir erkekle birkaç saniyeden uzun göz teması kurmamak gerektiği gibi tuhaflıklara. Güney Amerika, Hindistan gibi yerleri görmedim ama gezdiğim ülkelerde güvenlik düzeyi aşağı yukarı aynı: Çantanıza ve kendinize sahip çıkmak gibi günlük hayatın içindeki bazı kurallara dikkat ederek gayet güvenli gezebilirsiniz. Toplumun kültür değerlerinden dolayı saygıyı sokaklarda bile hissettiğiniz, ‘kişisel alan’ gibi kavramları içselleştirmiş ülkelerdeyse gece-gündüz kız başınıza dolaşabilirsiniz. Bazı ülkelerde geceleri sadece kadınlar yaşıyormuş gibi hissediliyor. Otobüsler, yollar, eğlence mekanları kadınlarla dolu. Bazen neredeyse gece olduğunu bile fark etmiyorsunuz. Hava kararınca dünyaya farklı gözlerle bakmaya başlamak biraz daha sapık beyinlerin işi ne de olsa. Kendi kentimde üzerime titreyen eşim yurt dışında çok rahat ediyor. Aklı bende kalmadığı için çifte tatil yapıyor.

Aklıma gelen konular bunlar. Yurt dışına çıkmak isteyenler için hap gibi bilgi sunan bir dünya site ve blog var. Ben duygularımı anlatmayı tercih ettim. Atladığım yer varsa sorabilirsiniz. Sizin bildiğiniz önemli bir durum varsa paylaşabilirsiniz. Ekleyeceklerinizle çoğalır bilgimiz. Birbirimizin elinden tutup gelişmeliyiz. Dinlemek için kulağını ve yüreğini açmış olana anlatmaktan erinmemeliyiz. Başkalarını suçlayarak hayatı tüketmek yerine gerçekten istiyorsak eyleme geçmeliyiz. Çok istediğiniz bir şeyi yapmak için çaba harcamamanız ve engelleri aşmak için uğraşmamanızın suçlusu anneniz, İngilizce öğretmeniniz, az para yollayan babanız, çocuğunuz, işiniz ya da aile diziminiz olamaz. İçinize bakın, gönlünüzü ortaya çıkartın ve adım atın.

Sevgili blog arkadaşım, sözlerim sana değil elbet. Yazından tertemiz istekler akıyor, ama ben kendi yazımı yazarken elimde olmadan başka bir insan türünü hatırladım: Yıllardır maruz kaldığım ve duymaktan bıktığım yakıştırmaların sahibi olan türden bahsediyorum. Bunları da kaleme almam şart oldu artık. Teşekkür ederim. Sana iyi gezmeler dilerim…

Reklamlar