Çok insandan duyarım, “bugünkü bilgi ve deneyimime sahip olup genç yaşta olmak isterdim” lafını. Geçmişin hatalarıyla kaybedilen vakte ve yitirilen yıllara hayıflanmadır bu elbet. Şimdiki gibi insan sarrafı olsaydık ya da o işe yatırım yapmanın yanlış olduğunu ilk bakışta anlayabilseydik, kazancımızı öyle rahat yemeseydik, o adamla vakit kaybetmeseydik, hedefimizi daha genç yaşta belirleyebilseydik, şimdiye düşlerimize ulaşmış olurduk. Bak Selda’ya, insanların altından girip üstünden çıkan bir yapısı olduğu için hemen yükseldi. Bak Osman’a, üniversitedeyken yarı zamanlı işlerde çalıştığı için hayata 1-0 önde başladı. Ben bu bilgimi ve tecrübemi çocuklarıma aktaracağım ki onlar benim gibi zaman kaybetmesinler.

Çocuklarımızı koruma amacıyla sarf ettiğimiz bu sözlerle anne-babamızı da bir kalemde silmiş oluyoruz. Yıllar önce onlar da bizim gözümüzü açmaya çalışırken “Anne, o senin hayatındı, bu benim, bırak da istediğim gibi yaşayayım, kendi yolumu çizeyim” diye horozlananlar da bizlerdik. Onların yaşantılarının ‘hataları düzeltilmiş’ versiyonunu bizim üzerimizde yeniden denemelerini istememek çok tuhaf değil elbet. Ancak karşılıklı mesajlarımızı daha net iletebilseydik bizim yaşamımıza olumlu etkiler katardı bu durum. Çünkü gerçekten de Amerika’yı yeniden keşfe gerek yok. Başkalarının deneyimlerinden yararlanarak isteklerimize daha erken erişmek olası aslında.

Diğerleri arasında sivrilip öne çıkmış ünlü ya da ünsüz birçok insana baktığımızda, hayatlarında örnek aldıkları bir kişi olduğunu görürürüz. Kendi hayallerini daha önce gerçekleştirmeyi başarabilmiş kişileri rol model olarak belirler, yaşam öykülerini derinlemesine inceleyip onlar gibi davranırlar ki aynı sonuçlara ulaşabilsinler. Duvarına posterini astığı şarkıcının yolundan gidip şarkıcı olanlarla, babasına hayran olup izinden gidenlerle doludur ortalık.

Türkiye’nin ilk ‘İnsansı Taşlar Müzesi’ni açan çoban Ahmet Aslan, Walt Disney’in şu sözüyle yola çıkmıştı: “Her şey bir fareyle başladı.” Disney’in hayatını özetleyen bu cümle Çoban Aslan’ınkini de değiştirdi.

Vehbi Koç, sadece Ermenilerle Musevilerin zengin olmasına kızıp okulu bırakmış ve bu kızdığı kişilerin yanına girerek bildikleri her şeyi öğrenip çok istediği varsıllığın yolunu çizmişti.

Adnan Kaşıkçı’nın da, dünyanın en zenginlerinden olan ve hiç sevilmeyen New Yorklu dev Rockefeller’ı örnek aldığı söylenir. Daha yirmi yaşındayken ülkesinin ordusuna Amerikan kamyonları tedarik eden, zaman içinde savaş araçları işinde ilerleyip uluslararası silah anlaşmalarının bir numaralı ismi olan Suudi milyarder Adnan Kaşıkçı bizler için hiç de iyi bir örnek olmasa da modellediği kişi kendisine iyi yol göstermiş. Şu an Kaşıkçı’yı modelleyenler de var belli ki.

Biz yine de daha örnek alınası kişilerden bahsedelim: Köy Enstitülerinin babası İsmail Hakkı Tonguç, eğitim reformcusu Pestalozzi’den etkilenmişti, Hintler de Tonguç’tan. Ulusal eğitim sorununu çözmeye çalışan Hindistan, Köy Enstitüleri modelini örnek alıp kendi sistemlerine uyarladı. 21 yaşında öğretmen çıkıp Almanya’ya gönderilen Tonguç orada sadece eğitim almakla kalmadı, Avrupa’nın çeşitli okullarını inceleme fırsatı da yarattı. Böylece daha önce keşfedilmiş iyi örnekleri geliştirerek kendi projesinin mimarı oldu.

Sorgulamaya dayalı eğitim verebildiklerine dair dünya okullarını yetkilendiren kuruluş IBO için de okul ziyaretleri çok önemlidir. Bu eğitim modelini kendi okuluna taşımak isteyen eğitmenlerin, bilgi edinme sürecinin bir parçası olarak gidip diğer okulları incelemesini ister. İyi örnekleri modelleyerek yola çıkmanızı salık verir ve tabii bunu mutlaka kendi kültürünüze uyarlayarak kullanmanızı. Ama kafanıza göre, sıfırdan başlayıp, önce bu modeli yeniden sizin de keşfetmenizi değil. Öğretmenler de birbirinin dersini izler, stajlar da bunun içindir, usta-çıraklık da.

Atatürk gibi liderlerin çok okuyan bireyler olmasının bir sebebi de budur belki. Okumak, başka yaşamlardan örnekler sunduğu gibi, geçmişte yaşananları öğrenip aynı hatalara düşmemizi de engeller.

Ama herkes kendi istediği her şeyi doyasıya yaşadıktan sonra, yaşama sırası gelmiş nesli mesele hâline getirir ve gençleri kurtarma derdiyle onlara sürekli nasihatte bulunursa enerjimizi sadece hırlaşmalara harcar, bir arpa boyu yol alamayız. Yani her zamanki gibi, şu ‘orta yolu bulma’ ve de ‘doğru üslubu tutturma’ meselesi çok önemli. Dileğimiz, gençlere kendi doğrularımızı dikte edip gelişime ve sorgulamaya ket vurmak olmamalı. Onlara yolu göstermek değil, kendilerinin yolu bulmalarına yardımcı olarak hayatlarına zaman ve arzulanabilir başarı kazandırmak önemli olan. Destekleyelim ki artık ikide bir Amerika’yı değil yepyeni, güzel ve yaşanası toprakları keşfedelim. Çünkü tekerleği ille ben de icat edeceğim diyerek hayatımızın yarısını tüketmek çok gereksiz. Bizden öncekilerin çoktan bulduğu tekerleği kullanarak başka icatlar çıkarmaya bakmalı.

Kendimiz de artık geçmişe hayıflanmaları bir tarafa bırakıp bugüne bakmalıyız. Henüz ölmediğimize göre nefes almalı. Hemen bugün bize heyecan verecek uygun bir rol model seçerek işe başlamalı. Ellisinde viyolonsel dersleri almaya başlayan İnönü mü, 67 yaşında bisiklete binmeyi öğrenen Tolstoy mu, her zaman muhteşem Betûl Mardin mi, bir göz odayla başlayıp dershane sahibi olmuş arkadaş mı, beş parasız dünyayı dolaşan gezgin mi, Hamdi Ulukaya mı? Hedefinize uyan kim varsa bakın bakalım yaşamına nasıl yön vermiş. Herhangi başka bir ‘insan’ın yaptığını bizim yapamamamız için sebep yok. Yeter ki hayatımızı biz de o şekilde düzenleyelim.

Reklamlar