Etiketler

, , , , ,

Antalya’ya taşındığım için şükretmediğim bir gün yok diyebilirim, ama üç yıldır aşamadığım bir sorunum var: Ankara’dan çok alışık olduğum kültür, sanat, birikim, deneyim, fikir yüklü ortamlardan ve dostlardan uzak kalmak. Yani önemli bir besin kaynağımı yitirmek. Kısaca; arkadaş bulamamak.

Bu doğrultuda attığım adımlardan biri bir kitap kulübü bulup toplantısına katılmaktı. Hüsranla biten bir kalkışma olduğunu belki “Boş Başak” yazımdan hatırlarsınız.

Kültürel etkinlikleri takip ediyorum. Dün akşam bir sanat merkezinde film gösterimine gittim. Internetten rahatlıkla bulabilecekleri bir filmi 7,5 lira verip izlemek isteyen çok insan olmadığı için olsa gerek, salonun yarısı boştu. Bir bayanın yanına oturdum ama yer bol diye aramızda bir koltuk boş bıraktım. “Yanıma otursanıza, oraya gelen olur belki” dedi, kibarca reddettim. Elimde film festivali programını görünce önce nereden aldığımı sordu, sonra gidip gitmeyeceğimi, sonra da neden herkesin protesto etmediğini. Aydınların birleşip tepkisini dile getiremediğinden dertlendi. Gişelerin önünde kuyruk olduğunu söyleyince bana inanmadı. Haber kaynağımı açıklayınca yine bilinçli insanların birleşememesine kızdı. Derken, diğer yanındaki koltuğa bir bilinçli bayan daha geçti oturdu. Birinci bilinçli bayan bana dönüp “deodorant mı sıktınız siz” dedi. Deodorant sıkmam ben, ama nasıl ürkmüşsem artık, ağzımdaki karpuzlu sakızın hesabını verdim. “Hayır hayır, şu geçen bayan sıkmış, iyi koku alırım ben” dedi. Üç bilinçli bayan bile birleşemeden filmimizi seyrettik ve dağıldık. Oradan da bana arkadaş çıkmadı.

Bu sabah kafamda bu bayanla uyanınca geçen haftaki Datça yolculuğum da geldi aklıma. Marmaris-Datça etabını yine bilinçli bir bayanla yan yana tamamlamıştık. Otogarda dolaşan kalın giysili bir kadını gösterip “teyzem kutuplardan gelmiş herhalde” diyerek başladı bilinç gösterilerine. Şoföre, bir önceki seyahatinin şoförünü gammazladı, yolun kenarına arabayı çekmiş deniz manzarasına karşı göbek atan iki gence söylendi, ve tabii dolmuşumuzu sollayan arabadakileri de ihmal etmedi. Sessizlik olunca arkadaki teyzeyi duydu: “Kocamın ailesi mükemmel insanlardır. Bana hep kızlarıymışım gibi davrandılar. Allah onlardan razı olsun.” Yanımdaki bilinç küpünden ufak bir kahkahayla şu sözler duyuldu: “Yalan söylüyor!”

Yol üstündeki sitelerden birinde çok yaşlı bir amcayı indirdik. Amca ayakta bile zor durduğu için, sitenin karşısında inmek yerine şoförün kapıya yanaşmasını istedi. Belli ki o sakat caddeyi geçmekten korktu. Tahmin edersiniz ki Bayan Bilinç bu fırsatı kaçırmadı. O sitede kalanların asker olup olmadığını sordu (Datça’da yaşadığına göre cevabı da pekala biliyor olmasına rağmen). “Belli zaten, emir kipiyle konuşuyor beyefendi” diyerek ne kadar üst düzey düşünme kapasitesine sahip olduğunu gösterebilmiş olmanın onuruyla kıvandı. Bense, “Şoför Bey, sizden rica etsem karşı tarafta durabilir misiniz lütfen?” diyen bir köylü amcaya ya da işçiye rastlayıp rastlamadığımı düşünmekteydim o sırada.

Eve gelince anneme anlattım, “Seninle sohbet etmek istemiş, o da arkadaş arıyor herhalde” dedi. Böylesi huzursuz bir yaratıkla nasıl arkadaş olunur ki?!

Üç yıldır Antalya-Datça arasında mekik dokuyorum ve ‘aydın’ olarak nitelenen insanlar arasında yaşıyorum. Ancak gölgesiyle bile boğuşmaktan yorgun düşmüş aydının kendine ne hayrı olacak ki bana olsun? Kapkaranlık gölgesi bedenini yutmuş bireyleri ne yapayım ben?

Kendini geliştirmiş olduğu için sizin dünyanızın sınırlarını da ileri taşıyıp ufkunuzu açabilen ama aynı zamanda kendine ve karşısındakine de huzur vermeyi beceren, rahat, dingin kişiler bulmak ne zor! Mutluluk ve huzur abidesi birçok insan dünyanın geri kalanından bihaberken, kendini geliştirebilmek için her yola başvuran aydınlar karanlığa gömülüyor.

Ben mi? Ben hâlâ okuduğu her yazıdan ve öğrendiği her hayattan elinden geldiğince kendine bir şeyler yontmaya, en çok da kendi doğrularını aşmaya çalışanlardanım. Her gün öğrenmekten sonsuz zevk alıyorum. Ama mutluluğu da çok önemsiyorum. O yüzden, edebiyat söyleşilerine de gitmeye devam edeceğim, meyhanelere de. Yanlış yapan şoförü de anlamaya çalışacağım, yürüyemeyen emekli paşayı da. Manzaraya karşı göbek atan gençlere de katılacağım, tango kuslarına da. 7,5 lirası olmadığı için sinemaya gidemeyeni de dinleyeceğim, 7,5 lirayı sinemaya veremeyip kahvecide harcayanları eleştireni de. Şehrime güzel film geliyorsa bu fırsatı kaçıramayacağımın bilinciyle koşa koşa izlemeye gideceğim ama duyduğum tepkiyi de uygun ortamlarda dile getirmekten geri durmayacağım. Gerekirse deodorant sıkıp karpuzlu sakız çiğneyeceğim. Kış ortasında tişörtle gezsem de Marmaris Eylülündeki kabanlı teyzeyi hoş göreceğim. Ama belli ki uzun bir süre daha arkadaş edinemeyeceğim.