Etiketler

, , , , , ,

‘Güleriz ağlanacak halimize’ lafını bu kadar sevdiğimizden mi yoksa ağlanacak hal bolluğu yüzünden gülecek malzeme aradığımızdan mı bilinmez, ülkemin acınası eğitim düzeyiyle dalga geçen -komik- videolar çoğaldı.

“Japonya nerededir” deyip halka mikrofon tutuyorlar. Orta Doğu’ya yerleştirenler mi ararsınız, Afrika’ya tıkıştıranlar mı. “Kıbrıs nerede” diye soruluyor, bir beyefendi “Kardak’ta” diyor. Rum kesimiyle yaşanan sıkıntılar daha akılda kalıcı olduğundan olsa gerek, vatandaşımız Kıbrıs’ı Yunanistan’a yakın koymaya çalışıyor. Ege’de ve hatta Karadeniz’de diyen var, ki bunu diyenlerden biri askerliğini bile adada yapmış. En ağlatıcı yanıt ise Kıbrıs askeri bir başka beyden geliyor: “Sicilya tarafında. Kıbrıs o bölgede. Karadeniz’de… Avrupa… bayağı gidiyor. Türkiyemizin en gözde yeri. Hem orada kendim de askerlik yaptım.”

İlk Cumhurbaşkanımızın kim olduğunu bilemeyen, TBMM’nin neyin kısaltması olduğu hakkında bir fikri olmayan insanlarımız geçiyor bir bir ekrandan. Baykal’ı, Bahçeli’yi tanımayan ama şarkıcıların evlendiği kişilerin adını ezbere bilen, ülkemin yer aldığı enlem ve boylamları ezbere söyleyip de hangi yarım kürede bulunduğumuzu kestiremeyen insanlarımız… “Parayı Napolyon buldu” diyenler… Dinozorların korumaya alınması kararı hakkındaki düşüncelerini büyük bir özgüvenle paylaşanlar…

“Mısır piramitleri Türkiye’den kaçırılmış. Ne düşünüyorsunuz?” diye soruyorlar, değerli yurttaşlarımız kaçıranları esefle kınıyor, cezalandırılmalarını istiyor. Aldatılmaya tahammülümüz yok artık nitekim.

Verilen tümceyi ögelerine ayırması istenen gençler “öge ne ya?” şeklinde tepki veriyor. “Ali özne midir yüklem mi” diye soran muhabire “Ali Özlemdir” yanıtı veriliyor. Derken bölgelerimiz sayılıyor: “İç Anadolu, Dış Anadolu, …”

Tabii ki bizler gülelim diye özellikle yanlış cevapları bir araya getirerek oluşturuyorlar bu videoları. Ama bunu bilmek durumun çok da içler acısı olmadığını düşünmeye yetmiyor bir türlü.

Çanakkale zaferinin yüzüncü yıl dönümü için hazırlanan Genç Bakış programında Abbas Güçlü, İlber Ortaylı ve gençler ‘Çanakkale’nin unutturulmaya çalışılması’ ve hatta ‘Atatürk’ün bu savaşta hiç yer almadığı’ savı üzerine konuşuyorlar. Tabii ki konu yine eğitim denen yürek yaramıza geliyor ve bir sokak röportajı giriyor devreye. Soruyorlar hanım kızımıza: “Çanakkale nerededir?” Yirmili yaşlarındaki genç bayan oldukça emin: “Marmara bölgesinde. Anıtkabir’i ziyarete gittim Çanakkale’ye.”

İstanbul sokaklarında dolaşan başka hanımlara, beylere yöneltiliyor aynı soru: “Çanakkale nerede?”
“Çanakkale Ankara’da.”
“Çanakkale’yi bilmiyorum. Hiç gitmedim ki.”
“Marmara’yı geçiyon. O tarafta işte.” (eliyle gösteriyor)
“Çanakkale Çanakkale’de.” (şakacı gençler)
“Ege’de.”

Aldığı yanıtlar yetmiyor olacak ki tarihini de soruyor beyefendi. Tahmin edeceğiniz üzere hatırlayamayanlar ya da birkaç yılla yanılanlar çoğunlukta. Ancak 1975 ya da 1980 gibi yanıtlar verenler de var ki bunlar yetişkin, yani zaman kavramını çoktan yerleştirmiş olması beklenen kişiler.

Röportajların ardından Ortaylı’ya danışılıyor bu durum: “Çanakkale’yi öğretmeyip de neyi öğretiyoruz?” Son yıllarda moda olanın aksine öğretmenleri suçlamıyor profesörümüz. Cahillere kızma beklentisini de yerle bir ederek bir itirafta bulunuyor: “Tarih kitaplarını ben hiçbir zaman baştan sona okumadım. Sıkıcı metinler.”

Bu itiraf bana kendi gençliğimi anımsatıyor ister istemez. Ezberim olmadığı için bütün savaşları resmederek aklıma kazımaya çalışırdım. Çöp adamlarım Çanakkale’de Anzaklarla çarpışırdı da alemin Avustralyalısının ve hatta Kanadalısının oralarda ne işi olduğunu düşünemezdim. Yıllar sonra Commonwealth ile tanıştığımda da Çanakkale’ye dair ezberlediklerimi çoktan unutmuştum. Yolda durdurup sorsanız tarihini hiç hatırlamazdım.

Bilmediğimiz ülkelerin savaşlarını sayardık robotik bir ifadeyle. Sorsanız hepsi için “Afrika’da” diyebilirdik.

‘İttifak’ ve ‘İtilaf’ı grup ismi sanırdık. Panislavizmi ezberlerdik slavın ne menem bir şey olduğunu çözemeden.

Sürekli sıcak denizlere inmek isteyen Ruslar vardı da biz sıcak denie inmek istemenin ne demek olduğunu anlamazdık.

Veliahdın ne olduğunu bilmiyorduk ama bir Sırp tarafından öldürülünce start almış yarışçılar gibi savaşmaya başlayan devletler yüzünden Sırplardan nefret ettik yıllarca. Allah’tan Sırp kızlarını keşfettik de veliahdı unuttuk.

Yararlı cemiyetlerin birleştirilmesi neyi ifade ediyor? Müdafaa-i Hukuk ne demek? Misak-ı Milli ne?

Buyurunuz ezberlenen cümlelerden biri: “Sivas Kongresi, toplanış bakımından ulusal bir kongredir.” Yani?

İlk kez duyduğu kelimelerle boğuşan beceriksiz beynimize yüzlerce yıllık tarihimizin inşa edildiği kocaman kavramları belletmeyi başaramadık.

Jön Türkleri yakışıklı ve popüler beyler sandık. Amerikan mandası altına girmeyi gülüç bulduk.

Dokunmanın yasak olduğu haritalardan ne kadar keşfedebildiysek dünyayı, o kadarını anladık.

“Çanakkale’de Atatürk yoktu” diyen bir güruhla tanıştık bu günlerde. Oysa ölmüş Atamıza olan sevdamızla, onu ölümden kurtaran saate şükrederdik o günlerde. Sonuçta o saat o cepte olmasa tüm dünya tarihinin nasıl değişmiş olacağını bugün anlamadığımız gibi o gün de anlamadık. Oysa ki çok net açıklıyor Sayın Ortaylı: “O zaman anca seyahat kitaplarından okurduk Konstantinopolis’i.”

Peki Anzakların torunlarının her yıl gelip anma günü düzenlediği Çanakkale’ye Türklerin gösterdiği ilginin azalmasını neye bağlıyor? İyi kitap olmamasına ve görsel materyal eksikliğine. Yani bir Puşkinimiz, bir Goethemiz olmamasına. Yazarlarımızın, filmcilerimizin çok zayıf olmasına. İki kitap okuyarak bir kitap yazan insanların ülkesinde tarih anlatan metinlerin gençlerin yüreğine ulaşamamasına. Okula gelen çocuğun hocasına soru soracak alt yapısı olmamasına. Müzelerin etkin biçimde kullanılmamasına.

Çocukluğundaki öğretmenlerini suçlama kolaycılığına sığınıp yıllarca bilgisine bilgi katma zahmetine girişmemiş bireyler gibi sığ yaklaşmıyor soruna. “Milletlere tarih sevdiren tiyatro ve romandır” diyor.

Oysa 17 bin TEOG birincisi çıkaran ülkemde Osmanlı’nın taarruz cepheleri Kafkasya ve Kanal’ı çocuklar aklında tutabilsin diye ‘KaKa’ gibi kısaltmalar uydurup “zaten orada kaka şeyler olmuş” diyen bir tarih bilincini daha uzun yıllar tercih edecek gibi görünüyoruz.

**************************************************************

Kaynak Videolar: 

Abbas Güçlü ile Genç Bakış, 18.03.2015 (Kanal D)

Osman Terkan Soruyor (Star TV-Uğur Dündar); Türkiye Konuşuyor (Haber Türk-Pakize Suda); Sarı Mikrofon sokak röportajları

Reklamlar