Nazlı bir Haziran akşamı. Saatlerce gidilen yolda iki büklüm olmuş bedenler nihayet metal kutudan çıkabilmenin mutluluğundadır. Büyük şehir keşmekeşinden kilometrelerce uzağa kaçabilmiş olmanın gururunu yaşayan yürekler ilk buldukları mekana ilişirler. Çok otantik! Küçük kasabanın doğallığıyla sarhoş, aylardır olmadığınca içten gülmektedir 34lüler.

Sofralarına servis yapan ‘yerli’ ne kadar sevimli. Yöresel ağzı çok tatlı buraların. Saf hala, temiz bu yörenin insanı. Bozulmamış. Büyük şehrin hızlı ve öfkeli, yıpratıcı yaşantısından nasibini almamış. Yavaş hayatın dinginliğini sürüyorlar. Teknolojiden uzak, doğal yaşamın insana kattığı sağlık üzerine fikir teatisiyle geceye başlanır, o kız buraya gelecek diye diye sabahlanır.

Gecenin kahkahalarıyla çınlayan kulaklar ve tonlarca ağırlaşmış bir kafayla başlanınca ertesi güne, çekilir gözlükler, kapanır yürekler, yollara düşer asabi beyinler.

Buraların sıcağı da bitiriyor insanı. Hiçbir şey yapılacak gibi değil ama sayılı gün işte, denize girmek gerek. Atlayın arabaya! İnsanlar araba yokken nasıl yaşıyorlarmış ya?

Aksi gibi herkes üstüne geliyor adamın böyle günlerde. Al işte, önünde bir hödük! Kağnı mübarek, nasıl sallana sallana gidiyor. Kenara da çekilmez. 48 plaka işte. Bir bunlar, bir de Antalyalılar.. sürmeyi bilmiyorlar hiç. Uyuz etti ya! Adamın bindiği arabaya bak zaten. Gelişmiş ülkelerde trafiğe çıkması yasaklanır bunların. Bizde… Çevreye zarar bu tipler. Bunlar da oy kullanıyor ya! Olacak iş değil. Bas kornaya! Bildir haddini. Bas bas bas, daha uzun bas. Ne trafik kuralı bilirler, ne toplumda yaşama kuralı.

Oysa iyi bir 34lü kurallara tepki duysa da kurallarla yaşar. Kural arar. Düzenli yaşamayı, planlı olmayı bilir. Günlük deneyimlerle pekiştirdiği üst düzey hayatta kalma becerileri sayesinde her sıkıntının üstesinden gelir, şehirciklerde karşılaştığı herkesi yenecek on kaplan gücündedir. Çağdaştır, akıllıdır. İş bölümü yapar ve iyi organize olarak rakiplerine fark atar. Beyefendi arabayı park edebileceği en yakın ve en gölge yer yarışındayken hanımefendi vakit kaybetmez. Önce çocuklar ve kadınlar indirilir arabadan ki onlar da şezlong-şemsiye kapma yarışına katılsın. Amma para istiyorlar bunlara da be! Yuh! İyice gözü açıldı bu yerlilerin. İşleri güçleri şehirlileri kandırıp parasını almak. Sonra bütün kış yan gelip yatmak. Hepsi anasının gözü.

Kafeye oturmak daha iyi olacak. Bu parayı bir şezlonga vereceğine kafede iki çay içer adamın beş yatağını tüm gün kapatırsın.

Sahibi İstanbulluymuş gerçi. Çakabilir durumu. Yalnız çok ironik ya! İstanbul’da her yer bina oldu diye kaçıp buralara yerleşiyorlar, sonra güzelim yerleri alıp kendileri betonlaştırıyor namussuzlar. Vay be! İyi yer kapatmış çakal… Kalmadı ki babadan bir arsa filan da bu garipler de göçsün artık buralara. Yazın iki bungalov kiralayıp kışın yatsınlar…

Yalnız çok sıcak ya! İçeride mi oturmalı ki? E ama o zaman nasıl bronzlaşılacak ki? “Vifi şifresi ne buranın?” Bir fotoğrafla dostları ezme zamanı geldi artık. Bu ayfon yokken nasıl yaşıyorlarmış ya? “Hadi bakalım, selfi taaaym!” Aha, telefon çalıyor! Uff Mehmet ayısı arıyor. Sanki çok acil işi var. Bir saat konuşur şimdi lüzumsuz. Ulan tatilde bile rahat bırakmazlar adamı. Ayıp be! “Ooo Mehmet Bey, merhabalar. Aman ne önemi var, tatildeysek telefonla da mı konuşmayacağız iki dakika? İş beklemez hem değil mi, keh keh.”

Yandaki hatun niye bakıyor öyle acaba? Daha kısık sesle de konuşulmaz ki. Yahu yoksa etkilendi de mi baktı? Kadınlar sever gücü. Tatilde bile telefon görüşmelerine ara veremeyecek kadar vazgeçilmez bir insan var burada sonuçta. Sese biraz daha seksapel katalım. “Evet Mehmet Bey, onu oraya koyalım. Şu taraftan alalım, buraya taşıyalım. Sonra hepsini oraya koyalım. Onu öyle yapalım.” Bir kahkaha atalım. Göz ucuyla bikinili hatuna bakalım. Maşallah… Bu deniz, kum, güneş de ayrı bir rahatlatıyor insanı canım. Keşke biraz daha uzun olsaydı tatil. Yok yok, ne yapıp edip buralara yerleşmeli.

Burada mı yemeli acaba yemeği? Başında işi bilen bir İstanbullu olduğu belli baksana. Ötekilerin nasıl turizmci olduğuna şaşılır. Görüntü bile ilkel! Dünkü yer nasıldı? Adam kasmamış. Masalarda bir Amerikan servisi yok. Servisi bırak, bir menüsü bile yok. Internet diyorsun, omuz kaldırıyor. Müzik yok. Sanki çalışmaya gönlü de yok zaten. Ne yiyebiliriz diyorsun, bakıp kalıyor öyle. Yemekler gelene kadar herkes sarhoş oldu. Nasıl bir yavaşlıktır bu! Bunları İstanbul’a koyacaksın, bak bir gün dayanabiliyorlar mı. Adamın kliması yok ya! Klima yokken nasıl yaşıyorlarmış Allah aşkına?

Çağdaşlıktan nasibini almadan bu günlere kadar nasıl gelmiş bunlar? Kredi kartıyla ödemek isteyince “makina yok” dedi ya! Herkesin üstünde para taşıdığından o kadar emin yani dayı. Saçmalığa bak. Ay sahi daha o adamın parası verilecek bugün. Kredi kartı yokken nasıl yaşıyormuş insanlar? O değil de, adama da bir tembihlemeli, böyle güvenmesin herkese. Alem böyle namuslu değil, sırra kadem basarlar, alamaz parasını enayi.

Bu da buranın yerel gazetesi herhalde. Arsa ilanı var mı ki? Komedi ya! Manşete bak! “Turizm sezonu açıldı, Akdeniz-Ege’de 34 plaka kabusu başladı.

Cahiller! Yok ya, yaşanmaz buralarda…

Reklamlar