Etiketler

Pelin Batu’yu izliyorum. Kütüphanesini tanıtıyor. Her biri birbirinden değerli eserlerle dolu odanın büyüsüne kapılmışım. Varlığından bile haberdar olmadığım muhteşem kitaplarla tanıştırıyor. Onbeş dakikada onbeş kitap adı not alıyorum. Hiç duymadığım ilginç bilgiler öğreniyorum. Neden bilmediğime biraz içerliyorum ama daha çok da şöyle dopdolu bir canla sohbet etmeyeli ne kadar uzun zaman oldu diye dertleniyorum. Birlikte kahvemizi yudumlayıp sohbet ettiğimizi hayal ediyorum. Kurguyu Fransızların sevdirdiğini anlatıyor. Carroll’ın matematik dehasıyla coşuyor. Frengi tarihini anlatan eski bir kitabın sayfalarını okşuyor. Calvino’nun ‘Görünmez Kentler’inde koşuyor. Canı Proust çekiyor. Refik Halit’i övüyor. Raflarda babasını görüyor birden. Özlemini anlatıyor: “Sahaflara giderdik birlikte, okuduğumuz kitaplar hakkında fikir teatisi yapardık.” “Biz yapmazdık ama ben de özlüyorum” diyorum. Piyanoda Bach çalıyor biraz. Gülüşüyoruz.

Video bitiyor. Tadı damağımda. Yüzümde çarpık bir gülümsemeyle sayfanın aşağısına iniyorum böylesi bir videoya ne kadar değerli yorumlar yapılmış olduğunu görmek için. Gülümsemem uçuyor. Geriye sadece çarpık yüz kalıyor. İngilizce kitaplara bakarken ‘kurgu’ sözcüğünü bir anda bulamayıp ‘fiction’ dediği için ‘fıkkşın’ diye dalga geçenler… Dinleme yetisinden yoksunluğunu konuşanın beceriksizliğine vermeyi kolay görenler… Haddini bilmeden had bildirenler… Batı özentisi olmakla suçlayanlar… Ve çok daha ağır hakaretler…

Bu kadar ani düzeysizleşmeye dayanamıyorum. Sayfanın önerdiği bir başka videoya basıyorum. Batu’nun İstanbul’da bir kolejde yaptığı TEDx konuşmasını dinliyorum büyük bir keyifle. Sonrası malum. Bu sefer yorumcuların yarısı İngilizce konuşmuş olmasına takıyor, diğer yarısı da salondaki izleyicinin başı kapalı bayanlardan oluşuyor olmasına. Kafasını örtmüş kişilerin kesinlikle İngilizce anlamayacağına dair kanının pençesinden kurtaramıyorlar kendilerini. Onlar mı daha zavallı yoksa bu tür organizasyonlarda konuşmacılara hangi dilde sunum yapmaları söylendiyse o dilde yaptıklarını bilmeden ukalalık eden cahiller mi emin olamadım. Yani son dakikada seyirciye bakıp da “hmm herkes Türkmüş, o zaman ben de Türkçe konuşayım” demek anca profesyonellikten hiç nasibini almamış kurumlarda gerçekleşebilir. Ayrıca emin olamazsınız herkesin Türk olduğundan. Zaten o konferansa davetli diğer konuşmacılar izlenirse salonda yabancı da olduğu anlaşılıyor. Ama olmasa da fark etmez çünkü TED konferanslarının önemle üzerinde durduğu kavramlardan biri şudur: Kurduğumuz ağlar, başkalarını da işin içine dahil edersek daha güçlü hale gelir. Internet üzerinden yayınlanan bu videoların dili İngilizce olduğunda daha fazla kişiye ulaşabilirsiniz. Ama tabii izlediği yabancı kaynaklı videoların bile altına Türkçe küfür yazma güdüsüyle yaşayan insanların bunu düşünebilmesi nasıl beklenir ki?

Yabancı dil bilmeyen kişilere bu durum anormal gelebilir ama Pelin Batu gibi insanlar için dil sadece bir araçtır. Fikirlerini aktarmaktır aslolan. Türkçe konuşursunuz Türkçe cevaplar, İngilizceye geçersiniz İngilizce yanıtlar, üstüne bir de Refik Halit Karay’ı Osmanlıca okurlar. Hava atma gibi bir derdi olamayacak düzeye çıkmış beyin hata yapma kaygısı da taşımaz. Hatta böyle bir kaygısı olmayan bireyler anca o düzeye çıkabilir. Ama herkesle dalga geçmek için fırsat kollayan zavallılar kendilerini gülünç duruma düşürmekten duydukları aşırı korku yüzünden sürekli aynı yerde sayarlar. Rönesans insanı olabilmekle ilgili bir konuşma dinleyip altına “sanki Türkçe konuşsa anlayacaklar” yazarak, hakkında hiçbir fikri olmadığı bir salon insanı bir çırpıda harcayan lüzumsuz yaratığın kendisinin bu konuşmadan ne anladığını çok merak ediyorum doğrusu.

Edebiyattan konuştuğu halde siyasi yakıştırmalar yaparlar. Zengin çocuğu olmasına laf söylerler. Sadece küfür etmelerine yeten Türkçeleriyle kadının İngilizcesine saydırırlar. Beyin sürekli meşgul olduğundan konuşurken takılmasıyla dalga geçerler. İzlediği diğer programlarla karıştırıp kıyafetini eleştiren bile var! Batu’yu sevenler seyirciye çullanmış. Daha da çirkin bir aşağılama tarzıyla “bu kadınla sevişmek istiyorum” yazan ümitsiz vaka reziller var. Ve kendine ‘Ninja’ ismini koyduğuna bakmadan Batu’nun konuşmasına ‘sıradan’ diyebilenler. Eleştirecek hiçbir şey bulamayanlar da kameramana yüklenmiş.

Hayatının tüm acılarını başkalarından çıkarmaya çalışan koca bir güruh var Internet başında her an hazır bekleyen. Gerçek hayatlarının ezik kimliğinden kurtulmak istercesine isimleri-cisimleri belli olmayan sanal dünya saldırganları önlerine ne koysanız yerden yere vurmaya hazırdır. Hiçbir şeyi gerçekten okumazlar ve dinlemezler. Yazınızı, eleştirecek yer bulmaya çalışarak okurlar. Konuşmanızı, sizi morartacak bir cevap arayışıyla dinlerler. “Çok güzelsin” deseniz “senin tuzun kuru tabii, her şeyi güzel görüyorsun” derler. Elinden tutup kaldırmak isteseniz kalkmaya çabalayacaklarına sizi de düşürmek için uğraşırlar. Kendilerinin düşmüş olmasının suçunu sizde ararlar. Kendi rahatsızlıklarının üstesinden gelmek için herkesi rahatsız etmeye adanmış bir bataklıkta yaşarlar. Hastalıklı yorumculardan birinin çakma isminde de görüldüğü gibi ‘kin kusan’ insanlar bunlar… Ah mutsuz ninjalar…

Reklamlar