Etiketler

, , , , ,

Tiyatrosunun elektriğinin kesildiğine ilişkin sosyal medya paylaşımlarını okuyunca tanıştım Bademler Köyü ile. Köylüsüyle-kentlisiyle ülkemin oyuncuları çok da, tiyatro binası olan bir köy ilk defa duyduğum için gidip yerinde görmek şart oldu. Düştük yollara. Denizli, Aydın derken vardık İzmir topraklarına. Cittaslow ünvanıyla övünen Seferihisar’da bir evde kaldık ve sabah erkenden on dakika ötedeki Bademler Köyü’ne yol aldık.

Türkiyemin düşlenen medeniyet ve bilinç düzeyine erdiği sanrısını yaşatan bir köy Bademler. Bakkalında-pazarında güler yüzlü, aydınlık insanlar çalışıyor. Dostunuzla bile yapamadığınız bir sohbete dalıveriyorsunuz. Yerde bir tanecik çöp bulamadığınız pazarında bağıran da yok. Güzelim çiçeklerini, tazecik sebzelerini, düşleriyle süsledikleri kurabiyelerini ve göz nuru el işlerini görücüye çıkarıp sessizce oturuyorlar.

1500 nüfuslu Bademler Köyünde okur-yazar oranı %100 imiş. Üniversite eğitimi almış kişi sayısı çokmuş. Suç işlenmiyormuş. Altyapı sorunları da yokmuş. Çevreye özenli oldukları zaten ortada. 1930’larda tiyatro oyunu sahneledikleri köy meydanında şimdi çöp ayrıştırma ünitesi bulunuyor: teneke-kağıt-plastik

Tiyatro oyunu sahneleme işini ise tiyatro binasında gerçekleştiriyorlar artık. El birliğiyle yapıp 1969’da açtıkları binada…

Oyuncular da kendileri, teknik görevliler de. Lakapları ve hatta mezar taşına yazılan isimleri bile sahnede canlandırdığı rolden gelmiş bazılarının.

Tahmin edersiniz ki sadece tiyatro binası yok Bademler’de. Kütüphanesi, Oyuncak Müzesi, Kültür ve Sanat Derneği, Tahtacı Kültür Eğitim Kalkınma ve Yardımlaşma Derneği, Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, Avcılar ve Atıcılar Derneği…

Eskiden radyoları bile varmış. Köyün tarihini ve kültürünü detaylıca anlatan kitapları ve web sayfaları var.

Şehre göç vermeyen köyün kadir kıymet bilen bir halkı olduğu, bu sayfalarda hürmetle andıkları isimlerden de belli. Köylerine 1925 yılında atanan öğretmen Mustafa Anarat’ı hiç unutmuyorlar örneğin. Hem tiyatro sevgilerini ona veriyorlar hem de kalkınmalarını sağlayan bireylerin onun yetiştirdiği çocuklar olmasından dolayı şükran duyuyorlar. Oniki kıl çadır ve üç evle başlayan Bademler öyküsüne susuzluk nedeniyle yoksulluk içinde geçen yıllar damgasını vurmuş. Ekmeğini taştan çıkarmayı bilen köylü bir kooperatif kurarak kendini yoksulluktan çıkarmayı da bilmiş.

1960 yılında Necati Cumalı’nın yazdığı “Susuz Yaz” adlı öykü sinemaya uyarlanarak burada çekilmiş ve 1964’te Altın Ayı ödülü almış. Öyküde olmayan Ege ağzı köylünün doğal oyunculuğuyla tamamlanmış. Urla’da avukatlık yaptığı yılları sanatına yansıtmayı ihmal etmemiş olan Cumalı’nın birçok öyküsüne daha bu yöre ev sahipliği yapmış.

Günlerden Pazar olduğu için gözlemespor iş başındaydı. Biz de yedik tabii güzelim otlarla hazırlanmış gözlemelerden. Hem de tesadüfen yan masaya oturan İzmir’in eski muhtarlarından bir hanımla sohbet ede ede. Güzel insanlar güzel yerleri buluyor, güzel insanların yaşadığı yerlerde mutlu oluyor, tüm gerçeklerden sıyrılıp bir anlık huzur buluyor. Onlar da pırıl pırıl bakışlı bir arkadaşı ve yüzünden iyi yetiştirilmişlik akan torun Ceylin ile Pazar keyfi yapıyordu. Bademler Köyü İzmir’in 35 km ötesinde ve İzmir’de birçok köye toplu taşımayla ulaşılabiliyor.

Bademler’in Urla ile arası da 9 km olduğu için bir de o yöne kıvrılalım dedik ama Urla girişinden itibaren öyle asabi bir keşmekeş vardı ki bol kornalı arabaları ve küfürlü insanlarıyla kilitlenmiş trafiği çekemeyeceğimizi anlayıp tekrar köy yollarının kuş cıvıltılarına ve çiçek ışıltılarına verdik kendimizi.

Merkezin araç trafiğine kapatılmasıyla hararetli kalabalığı iyice çileden çıkaran etkinlik enginar festivaliymiş. Onu da sonrasında bir köy kahvesinde öğrendik. Anlamadım ki bu enginar tutkusunu! Ne sağlıklı toplumuz…

Biz tabii enginarı bir başka bahara bırakıp yavaş şehir Seferihisar’a geri döndük. Ancak orası da pek sakin değildi. Yolun ortasında arabasını bırakıp eczaneye girmiş bir ablayı bekledik bir süre. Hiç tepki vermeden sessizce beklemiş olmamıza rağmen, arabasına dönen genç kızımız nedense el-kol yapa yapa, saydıra saydıra yoluna devam edip arabamızın yanından geçerken pis pis bakarak söylenmeye devam etti. Ne kadar da sakinmişler diyerek Sığacık’a kaçtık.

Sığacık, Seferihisar’a beş kilometre. Limandaki minicik kalesine çıkmak, eski kent kapılarından girip çıkarak dar sokaklarını gezmek, coşmuş çiçeklerle bezenmesi yetmiyormuş gibi rengarenk boyanıp süslenmiş evlerini fotoğraflamak çok keyifli.

Her yerinde börekler, reçeller, sarmalar satıldığı için yemek turizmi meraklıları için ideal. Fakat Pazar kalabalığında arabayı park edebilecek yer bulabilseniz bile kale kapılarından içeri girmek gerçekten marifet istiyor. Birkaç ay önce burada çekilmiş bir filmin de ziyaretçi sayısını artırdığı ortada.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sığacık’ı önceki gün gezmiş olduğumuz için rahat hissedip az ilerideki Teos Antik Kenti’ne sürdük. Ne de olsa yemek varken kimse beşer lira verip antik kent gezmiyor bu memlekette.

Dionysos Tapınağı, tiyatrosu, meclis binası Teos’ta görülebilecek başlıca yapılar. Gezerken karşılaştığınız zeytin ağaçlarının yaşı karşısında saygı duymamak elde değil.

İ.Ö. üçüncü yüzyılda şair, müzisyen ve tiyatroculardan oluşan Ionia ve Hellespontos Dionysos Sanatçıları Birliği Teos’ta kurulmuş. Zaten Bademler Köyündeki tiyatro oyuncularının en büyük övünç kaynaklarından biri de bu tarihi gerçek.

Sonuç olarak bu hafta sonu gezisinin en güzel yanı yine Bademler Köyü etabı idi. Tabii ki bugün artık bir Ümmiye Koçak gerçeği ve sanatsal dürtülerle ortaya çıkan benzeri girişimler var, ama bu köyde en çok hoşuma giden toplum olma bilinci oldu. Gaz lambasıyla ahırlarda başlayan sahne serüvenini Turgut Özakman’dan aldıkları çiçekle taçlandıracak düzeye yükseltene kadar birlikte hareket etme becerisi oldu.

İkinci olarak da Teos gezisinden zevk aldım. Yani sanat kokan bu toprakların eski sahiplerinin izlerini sürmekten.

Üçüncü keyif ise Sığacık’ta denize nazır bir akşam sofrası. Ama Mayıstan önce olması tercih sebebidir. Limanda yer işleten yabancı bir bey çok açıkça söyledi: “Fiyatlarım şimdi makul ama sezonda tavan yapacak.” Orada oturduğumuz sürece belki on kişinin gelip kalacak yer sorması ve bulamaması da cabası.

Tabii ki bir de Orhanlı yollarından yapılan dönüş yolculuğunu ve bir şeyler yemek içmek için durduğumuz minicik yerlerde köylülerle sohbetlerimizin tadına değinmeden edemeyeceğim.

 

 

******************************************

Detaylı Okuma: Bademler Kooperatifi  &  Ali Kazım Öz

Reklamlar