Etiketler

, ,

SBS’nin ilk yılları. Aşırı endişeli velilerden gelen yoğun talep üzerine haftada iki saat test çözdürmemiz söylenir ve beşinci sınıfların İngilizce derslerini paylaştığımız Kanadalı partnerimin programına eklenir. İlk dersten çıkınca uçarak zümreye dalan meslektaşım test kitapçıklarını fırlatır: “Kendiniz girin SBS’lere. Ben sizin kültürel dayatmalarınızı bilmek zorunda değilim. Yapamıyorum ben. Kim yaparsa yapsın.” Kısa süre sonra olayın şu sorudan kaynaklandığı anlaşılır:

Ali boğazını üşütmüş. Aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
a. Dondurma yiyebilir.
b. Dondurma yememeli.
c. Soğuk su içebilir.
d. Buz yemeli.

Aynı zamanda çok samimi dostum olan öğretmen arkadaşımın boğazı kötüyken dondurma yediğini, yaz-kış buzlu su içtiğini, biz çılgın Türklerin cereyanda kalma kabusuna çok güldüğünü iyi bilirim (Çocukken hastalandığında anneannesinin ona viski içirdiğini de o gün öğrendim). Öğretmen kendi siniriyle kontrolü kaybedince kaotik bir ortama dönen sınıfa SBS derslerini vermek bana kaldı tabii. En azından Türkçe beklentilerimizi İngilizce sorulara uyarlayabilirim.

İlk dersim. Testin ilk sorusunda ağaçtaki kuşa bakan kedi resmi var.

Resimdeki kedi ne düşünüyor?
a. Ben uçabilirim ama kuş uçamaz.
b. Ben uçabilirim, kuş da uçabilir.
c. Ben tırmanabilirim, kuş da tırmanabilir.
d. Ben tırmanabilirim ama kuş tırmanamaz.

Arka sıralardan kalkan bir parmak: “İyi de Miss Soydan, kedi düşünmez ki ben tırmanabilir miyim tırmanamaz mıyım diye. Tırmanır. Kuş da uçup gider.” Öğretmenlerinin hak vermesi yetmiyormuş gibi bir de bu özgün düşünüş biçimini övünce sınıfta bu konu üzerine bir tartışma başlar. Ya tırmanamayan bir kediyse? Ya patilerinden biri sakatsa? Sakatken tırmanabiliyorlar mı acaba? Ya kuşun kanadı kırıksa? Ya kedinin sihirli kanatları varsa? Kuşun zıplaya zıplaya bir yere çıkması tırmanma sayılır mı? Pırıl pırıl zekalarına bir kez daha hayran kaldım. Sorgulamaya dayalı eğitim vereceğiz diye yıllarca çatlattığımız göbeğin boşa çatlamadığını anladım. Bir avuç beşinci sınıf öğrencisinin bir yandan henüz öldürülememiş hayal gücü bir yandan kendini rahatça ifade edebilmenin özgürlüğüyle üretebildikleri kaliteli soruları gözlerimi yaşarttı. Ders tabii ki pek de verimli geçmedi. Çocukların kafalarındaki tüm o güzellikleri silip testi hazırlayan kişinin beklentilerini yerleştirmelerini isteyemedim. O beklentileri ben de bilemedim. ‘Dilbilgisi kurallarını öğrenmenin İngilizce öğrenmek demek olmadığını’ yıllarca anlatmaya çalıştığım anne-babaların çocuklarına ‘o sorularda dilbilgisinin test edildiğini’ açıklayamadım. Uluslararası bilinci yerleştirmeye adanmışken “Boş verin Kanadalıları; Türk insanı hastaysa dondurma yemez, kışın soğuk su içmez, cam açıksa kapıyı açmaz” diyemedim. Unutun kanadı kırık kuşu. Asıl önemli olan ‘can/can’t’ kalıbıdır. Yani ‘-ebilmek’. Doğru cevap e. bilememek.

Eğitim konusu içimi çok acıttığı için bu konuda yazmayı pek sevmem. Ama milyonlarca kişinin TEOG’la yatıp kalktığı bu günlerde tabii ki benim fikrimi de soran dostlar oluyor. Derin bir iç çekerken buluyorum kendimi önce. Kafamın içinde uçuşmaya başlamış düşünceleri bir düzene sokup dışarı çıkaramıyorum. Neresinden başlayayım ki? Yıllarımızı doğru ölçme-değerlendirmenin nasıl olması gerektiği konusunda kafa patlatarak geçirdik ve işte vardığımız nokta: Eğitim Fakültelerinde asla tercih etmememiz söylenen çoktan seçmeli soru tipine dayalı bir hayat. Merkezi sınavlar… Merkezi sınava hazırlayan ortak deneme sınavları… Ortak deneme sınavlarına hazırlayan okul çapında deneme sınavları… Onlara hazırlayan test dersleri ve ödevler… Öğrenmenin gerçekleşmesine zaman bırakmayan bir sistem.

Teknik açıklamalarına girip yormak istemiyorum ama kısaca diyeyim ki, tüm iyi eğitimciler ve kaliteli okullar bilir ki gelişimi engelleyen baş düşmandır çoktan seçmeliler. Farklı öğrenen türlerine göre hazırlanmış çok sınavdan seçmeli bir yapıya yoğunlaşacağımıza, beyni çoktan seçmeli çalışan ve gözleri anca şık görebilen sıkıntılı nesiller yetiştiriyoruz. Seçmenin asla mümkün olmadığı şartlarda, özgürce çocuk olamadıkları dünyalarında…

Özgürlük seçeneklerin olmasıdır. Ancak önünüze sınırlı sayıda seçenek koymuş kişinin kendi beklediği cevabı seçmemiz, gelecek nesilleri kurtaracak doğru yanıt değildir. Dört yanlışın çoktan bir doğruyu götürdüğü ülkemde bırakın artık çocuklarımız özgürce uçan kedileri ve kanadı kırık kuşları düşünsün Kanadalı dostlarıyla kış dondurması yerken.

Reklamlar