Etiketler

GENEL BİLGİ VE İZLENİMLER:

Karadağ, Montenegrό ya da Crna Gora. Hepsi aynı anlama geliyor. Ülkenin dağlarını görünce neden bu ismin verildiğini anlıyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

[Dağlar yüzünden, sabahları Kotor’un tamamının güneşle kucaklaşması epey zaman alıyor.]

Vize almadan girebildiğimiz ülkelerden olan Karadağ’ın nüfusu 644,578 (CIA 2016 kayıtlarına göre). Başkenti Podgorica. Eski başkenti Cetinje. Podgorica idari, ticari merkez iken Cetinje tarihi ve kültürel mirası barındırıyor. ‘Old Royal Capital’ sıfatıyla onurlandırılması ihmal edilmese de Cetinje halkı biraz küskün gibi yılların tacını kaptırdıklarına (Time Travel Turtle).

Referandumla Sırbistan’dan ayrılıp 2006’da bağımsız oldu. Eski Yugoslav ülkesi. Yönetim biçimi Cumhuriyet. Komşuları Hırvatistan, Bosna-Hersek, Sırbistan, Kosovo, Arnavutluk. Karşı komşusu İtalya. Adriyatik’e kıyısı olan ülkelerden. Balkanların koca gölü İşkodra’yı da (Skadar, Shkodra, Scutari) Arnavutluk ile paylaşıyor. Kısaca ‘Boka’ (körfez) denen Kotor Körfezi, Adriyatik Denizinden içeri kıvrılarak, 1979’dan beri Dünya Mirası Listesinde yer alan güzellikleri; iyi korunmuş Orta Çağ kasabalarını ve turistik beldeleri tek tek gözler önüne seriyor: Kotor, Risan, Tivat, Perast, Herceg Novi …  Orjen ve Lovćen Dağlarının arasında gelin kız gibi süzülüyor Boka Kotorska… En dar yeri olan Verige Boğazı (300 metre) sayesinde savunmasını sağlamış ve güzelliğini korumuş yıllarca. Rivayete göre eskiden burayı karşılıklı iki yakanın arasına gerilen zincirler korurmuş ve zaten Verige de pranga anlamına geliyormuş. Sonrasında iki kıyıya ve karşıdaki güzel Perast’a toplar yerleştirilmiş ki Osmanlı dahil geçmişin güçlü filoları boğazı geçemesin.

Bir başka mirası da Durmitor Dağında koruyor Karadağ. Durmitor Ulusal Parkında yer alan Tara Nehri Kanyonu, Avrupa’nın en derini, hacmen en büyük kanyonu. Neredeyse yarısı koyu ormanlık alandan oluşan ülkede bolca inşaat gördüm (Global Forest Watch). Yabancı yatırımcı seviyor ülkeyi.

Geçmişte çokça işgalcisi olmuş Karadağ’ın. Tarihi boyunca çeşitli toplulukların kontrolünde kalmış bu topraklar, beslediği kültürlerin meyveleriyle güçlenmiş: İliryalılar, Romalılar, Bizans, Sırp, Venedik, Macar, Rus, Avusturya, Napolyon askerleri ve tabii komünist Yugoslavya. Örneğin Kotor sokaklarında dolaşırken hem Venedik aslanına rastlıyorsunuz, hem çift başlı kartala, hem de Tito’ya atfedilen şu sözlere: “Başkasına ait olanı istemeyiz, bizim olanı da asla vermeyiz.”

Sırpça ve Karadağca konuşuluyor. Ikisi birbirine çok yakın olsa da kendi dillerini yerleştirme konusunda titizlenmekteler. Dilin üzerinde İtalyancanın etkisi varmış. O yüzden de yerel halkın İtalyanca anlaması ve hatta konuşması yadırganası bir durum değilmiş.

Çoğunluğu Ortodoks Hristiyanlar oluştursa da Katolikler de var. Amerikalı bir gezginin deyimiyle ülkede tonlarca kilise var. Bolca çan sesi duyuluyor. Noel tatili 7 Ocakta.

Avrupa Birliği üyeliğine aday olan Montenegro, Birliğin görüşüne göre yolsuzluk ve organize suçlarla mücadele ile ifade özgürlüğünün korunması konularına yoğunlaşmalıymış. Yani adalet, özgürlük, güvenlik konuları dile getirilmiş Avrupaca. Kadın haklarından bahsedilmiş. Son okuduğum rapor da para politikalarının netleşmesi yönündeki ifadelerle bitiyor (2016 EU Raporu).

Avrupa Birliği’ne başvuru süreçleri daha bir sonuca ermemiş olsa da Euro kullanıyorlar ama henüz makul fiyatlar talep ediyorlar. Bir Euroya alabileceğiniz birçok şey olduğu gibi bir Euronun altında fiyatlar da görebiliyorsunuz. Kış olduğu için sanıyorum, müze giriş ücretleri yok gibi neredeyse. Kendileri indirim yapıyorlar ya da para almıyorlar. Bir İspanya gibi yirmişer Euro bayılmanız beklenmiyor her girdiğiniz yere.

Halk olarak azıcık asabicene göründüler gözüme. Birçoğunun yüzünde kederli ve düşünceli (ama bir o kadar da mağrur) bir ifade var gibi. Tamamen bana öyle gelmiş de olabilir tabii. Ama gördüğüm kadarıyla işlerini iyi yapıyorlar. Toplum kurallarını önemsiyorlar medenice.

Çok sigara içiliyor. Zaten bu konuyu araştırırken gördüm ki Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Karadağ, sigara tüketiminin en fazla olduğu ülkeler listesinde tepedeymiş (Telegraph, 8 Mart 2017). Okuduğum kaynaklarda ‘halka açık alanlarda sigara içme yasağı’ olduğu yazmasaydı inanmazdım. Havaalanı hariç kapalı mekanlarda sigaranın serbest olduğunu sanmıştım. Değilmiş. Müze gibi yerlerde bile size önce sigara kokusu karşılıyor. Alışveriş merkezlerinin yeme-içme bölümlerinde de bir bulutun altından geçerek ilerliyorsunuz. Yani ceza kesilmediği bariz ortada. Doğruysa eğer, yasağın uygulanamama nedenlerinden birisi olarak yetkililerin kimlik sorma izninin olmaması gösteriliyor. Tabii bu dumanaltı durumu benim gece hayatını keşfetmemi olanaksız kılıyor. Yani zaten lokal, minicik yemekçileri severim de anca dışarıda oturabiliyorum. Tarz olarak en çok kafanaları sevdim, bir de domaći yani ev yapımı yiyecek satan mekanları. ‘Domaći ukus’ ev yapımı lezzet demek. Hem lezzetli ve ucuzlar, hem yerel halkın takıldığı mekanlar, hem içiliyor. Siparişi getirdikleri gibi fişi de masaya bırakıyorlar ve böylece kafanızda herhangi bir sürpriz korkusu olmadan yiyip içiyorsunuz. Yalnız fişinizi dikkatlice incelemenizden hiç hoşlanmıyorlar. Karadağ insanı hakkında okuduğum bir blog yazısına göre fiş incelemenizi garsona güvensizlik, bir suçlama gibi algılıyorlarmış. Yine o blogda yazdığından anladığım kadarıyla kibarlık gülümsemesinden pek hoşlanmayan yüzler fişi de incelediğinizde iyice bir ciddiyete bürünüyor. (Living in Montenegro)

‘Kafana’ denen mekanlarsa Osmanlı kahvehanelerinden türemiş olup günümüzde kahvenin dışında içki-meze servisi de yapılan müzikli mekanlar. Tabii ülkesine ve işletenin etnik kökenine göre değişiyor, ama çoğunda kahve ve içki var.

Onun dışında pazarlar, bakkallar ve marketler de var birçok ürün alabileceğiniz. Kotor eski kentinden terminale giderken meyve-sebze ve zeytinyağının yanı sıra kürk satan bir pazar var örneğin. Ayrıca gereksinimlerinizi pekala süpermarketlerden de karşılayabilirsiniz (İdea, Aroma, Voli). Kotor’da eski kentin surları dışında kalan Kamelija adlı alışveriş merkezi de eczane dahil bolca imkan sunuyor.

Kuralları net. Geçmişin izleri hissedildiğinden olsa gerek her türlü emeğin karşılığı ona uygun alınıyor. Mekan önlerinde yemekle içeride masada hizmet görmenin bile fiyat farkı var. Küçük bira şişesinin daha çok işçilik gerektirdiği için daha pahalı olduğunu okumuştum tabii doğruysa. Çevreci yaklaşım da devreye giriyor tabii bu noktada. Duşların da elli sent atılarak çalıştığı anlatılıyor ama ben görmedim kış vakti. Markette, verilenden fazla poşet isterseniz para istiyorlar. Turistik kent haritaları muhteşem kaliteli kağıtlara basılmış ama öyle ulu orta dağıtılırken bulamıyorsunuz. Bir tanecik noktayı anlatmak isteyen otel görevlisi her seferinde yeni harita ziyan etmiyor, kağıt üzerinde anlatıyor. Ucuz uçak biletini sağlayan Air Serbia peçeteleri minicik. Giriş biletini müzeye geri vermeniz için yapılan hediye kampanyaları var. Kotor Deniz Müzesinin biletleri kartpostal şeklinde. Böylece kart postalamaya da özendiriliyorsunuz.

Şehirler arası ulaşım için otobüsten çok minibüs kullanılıyor. Biletler numaralı kesilse de herkes istediği yere oturuyor. Bagaja bir euro alınıyor ama şoförler küçük bavul görünce “al yanına” hesabı kaş-göz yaparak sizin paranızı koruyorlar. Minibüs içi zaten oldukça geniş. Ayrıca kış vakti fazla insan yok diye seferler iptal edilmiyor. Podgorica’dan Budva’ya üç kişiyle araç kalkabiliyor yani. Hem de sık aralıklarla.

Podgorica-Budva 66 km 6 €
Budva-Kotor 23 km 3,50 €
Kotor-Risan 18 km 2,50 €
Kotor-Tivat 9   km 2,50 €
Kotor-Podgorica 89 km 7 €
Budva-Sveti Stefan 8   km 1,50 €

[balkanviator.com’da hem mesafeler hem de ulaşım seçenekleri görülebilir]

Budva’dan Sveti Stefan’a götüren Mediteran Express şehir merkezinde yoldan alıyor yolcusunu. Ama normalde bir şehirden diğerine gitmek için terminale gidiyorsunuz (Autobuska Stanica). Çeşitli firmalar yanaşıyor otobüs terminallerine: Striković, Adriatic Travel, Nikac, Bjelopavlia Trans… Nereye, kaçta gitmek istiyorsanız terminaldeki görevli biletinizi kesiyor ve hangi firmayla gideceğinizi de belirtiyor (o saatte hangisi o kente uğruyorsa). Gayet rahat sistemleri var. Sadece Budva’daki girişi çok saçma sapan bir şekilde restorandan vermişler. Başka türlü giremiyorsunuz Mercur şirketinin işlettiği terminale. Sanırım o yüzden de diğer taraftaki restoran girişinde görevli oturuyor ve kapıyı açtığınızda sinirleniyor gara girmek istediğinizi sanarak 🙂

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu arada otobüs istasyonunu işleten firmanın adıyla anıyorlar terminalleri. Örneğin Kotor’daki istasyon ‘Autoboka’. Podgorica’daki ‘Intours d.o.o.’ Bu d.o.o.’yu her yerde göreceksiniz. Limited Şirket anlamına geliyor. En sık gördüğüm sözcüklerden bir diğeri de ‘popust’ yani ‘indirim’. ‘Sveti’ (aziz) ve ‘Stari Grad’ı (eski kent) söylememe gerek bile yok sanırım. ‘Giriş’ için ‘ulaz’, ‘çıkış’ için de ‘izlaz’ kullanılıyor. Bir de ‘akcija’ var ama onun ne olduğunu tam çözemedim.

Podgorica Havaalanından kent merkezine toplu taşıma yok, tek seçeneğiniz taksi. 12 kilometre olan yolu 10 Euro’ya götürüyorlar ve burada da kazıklanma gibi bir endişeye yer yok. Havaalanında çıkış yaptığınız kapının karşısında tek desk var ve on euro olduğunu söyleyerek aracınızı ayarlıyor. Havaalanındaki turizm enformasyon da söylemişti zaten 10 € olduğunu.

Yasal olmayan taksiler de mevcut. Bazı şeyler kontrolün az olduğu hissi uyandırıyor (fazla kontrollü bir ülkeden gidince alışveriş merkezlerine ve hatta havaalanlarına bile elini kolunu sallaya sallaya girebilmenin hayal meyal anımsadığımız güzelliğini bir kez daha tatma nostaljisini yadırgıyoruz ne de olsa). Örneğin sekiz gece kaldığım ülkede bir kere bile pasaportumu vermedim herhangi bir otele ya da eve. Kayıt yok, evrak yok. Ama ödediğiniz paranın karşılığı bir hizmet alıyorsunuz. Arada talihsizlik de olabiliyor tabii. Kotor’daki ilk gece için ayarlanan otelimsinin (studio apartment) asla bulunamaması gibi. Başka bir hostelcinin söylediğine göre eroinman eşi hastanelik olunca basıp gitmiş. Telefonlara da bakmadı. Gece tanıştığınız Kotor kaleiçi sokaklarında kalacak yeni bir yer bulmak biraz iç sıkıntısı yapabiliyor. O zaman ‘toplum kurallarını önemsiyorlar’ tezimi çürütmüş mü oldum acaba? Gerçi bu mekanı işletenin Hollandalı olduğu (olaylardan bir ay öncesi) ve diğer hostelcinin dedikodusunu yaparken çalışma ahlakı konusundaki vurgularını da bir düşünmek lazım. Amaaan, insan her yerde insan işte. Yola çıkarken de çıkmazken de her olasılığı göz önünde bulundurmalı.

Önemli bir bilgi olarak 1979 depremini de eklemeliyim. Karadağ’ın zaten en dikkat çekilen doğal afeti depremleri ancak yakın zamanda gerçekleşip de ciddi hasara uğratacak denli şiddetli olanı 15 Nisan 1979 sabahı yaşanmış. Kotor ve 2500 yıllık ömrü olan Budva en çok yara alan illerden ve Budva Müzesinde depreme dair bazı fotoğraflar sergilenmekte.

Bir de ülke genelinde Viber kullanımının sevildiğini söyleyeyim. Yemekçi, otelci, herkes Viberdan ulaşım sunuyor.

GİDİLESİ ZAMANLAR:

Alışmışız Balkanlardan gelen soğuk havayı duymaya… Şubatta gittiğimiz için herkes üşüyüp üşümediğimizi sordu. Oysa havası gayet güzel, Antalya kışı tadındaydı. Zaten Kotorlu bir beyin söylediğine göre yılda sadece iki hafta kadar çok soğuk olurmuş. O da Antalya gibi demek ki. Biz oradayken hava 10-16 derece arasında gidip geldi. Kâh tişörtle gezdim, kâh polarımla. Bence bu mevsimde gitmenin en güzel yanı turistlere sunulan güzelliklerin rahatça görülebiliyor olmasıydı. Yani gezdiğiniz mekanlar kafe şemsiyelerinden görülmez bir hal almıyor, kumsallar etten platforma dönüşmemiş oluyor. Tarihi binaları da, doğal güzellikleri de rahatça görebiliyorsunuz. Örneğin yazın Kotor’a yanaşan gemiler sebebiyle şehir çok kalabalık oluyormuş. Düşünsenize, siz gezinirken bir cruise yanaşıyor ve tüm yolcusunu minicik kente bırakıveriyor. Bir blogda okuduğuma göre sabahın dokuzunda bile Kotor Kalesinin tepesi (Castle of San Giovanni) turist doluyormuş. Biz gittiğimizdeyse bir avuç insandık. Para da istenmiyor. Zaten kışın, daha az hizmet verdiklerini düşündükleri için sanırım, her şey daha ucuz oluyor. Tabii ki kalacak yer de. Sadece, ulusal parklarını gezememiş olmaktan sıkıntı duydum. Tekrar gidersem, Durmitor ve İşkodra’daki parkları ziyaret etmek, Nikšić’teki Ostrog Manastırını görmek ve Cetinje’de biraz daha fazla zaman geçirebilmek isterim. Ayrıca Ulcinj ve Bar şehirlerine gidilip oradan da Arnavutluk’a geçilebilir.

DENENESİ TATLAR:

Yemekle pek arası olan bir insan olmadığım için bu konuda çok bilgi veremeyeceğim aslında. Beyaz peynir satılması ve oldukça lezzetli olması bana yetiyor, ama yemek önerisinde bulunan siteler bolca deniz mahsulü içeriyor. Bir de ‘kaštradina’ adında bir et yemeği. Bosna ve Sırbistan’da olduğu gibi tabii ki burada da ćevapi var. Kocaman Balkan hamburgeri pljeskavica da var. Benim favorim olan gulaš da mevcut doğal olarak. Çeşitli kültürlerin harmanlandığı bir ülke mutfağında bizim yemeklerimiz olmazsa olmaz. Dolayısıyla kuru fasulyedir (pasulj), musakkadır, sarmadır (japraci), dolmadır (punjena paprika), çoban salatasıdır hepsi yerini almış. Tabii sadece lahana doğrayıp salata olarak getirdikleri de oluyor. (doručak: kahvaltı  –  pasulj: fasulye  –  pileći, pileća, piletina: tavuk  –  sir: peynir  –  krompirom: patates  –  kikiriki: fıstık  –  kukuruz: mısır)

Restoranlarda sac kullanımı yaygın. Börekleri harika. Benim gibi, olmadığını bildiğiniz halde her börek satan ‘pekara’ya kahve sormayın, yok. Ama sattıkları kahve yanı atıştırmalıklar çok lezzetli. Kahveleri zaten olağanüstü. Günde on kere içsem yeter demem.

Sadece Osmanlı değil İtalyan etkileri de olduğu için risotto gibi yiyecekleri güzel yapıyorlar. Zeytinyağları kaliteli. Bu arada porsiyonları yeterince doyurucu. Sandviç bile alsam iki gün yedim ben. Zaten menülere yiyeceğin kaç gram olduğunu da yazıyorlar.

Balkanların sevilen markası ‘Nikšićko’ Karadağ’ın da en çok tüketilen birası. Zaten ulusal markaları olan nikşiçko, ülkenin en büyük ikinci kenti olan ‘Nikšić’ adlı şehirde üretiliyor. 1896’da kurulmuş olan Trebjesa, Karadağ’ın tek bira fabrikası Onun dışında en bilineninden yola çıkıp kısaca ‘erik rakısı’ dediğimiz ‘rakija’ yani meyve brendisi burada da var. Birçok ev kendi ‘rakija’sını üretiyor. Podgorica’da tuttuğumuz evin sahibesi yaşlı bayan evini gezdirirken yatak çarşafları, kumandalar, terliklerin yanı sıra masada duran şişedeki rakijayı göstermeyi de ihmal etmedi.

Vranac da şarapları. Ve yirmiden fazla ot türü içeren ama aslen pelin bitkisinden yapılma Pelinkovac… Sözlük yazarlarının yerden yere vurduğu içeceğe ben bayıldım. Hatta da bir hafta boyunca gözümden şakır şakır yaşlar gelerek hasta bir halde gezdiğim Karadağ’daki mecburi ilacım oldu. Amcalar her yerde bardağı maksimum bir euroya şat şeklinde alıyorlar. Otobüs beklerken bile içilebiliyor. İçine limon dilimi ve buz koyup servis ediyorlar ama bacanak versiyonu sek. Ardından su içiyorlar.

Cipslerine bayıldığım için bir de onları söyleyeceğim tabii 🙂

ÖNERİLESİ MEKANLAR:

WOW! Fast Food (Podgorica):

Restoran Domaći Ukus M (Podgorica):

Evergreen Jazz Club (Kotor):

Yo! Fast Food (Kotor):

FK Bokelj Kafana (Futbol Kulübü, Kotor):

Caffe Armonia (Perast):

Pan Expert (Budva):

Hotel Astoria Restaurant (Budva):

Olive Restaurant (Sveti Stefan):

Restoran Porat (Rafailovići):

KALINASI YERLER:

Hotel Ideal (Podgorica)  &  Veky Apartment (Podgorica)

Captain Apartments (Budva):

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Apartments Mirrela (Kotor):

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

 

GEZİ PROGRAMI:

08 Şubat 2017 – Podgorica’ya varış
09 Şubat 2017 – Podgorica’dan Budva’ya geçiş (iki gece Budva’da)
10 Şubat 2017 – Sveti Stefan
11 Şubat 2017 – Budva’dan Kotor’a geçiş (dört gece Kotor’da)
13 Şubat 2017 – Perast
14 Şubat 2017 – Tivat
15 Şubat 2017 – Kotor’dan Podgorica’ya geçiş

 

 

LİNKLER:

CIA
Montenegro Pulse
montenegro.com
Visit Montenegro
Discover Montenegro (Kotor)
Oldtown Travel (Kotor)
Pizza Travel (Kotor Körfezi Haritası)
Budva.com (Budva)
FULL.feel.Budva (Budva)

Get by Bus (Otobüsler)
AutoBoka (Kotor Otobüs Terminali)

Kamelija (Kotor’da AVM)

Cost of Living in Montenegro

Reklamlar