Etiketler

,

İş dünyasında oldukça başarılı olan insanların özel yaşamını düzene koyamaması bana oldukça ilginç gelen durumlardandır. “En küçük sosyal birim ailedir” cümlesiyle büyümüş bir toplumun iş yerinde geçerli kuralları ev ortamına da taşıyamamasını aklım pek almıyor. Neredeyse bütün sağlam organizasyonlarda önemsenen ‘yapı taşı’ niteliğindeki uygulamalar, her kural gibi, bir gereksinim sonucu ortaya çıkmış, denenmiş, geliştirilmiş ve küresel düzlemde kabul görüp yıllardır kullanılagelmiştir. Neden en küçük toplumsal birimde de işe yaramasın?

Özel yaşantınızda olup bitenleri bir de bu gözle görmenizi önereceğim. Kurumların kaçınılmazı olan uygulamalardan aklıma gelenleri sıraladım. Bakın bakalım kendi özel şirketinizde bu kurallar uygulanıyor mu. Var olan sıkıntınızın sebebi orada yatıyor olabilir mi? Ya da aile içi mutluluğunuzu ve uyumunuzu, dengeyi bu temellere oturtmuş olmaya mı borçlusunuz?

İyi bir şirkette kriz yönetiminden temizlik saatine kadar tüm işleyiş belirlenmiştir. Saatli ve planlıdır.

Yemek bile düzenlidir. Çalışırken tıkınmanız hoş karşılanmaz.

Denge vardır. Her gün aynı yemek çıkmaz. Her an çalışılmaz, dinlenme arası belirlenmiştir.

Tatil günü vardır. Dinlenmekte olan çalışan rahat bırakılır. Evde de herkesin haftada bir günü olmalı. Anneliğinizden dahi izinli olduğunuz saatler olmalı, sadece kendinize ayırdığınız. Mutlaka her hafta aynı zamanda ve düzenli.

Ortak kullanım alanlarının yanısıra herkesin kendine ait alanı vardır. Amiriniz gelip masanızı toplamaz ya da karıştırmaz.

Herkes birbirine saygı göstermek durumundadır. En basit örneğiyle ‘Geç Kalınmaz’.

Kimseyi kırmak o kadar kolay değildir. Zorlayıcı ve küçük düşürücü söz ve tavrınızın ‘mobbing’ kavramıyla örtüştüğü ve suç olduğunu bilirsiniz.

İnsanlarla iletişim kurmaya zorunlusunuzdur. Tersleyip geçemezsiniz. Duymazdan gelemezsiniz. Gülümseyerek günaydınlaşırsınız. Sorun varsa toplantıda tartışırsınız, iki arada bir derede sinir harbi içinde konuşup havada bırakmazsınız. Toplantıdan önce araştırmalarınızı ve notlarınızı tamamlar, toplantıya hazırladığınız döküman, beyin ve sözcüklerinizle gidersiniz.

Toplantıların tarihi, başkanı, yazmanı ve gündemi vardır. Tutanak tutulur. Dilek ve temenniler dile getirilir. Diğerlerinin konuşmalarını görüş olarak kabul eder ve değerlendirirsiniz, saldırı olarak almazsınız. Net kararlar alınır, ne zamana kadar yapılacağına ve kimlerin sorumlu olduğuna kadar belirlenir. Uygulanıp uygulanmadığı takip edilir ve bir sonraki toplantının ilk gündem maddesi olur.

Notlar alınır, ajandalar tutulur ve bu notlara yeri geldiğinde başvurulur. Yazmak normaldir. Paranormal aktivite olarak karşılanmaz.

Yapılacaklar listesi yapılır. Günlük, haftalık, aylık, yıllık hatta beş yıllık planlar yapmanız ve eylem planlarını güncellemek üzere bir araya gelmeniz anormal karşılanmaz.

İyi bir plan anca başlangıçtır. O planları en efektif şekilde nasıl eyleme geçirdiğiniz ve sonuçlarla ilgilenilir.

Önceliklerinizi belirlemek zorundasınızdır. Bir ay sonra verilecek olan yemeğin organizasyonuna yoğunlaştınız diye bugün yapmanız beklenen bir mal alımını unutmuş olmanız hoş karşılanmaz. Ya da bazı işleri sürekli ertelemeniz.

Yetiştirmeniz gereken işler olduğu halde sizinle ilgisi olmayan işleri de yapmaya çalışmazsınız. Başka birimin görevlerine hele hiç karışmazsınız. Herkesin bir görevi vardır ve bir kişinin her işe atlaması meslektaşlarınca hoş karşılanmaz.

İşinizi iyi yapabilmek için enerjinizi yüksek tutmaya ve motivasyona gereksiniminiz vardır. Hep enerjik, hep dimdik, hep güler yüzlü ve şakacı, bakımlı ve sağlam bir duruşunuz vardır. İş arkadaşlarınız sizinle olmaktan bir şekilde keyif alırlar.

Proje geliştirir, şirketinizi ileri götürmeyi amaç edinirsiniz. Yaratıcılığı önemser, iyi fikirlerle gelmek için beyninizin sınırlarını zorlarsınız. Risk alırsınız. Gerek cesaretiniz, gerek efektifliğiniz, gerekse başarınızla fark edilmeye çalışırsınız.

Bilmediğiniz konuları uzmanlara danışmaktan çekinmezsiniz.

Yenilikleri ve iş gündemini takip edersiniz. “Ben anlamam” demez, her konuyla ilgilenir ve bilgiye ulaşma araçlarını etkin kullanırsınız.

Çalışırken ilk şart işinize odaklanmaktır. Önemli bir görüşme yapıyorsanız telefondan gelen sosyal medya çınlamalarına bakmamanız gerektiğini bilirsiniz. Böylelikle karşınızdakine ve işinize verdiğiniz değeri göstermiş olursunuz. Birden fazla işle ilgilenmez, her işe hak ettiği önemi vererek sırayla yaparsınız.

Zaman yönetimi, organizasyon becerileri çok önemsendiği için kendinizi bu konularda geliştirmeye çalışırsınız.

Sürekli kendinizi eğitmeniz beklenir.

Bütçe yapılır ve belli aralıklarla gözden geçirilir. Ama her gün ve olur olmaz zamanlarda bu konu hakkında konuşulmaz.

Çeşitli tabloların kullanımı işleri kolaylaştırır ve gidişatı rayına sokar. Örneğin gerçekleştirilmesi düşünülen eylemler için + / – tablosu yaparak karşılaştırırsınız. Getirisi götürüsünden fazlaysa planlamaya geçersiniz. SWOT Analizine değer verirsiniz.

Politikalar önemlidir. Örneğin bir okuldaysanız okuma politikası vardır, ki kurumun tüm bileşenleri okumaya yüreklendirme görevini aynı derecede sahiplensin.

Herhangi bir birimde sorun tespit ettiğinizde o sorunla yaşayıp gitmezsiniz. Sorunun kaynağına inip sıkıntılı noktayı bulduktan sonra çözüm getirme yoluna gidersiniz. Şirketi aşağı çeken sıkıntıdan ne olursa olsun kurtulmak zorunda olduğunuzu unutmazsınız, dolayısıyla görmezden gelemezsiniz.

Her eylemin ya da eylemsizlik seçiminin bir sonucu vardır. Yapılması gerektiğince yapmadığınız işlerin sonuçlarını kabullenir ama yeni eylem planı hazırlarken göz ardı etmezsiniz.

Ekip çalışmasına yer verilir. Herkesin bir uzmanlık alanı olmasının yanı sıra daha güçlü olduğu konular da vardır. Farklılıklarınızı bilir, buna uygun davranırsınız, ama zayıf hissettiğiniz yönlerinizi güçlendirmeye çalışırsınız.

İyi şirketlerin misyonu ve vizyonu bellidir. Rüzgarın savurduğu yöne sürüklenmezler.

Hedeflere erişilebilmesi için öncelikle doğru yollardan gidilmesi ve doğru araçların kullanılması gerekir. Bu yollar ve araçlar zaman zaman gözden geçirilir, işe yaramayanı yenilenir.

İşe yeni başlayana kıyamayan olmaz. İvedilikle işleyiş öğretilerek kuruma kazandırılır.

Aile, toplumun en küçük yapı taşıdır. Toplumda geçerliliğini normal kabul ettiğiniz her ‘olmazsa olmaz’, parçası olduğumuz daha küçük sosyal gruplar için de geçerlidir. İş dünyasında sergilediğimiz özeni kendi yaşantımıza da gösterme hakkını kendimize tanımalıyız.

İşler yolunda gitmiyorsa yöntemlerinizi değiştirip bir de bu tekniği denemenizi öneririm. Kuruma ait hissetmeniz şart.

Reklamlar