Etiketler

“Para kesesini güneye astım ben, olur mu?”
“İçine koyacağımız madeni paralar kaçlık olacak?”
“Kese mor olsun demişlerdi, siz sarı diyorsunuz?”

Seyircinin kafası karışık. Reklam arasına girmeden problemlerinin çözüm bulmasını istiyorlar. Bir daha böyle bir uzman bulamazlar. Yılların para meselesi bugün çözülmeli. Bu yıl zengin olacağız inşallah.

Belini doğrultmaya çalıştıkça kamburu artan bir toplum olarak fakir yaşamaktan öyle bıktık ki bir çıkış yolu bulabilmek umuduyla her kapıya saldırıyoruz. Çay kaşığıyla aldığımız paraları kepçe kepçe başka kasalara aktarıp durduğumuz için paranın öyle birikmediğini çoktan anladık. Bir kısmımız “başka türlü ev sahibi olunmaz” deyip ömrünü banka kredisi ödeyerek geçirdi, bir kısmımız yatırım uzmanlarının sözlerini takip etti, dolar alıp bekleyen oldu, maydanoz ekip dua eden oldu, filleri yedileyen oldu, Internetten medet uman oldu, medet uman güruhu kerizleyerek köşeleri dönen oldu, güneydoğudaki mor kesenin içi bir türlü para dolmadı.

Suna Kıraç da zenginlik düşüyle büyüyen milyonlarca insandan birisi. Gençken çok samimi olduğu, fazlasıyla zengin bir arkadaşı varmış ve Suna Hanım bu dostunun lüks evini ve şatafatlı hayatını gördükçe imrenir, geceleri dua edermiş “Allah’ım bana böyle hayat ver” diye. Vehbi Koç’un kızı Suna Kıraç’tan bahsediyorum tabii ki. Hani şu çalışmaya sevdalı Suna Kıraç’tan. Tüm ömrünü çalışmaya ve gerek aile holdingini gerekse ülkeyi ileri götürmeye adamış Kıraç’tan.

Diyeceksiniz ki “onun için sorun yok ki, zengin olmak çok kolay olmuştur, kadın ne de olsa Vehbi Koç’un kızı.” Vehbi Bey’e bakalım öyleyse. Baba Koç’un fakirlik içinde geçen çocukluğunu anlattığı bir konuşmasından alıntı yapmam resmin kafanızda biçimlenmesine yardımcı olacaktır sanırım: “Katolikler, Ermeniler, Museviler büyük para kazanırlardı ve en güzel yerlerde yaşarlardı. Biz onlara hayran hayran bakardık. Hep ihracatla onlar meşgul olurlardı. ……… Aklınıza ne gelirse hepsi onların elindeydi. ……… Öyle bir imreniyordum ki ‘Allah’ım bana da bunlardan birisini ver’ deyip çalışmaya karar verdim. Onları gördükçe ben boyuna sinirlenirdim, ‘ben de bunlar gibi olacağım’ derdim ve ondan sonra okumamaya karar verdim, onlar gibi olmak için, işe atılmak için.” Çok sinirlendiği bu tayfa ile çalışıp işleri öğrenerek başlamış hayallerine ulaşacak yolu adımlamaya. Kızıp da arkasını dönmek yerine işin erbabıyla çalışma ilkesini tercih etmiş.

Haksız da değilmiş Koç hırslanmakta. Gerçekten neredeyse tüm iş kollarının başında bu farklı etnik kökenden olma vatandaşlarımız varmış. Eskilerin kısaca ‘Yahudiler’ olarak tanımladığı bu insanlardan öğrenmişiz ticareti ve iş çalışkanlığını. Öğrenmemize teşekkür olarak da Varlık Vergisi istemişiz. Bu kişilerden birisi de iş adamı İshak Alaton’un babası. Varlık Vergisi Kanunu ile tüm mal varlığını kaybeden Baba Alaton’un verecek parası kalmayınca Aşkale’nin yolunu tutmuş. Aşkale’de sürgünde geçirdiği bir yılın sonunda bembeyaz saçlarla ve artık hiç gülmeyen bir yüzle geri dönmüş. Yapılan haksızlıkları sindiremeyen büyük oğlu 6-7 Eylül olaylarının ardından İsveç’e göçerken, küçük oğul İshak Bey bir intikam sözü vererek ülke için çok büyük işler yapmaya ant içmiş. Öldüğünde Türkiye’nin en zenginlerindendi.

Aşkale yolcularından biri de zengin iş adamlarımızdan Dikran Masis’in babası. Üç kere Aşkale’ye gitmiş Baba Masis, üç kere de askere çağrılmış. Bir kere olsun Türkiye aleyhine konuşmamış. Giyecek pantolonu bile olmadığı, dolayısıyla vergisini veremeyip sürgüne yollandığı günlerden zenginler arasında gösterildiği yıllara ulaşmış onun yerine. Oğul Dikran Masis, babasıyla anlaşamayıp ayrıldığında 23’ündeymiş. Bir şeyler yesin diye Mine Mutlu’nun beş lira verdiğini, tok tutsun diye reçelli spagetti yediğini anlatıyor Balçiçek İlter’e verdiği bir röportajında. Birçoklarının olumsuz göreceği şartları avantaja çevirmeyi biliyor. “Zenginler korkar, fakirler korkmaz” sözüyle açıklıyor yürekli ve gayretli duruşunu. Tabii ki çok zengin ediyor onu hırsı. “Limon satsam limon kralı olurum” diyor ve ekliyor: “Kesinlikle para hesabı yapmayacaksın. Dürüst olacaksın, başarılı olacaksın.”

Yukarıdan aşağı inip tekrar tepeye yükselen bir başka zenginimiz de Betûl Mardin. Babası bankada memurken tayini Mısır’a çıkıyor. Durumları iyi. Mısır’da pamuk tarlaları var ama o dönem pamuk altın gibi. Pamuk fiyatları düşüverince ailenin varlığı bitiyor ve beş parasız kalıyorlar. Ayrıca savaş görüyorlar. Dolayısıyla karanlığı, yoksulluğu ve yokluğu. Denize nazır güzel bir evde uşaklarla yaşarken bombardımanın durmadığı ve cesetlerin yüzdüğü bir dünyada ölümle burun buruna yaşamayı öğreniyor Mardin. “Her an ölebileceğini düşünerek yaşama bağlanıyorsun” diyor. Yaşama olan bağlılığını zaten hepimiz biliyoruz. Çalışkanlığını ve kendini aşma azmini de. Yoksa lise mezunuyken üniversitede dersler vermek her babayiğidin harcı değil. Mısır’da tüm arsalarını yitirmiş bir ailenin ah-vah etmeyi bilmeyen kızı iyimserliği, kararlılığı, üretkenliği, zekası ve planlı yaşamıyla iş dünyasının tepelerinde bir yere tahtını kuruyor.

Tüm bu örneklerdeki insanların genç yaşta yola çıkmış olması ümidinizi kırmasın. Küçük bir lokantadan başka bir şeyi olmayan Bay Sanders iflasın eşiğine geldiğinde altmışlı yaşlarındaymış. Elinde bir tariften başka hiçbir şeyi olmadığı için kızarmış piliç tarifini satmaya karar veriyor ve geceleri arabasında yatarak Birleşik Devletleri arşınlıyor. Yüzlerce kez reddedildikten sonra aradığı desteği buluyor. Kentucky’deki küçük benzin istasyonuna gelen müşterilere yemek pişirip lezzetine hayran bırakan Sanders, otoyolun taşınması sonucu dibe vurunca, o hızla yukarı fırlayıp KFC markasını yaratmayı başarıyor. Tabii zengin olmayı da.

Ben bu yaşam öykülerinde üç ortak yön görüyorum: Acıdan güç almak, zengin olmayı her şeyden çok istemek ve sadece çalışmak. Sabri Ülker dokuz yaşındayken Türkiye’ye geldiğinde ne mor bir para kesesi varmış ne de içine koyabileceği eşyası, ama bugün ülkemizin en zengini olan oğluna bir servet bırakmayı başarmış. Kırım’da zulme uğrayan binlerce kişiden biri olarak ailesiyle Türkiye’ye göçtüğünde, İstanbul açıklarında demirleyen gemiden kente ulaşabilmek için binmeleri gereken sandala verecek paraları yokmuş da günlerce gemide beklemişler. Ama mucizevi bir zenginlik beklememişler.

Sylvester Stallone düşük bir fiyata köpeğini satacak kadar sıkıntıdayken yazmış Rocky’yi ve kapı kapı dolaşmış satabilmek için kendisini üne ve paraya boğan senaryosunu.

Parayla arası iyi olan bir insan olmadığım için hiçbir zaman zengin olmayacağımı biliyorum. Başarmak için önce istemek lazım nitekim. Bu anlamda o kadar çok başarı öyküsü var ki, çok paraya sahip olmak isteyenlerdenseniz eğer, gıpta ettiğiniz bir zenginin yaşam öyküsünü inceleyip kendinize model almanız ve hedefinizden asla ayrılmadan bu uğurda çalışmanız yeterli olacaktır.

Size güç verecekse para kesenizi asın yine doğru bulduğunuz köşeye. Ancak para düşleyenlerin zaafından faydalanan modern Sülün Osmanlara koşmadan önce Vehbi Koç’un ilkelerine kulak vermenizi öneririm: Hesaplı, tutumlu olacaksın. Dayanıklı, azimli olacaksın. Moralini bozmayacaksın.

Sen çabalamazsan mor kese ne yapsın?

 

KAYNAKLAR:

Vehbi Koç Belgeseli – GBP TV, 10 Nisan 2013 (Mehmet Ali Birand, Hikmet Bila, Mustafa Ünlü)

Para Nasıl Kazanılır, Dikran Masis – Etkili İnsan, 16 Aralık 2014 (Haber Türk – Balçiçek İlter İle Söz Sende)

Kıraç, S. (2006). Ömrümden Uzun İdeallerim Var. İstanbul: Suna ve İnan Kıraç Vakfı

İzzet Çapa Röportajı, HT Hayat, 19.08.2012

Reklamlar