Etiketler

Meclise sunulan kitapların çok tartışma yarattığı bu günlerde ben de bir çocuk kitabından yola çıkarak, yanlış kitap seçiminin naif yüreklere salabileceği kemirgen kurtçukları hatırlatmak istiyorum.

Dün bir dostumun çocuğunun süpermarketten aldığı çocuk kitabını okudum. Marketlerin ucuzluk selelerinde satılanlardan biri. İçerdiği öykülerden “Küçük Deniz Kızı”nı kapağa taşıyınca, üstüne bir de 2 liraya satılınca son derece albenili olmuş bir kitap. Kardeşini mutlu etmek isteyen güzel yürekli abilerin, mızıldanan çocuğunu susturmak isteyen annelerin rahatlıkla uzanabileceği türden bir armağan.

Bir erkek uğruna denizlerdeki güzel hayatını terk eden malum deniz kızımızdan sonra, bir uçurtma yarışmasına hazırlanan ama vaktinden önce havalandırdığı uçurtması nedense kargaların saldırısına uğrayan bir oğlumuzun öyküsü var. “Kedi” adlı öyküdeyse, her şeyden korkan bir kadının yaşantısı sunuluyor çocuk okurların gözlerinin önüne. ‘Çişten bile korkan’ bu kadın yirmilerinde, eşi ise otuz beş yaşındadır. Kadın, hasta olduğu için evlerine yerleşen akraba delikanlıyı bir erkek gibi görmeye başladığını fark eder ve tabii ki bundan da çok korkar. Bir gün oğlanın saçlarını okşar ve o da başını kadının göğsüne yaslar. Kadın hemen kendini toplayıp kontrollü yaşantısına geri döner ancak genç oğlan ölür, kadın da içinde gizlediği bu günahla hasta düşer. Öldüğünde eşinin yanına gömülmek ister ki günahı affedilsin.

Kitabın son öyküsü olan “Ateş Böcekleri” dili itibarıyla Cumhuriyetimizin ilk yıllarında yazıldığı izlenimini veriyor. Eğer okuyan çocuklar metni anlayabilirse öyküsü şöyle: Düzeyli, düşünceli ve hali vakti yerinde bir bey, adının Melahat olduğunu söyleyen genç hanımı sokaklardan ve düştüğü kötü hayattan kurtararak onunla evlenir. Memnun, mesut yaşarlarken bir gece bahçelerinde ölü gibi yatan sarhoş bir adam bulurlar. Adam, genç kadının babası olduğunu, her akşam o eve gelip gizlice kızından para tırtıkladığını söyler. Hatta adı bile Melahat değil Emine’dir bu üçkağıtçı kadının.

Şu an bu yazımı okuyan kişilerin okuduğunu anlama, kavrama, analiz edip sentezleme ve değerlendirebilme becerilerinde ileri düzeye ermiş bireyler olduğuna inandığımdan, bahsettiğim öykülerin çözümlemesine dalmak istemiyorum. Ancak tahmin edersiniz ki kitabı okurken ister istemez ikide bir künye sayfasına bakıp durdum. Kim basmış bu kitabı? Kaç yaş için uygun görülmüş? Nasıl oluyor da böylesi bir çeşitlilik sunuyor? Onay aldığı Yayın Kurulu kimlerden oluşuyor? Kime danışılmış? İçindeki öykülerin yazarlarının adı bile verilmeyen kitapta tabii ki aradığım diğer bilgileri de bulamadım. Yalnız doğru mu yanlış mı olduğundan emin olamadığım şu ibare çok can sıkıcıydı: “MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanlığının 230/378 nolu kararıyla ilköğretim okullarında okutulmasında sakınca yoktur.”

Internette bulamadığım kitabın içinde yer alan öykülerin telif hakkı sorunu ortadan kalkmış yazılar olduğu izlenimi oluştu içimde. Yani sırf ikişer lira da olsa para getirsin diye toparlanmış çöpsüz üzümler. Bazı yayınevleri eğitim ve kaliteden çok para getirisini önemsemeseydi, yani mesela bunun bir günah olduğunu düşünseydi, böyle saçma sapan yazılı kağıt öbekleri ortalığa çıkmazdı elbette. Telif hakkı sıkıntısı ortadan kalktığı gibi “Küçük Prens”i neredeyse tuvalet kağıdına kadar basan paragözler bu sene oldukça iyi kazandılar. Geçen ay kitap fuarında kulak kabarttığım bir üniversiteli kızımız durumu güzel özetledi nitekim: “Ben hiç okumadım ‘Küçük Prens’i ama bu sene çok moda oldu ya ondan alıyorum.”

“Küçük Prens” gibi “Küçük Deniz Kızı” da yılların vazgeçilmezi olduğu için kapağına taşımış belli ki yayınevi. Geri kalan öyküleri önemsememiş. Oysa öykülerin çocukların dünyasında ne büyük kapılar açtığının bilincinde olan büyük yayınevleri, yani yıllara damgasını vurmuş köklü eğitim kuruluşları, yani çocuk dünyası konusunda uzmanlaşmış kişilerin kontrolündeki bu sağlam dünyada böylesi ucuz hikayelere yer yoktur. O yüzdendir ki, parayı değil çocuğun geleceğini yani dünyamızın geleceğini önemseyen yayın danışmanları, yönetmenleri ve editörler kılı kırk yarar bir kitaba onay vermeden önce.

Pedagoji bilmeyen kişilerin çocuk kitabı derlediği, hiç kimsenin kontrolünden geçmemiş eserlerin marketlerde satıldığı dünyamızda iş yine bizlere düşüyor ne yazık ki. Yılbaşının yaklaştığı bu çılgın alışveriş günlerinde pek çoğunuzun çocuğuna kitaplar armağan edeceğinden emin olduğum için dikkatli seçim konusunu bir kez daha anımsatmak istedim. Günahsız günler dilerim.

Reklamlar