Etiketler

, , ,

Onlarca yıllık dostum Sayın Ergun Evren son derece üretken bir insan olduğu için her buluşmamızda yeni çıkan bir kitabını imzalayıp vermesine alışkınımdır. Ancak bu kez, büyük harfleriyle vefalı sözcüklerini kondurup günün tarihini not düştüğü kitap farklıydı. Kendisi değil kızı yazmıştı bu ekose kapaklı kitabı. Kırılgan yüreğini korurcasına uzak duruşlu ama alevli ve ‘gizli deli’ bakışlı Ödül yazmıştı ‘Kışlık Kitap’ı.

Okunmayı bekleyen kitaplarımın arasına yerleştirip sıra numarası verdim ‘Kışlık Kitap’a, ama çok uzun sürmedi bana göz kırpmaya başlayıp kendini elime aldırması. Bu kadar iyi tanıdığımı düşündüğüm bir ailenin hakkında hiçbir şey bilmediğim tek üyesinin gizli dünyası ellerimdeydi. Çocukluğumun etiketlerinden birinin iliştirildiği kitabın kapağını aralamak uzak bir dostla ilk kez tanışmak gibiydi. İstemsizce mesafeli ama sıcacık merak kokan.

İlk bölüme verilen adın ‘Birinci Çekmece’ olduğunu görmek kitabı elimden bırakamayacağımın habercisiydi zaten. Benim gibi bir çekmece delisinin çekmecelerden içeri süzülmesi hiç zor olmadı.

“Babaanne örgüsünde
tüm kazağı söktüren ilmek hatası
gibi olmalıydı yaşamı…” (s.89)

2015 yılında İnova Yayıncılık’tan çıkan 140 sayfalık ‘Kışlık Kitap’ın alt başlığı ‘Naftalinli Dolaptan Öyküler’. Sevgili Ödül Evren Töngür beş bölüme yani beş çekmeceye sığdırmış öykülerini. Naftalinli dolabının çekmecelerini bir bir açıp bizi lacivert günlüğün, beyaz defterin ve kahvenin sayfalarında dolaştırıyor. Özenli sözcüklerle ve özlemli öykülerle doldurduğu yapraklardaki renklerle yolculuğuna sizi de dahil ediyor. Kah “ben turuncuyum” diye haykırıyor, kah simsiyah bir atla yanyana özgürce koşturuyor, kah kıpkırmızı bahçelerden ışıkların çocuğunu çağırıyor. Kocaman kırmızı çiçekler takmak isterken siyahlar giydiği ve gözlerindeki sessizliği göremediği yılların haykırışlarını ikinci çekmecedeki lacivert günlükte tutuyor.

“Umuduma grili beyazlı toz duman
eski bir pantolon giydirdim.
Varaklı boyadım dudaklarımı.
Saçlarımın tomografisini çektirdim.
Küpelerim düştü kaldırdım.
Saatlerimi iple çektim, geldiler.
Alnıma ‘girilir’ yazdım.” (s.40)

 

Dolabın alt tarafına yerleştirdiği belli olan günlükleri daha çok seksenli-doksanlı yıllara aitken üçüncü çekmeceden itibaren bugününe yaklaşıyor Töngür. Yılların acısını çıkarmak istercesine kıpır kıpır dizeleri. Düşünce dünyasının yoğunluğuna sözcükleri yetirememekten dertleniyor. Kafasının içinde itişip kakışan sözcükleriyle baş edemeyip sözü onlara bırakıyor. Yıllanmış bir hırkayla da dertleşiyor, çocuk dünyasının hazinesini saklayan kutuyla da. Derken bir uçurtmaya sesleniyor:

“Boşuna gökyüzü seninmiş gibi
yüksek mavilerden bakma.
İkimiz de iple bir yerlere bağlıyız.
İkimiz de uç denilince uçuyoruz
ve tam rüzgara kapılmışken
ya dolanıyoruz ya çekiliyoruz ya düşüyoruz.” (s.95)

 

Postayla gelen zarflardan çıkanların heyecanı içimizi kımıldatıyor. Babaanne dolabından alınıp çocuk bedenine giyilen şıkırtılı kıyafetin aynadaki ve belleğimizdeki yansıması da.

Hayatın sahteliklerinden bunalmış tavrına kendisi de sıkılırken karşı balkondaki adamın çay içişi gibi gündelik yaşamın sıradan zevkleriyle aniden aşka gelmesi size de umut salıyor. Sonra bir böceğin kararlı devinimlerini izlerken hayatının amacını ve gidişatını sorguluyor. Kendi deyimiyle, “geçmişin el emeği göz nuru mutluluklarını” paylaşıyor okuyucuyla ve “kalbi kadar temiz” yapraklara döktürdüğü anılarını.

Büyük olasılıkla en altta kalan ilk çekmecesinde ise en değerlileri var. Yıllarca yinelenen ayıklama işlemlerinden arda kalanlar, yitirilen ama unutulmayan ve unutulmasın istenenler. Yaşlı kadının bir bahar daha görme umudu, babaannenin dedeye okuduğu gazetenin sesi, DMO kalemi, kokularla tanımlamaya çalıştığı “çocuk kalemi renginde” dünyası, savaş görmüş bir tanıdığın coşkun sesinde “Yonan” askeri, bir dedenin traş oluşu, kurabiyelerle sütü, paşa çayına düşen bisküvinin yakalanışı, patates baskısı paket kağıdı, sabun kokusu, mandolini, Rauf Dedesi ve tabii Köy Enstitüleri.

Dicle Köy Enstitüsü Kurucu Müdürü Değerli Nazif Evren’in torunu Ödül Evren Töngür. İlk şiirlerinin yayınlandığı 1950’lerden bu yana birçok eser vermiş, üniversitede ders konusu olarak incelenecek kadar ilgi uyandırmış teatral şiir “Ölü” ve “Hani Yosun Rengi Gözlerin Olacaktı Senin” parçasının sözlerinin de sahibi olan Sayın Ergun Evren’in kızı yani 1969’da yarattığı bir başka eseri. Grafik tasarımını üstlendiği bazı kitaplar olsa da yüreğini döktüğü ilk kitabı bu. Grafiker şapkasının estetik duruşunu yansıtmayı ihmal etmemiş eserlerine. Kitabın tamamına hakim olan kış mevsiminin kar tanelerini de. En sevdiğimse, düz yazıyla kardeş şiirlerini (ya da nazma yakın nesrini) müzikle birleştirmesi oldu. Satır aralarında isimleri verilen parçaları zevkle açıp dinledim okumamı yaparken. Beş duyuma da hitap ederek zamanda yolculuk yaptırdı Ödül Evren Töngür. Hüznün ve keyfin içiçe geçtiği yolculuğumda müzik elimden tuttu.

“Sessiz bir çocuktu.
Ama
(her çocuk gibi)
çok geniş bir
arka bahçeye açılırdı
penceresi.” (s.18)

 

Araladığın pencerenden çocukluğunun arka bahçesine davet ettiğin ve çekmecelerini karıştırmama izin verdiğin için teşekkür ederim Ödül Evren Töngür. Yeni kitabını heyecanla bekliyorum. “Birbirine dolanmış solucanlardan oluşan” beynin, yalın yüreğin ve temiz sözcüklerinle hoşgeldin dünyama.

 

Töngür, Ö. (2015). Kışlık Kitap Naftalinli Dolaptan Öyküler. Ankara: İnova Yayıncılık

Reklamlar