Etiketler

,

Öğretmenlik kutsal meslektir sözüyle büyüdük bizler. ‘Kutsal’ yani sözlük anlamıyla ‘güçlü bir dinsel saygı uyandıran’ ya da ‘tapınılacak veya yolunda can verilecek derecede sevilen’ veyahut ‘bozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması gereken, üstüne titrenilen’. Kutsal mıdır gerçekten mesleğimiz? Yolunda can verilecek kadar sevilir mi öğretmenlerimiz?

Bugün Antalya’nın küçük bir beldesindeki bir otelin çamaşırhane görevlisiyle sohbet ederken 1,700 Lira maaş aldığını öğrendim. Geçen sene yine Antalya’nın bir kolejinde maaşı iki bine çıkan öğretmenlerin çok sevindiğine tanık olmuştum. Öğretmenliğin kağıt üzerinde yazan ve yazmayan maddelerden oluşan görev tanımına dair çok paylaşımlarda bulundum daha önce. Bir öğretmenin aynı zamanda hemşire, bakıcı, psikolog, yemekhane görevlisi, hakim, yazar, tiyatro sanatçısı, terapist, dedektif ve acil durum mucidi olduğunu hepimiz biliriz. Bu dalların hepsinin mesleğimizin doğasında olduğunu kabul etmemek söz konusu olamaz zaten. Lakin çocuklar için bol kepçe sunduğumuz avukatlık hünerimizi bir çay kaşığı olsun kendimize yontamadığımızdan gece-gündüz demeksizin icra ettiğimiz çalışmalarımızın karşılığını alamadığımıza hayıflanmaktan başka bir şey gelmez elimizden. İki yakasını bir araya getiremeyecek kadar sıkıntıda olanlarımızsa maaşı üç kuruş daha yüksek olan okullara başvurur en fazla. Okulun sahibini araştırmak aklına gelebilecek en son iştir. 1,500 Lira olan maaşı sözleşmesinde 800 Lira görülen yeni evli bir öğretmen bankadan kredi bile alamıyorsa, azıcık daha fazla veren okulun kime ait olduğunu göremez. Hafta içi yorgunluğuna rağmen kirasını denkleştirebilmek için hafta sonlarını istemeden verdiği dil okulunun sahibini merak etmez. Zaten eğitim dünyasındaki insanların karanlık işler içerisinde olabileceği kolay kolay aklına gelmez.

Bugün gördüğümüz bir satış ilanıyla sarsıldık. Daire, araba filan değil, bildiğiniz bisiklet satışıydı bu. Bayan öğretmenden az kullanılmış bisiklet. Paraya ihtiyacı olduğu için okul değiştiren bir öğretmen arkadaşımızın yeni iş yeri kapatılmış, kendisi de hiç beklemediği bir şekilde ve anda işsiz kalmıştı. Yastık altı dolu olmadığı için bütçesinde koca bir delik açan bu durumla baş edebilmek ümidiyle bisikletini satışa çıkarmıştı.

Can havliyle kadrosunda acil bir temizliğe giden bir başka okulda da özgeçmişler incelenmiş ve kapatılan okullların herhangi birinden bu okula geçmiş olan öğretmenler ivedilikle işten çıkarılmıştı. Üstelik bu ve benzeri durumdaki öğretmenlere iş vermeye okullar yanaşmıyor artık. Geçmişte bilmeden böyle bir okula girmiş olabilecekleri, durumu fark edince o okuldan ayrılıp sizin okulunuza geçmiş olabilecekleri düşünülmüyor. Bilerek ya da bilmeyerek bir hata yapıldıysa düzeltilmesine izin verilmiyor.

Netleştirmem gerekirse; ben yıllar süren bir örgütlenmenin içinde yer almış kişilerden değil en temiz ve saf duygularıyla kendini sadece ve sadece mesleğine adamış öğretmenlerimizden bahsediyorum. Böyle bir yapılanmanın parçası olarak zaten olabilecekleri bilen ve muhtemelen her türlü tedbirini almış kişilerden değil, artık bir iş yeri ve maaşı olmadığını tatilin ortasında öğreniveren kişilerden. Hiçbir yanlışları olmamasına rağmen safça ortada kalmış olanlardan. Kurunun yanında yanıyorlar. Tabii yaş oldukları için daha uzun süre yanıyorlar, hem de öz sularını fokurdata fokurdata. Aniden ateşe atılmış dipdiri bedenleri tıslaya pıslaya can veriyor. Eğitimden başka hiçbir şeyle ilgisi olmadığını çok iyi bildiğimiz bu dostlar ne iş yapacak şimdi? Sıkıntılı günlerin kargaşasından yararlanıp olur-olmaz öğretmenlerinin işine son veren okullar coşmuşken nasıl huzur bulup da gelecek akademik yıla hazırlanacak öğretmenler? Kendilerine olan saygılarını ve yerlerdeki özgüvenlerini nasıl doğrultacaklar?

Sahi, tam olarak ne demekti ‘kutsal’?

Reklamlar