Etiketler

,

Avrupa’nın en eski kentlerinden olan Belgrad, Sırbistan’ın başkentidir ama ülkenin kendisinden daha ünlüdür. Sava ve Tuna (Dunav-Danube) ırmaklarının birleştiği noktada yer alır. Beşyüz yıl kadar Osmanlı kontrolünde kalmış olması ülke kültürünü, öyküsünü ve isimleri tanıdık kılar.

Tüm heybetine rağmen mütevazı bir kenttir Belgrad. Turist olmanın kolay olduğu kentlerden. Görülesi mekanların çoğu eski şehir (Stari Grad) kısmında toplanmış.

* Cumhuriyet Meydanı (Trg Republike): Kentin göbeği. Buluşma noktası. Tarihi binalarla çevrili fotojenik meydan. Her yere rahatça ulaşabileceğiniz alan. Kaybolursanız herhangi birine “Republike?” demeniz yeterli. Hemen yolunuzu bulursunuz. İnsanların bekleştiği bu alanın ortasında Prens Michael’ın at üstünde heykeli var yani Knez Mihailova’nın. Bahsi geçen prens, III.Mihailo Obrenović ve turist turist gezdiğimiz çeşitli mekanlara ismini vermiş Sırpların bu değerli prensi, Osmanlıların Sırbistan üzerindeki denetimini sonlandıran lideri. Meydandaki heykelde bir eliyle ileriyi işaret eder. Derler ki, Osmanlı’ya İstanbul’u gösteriyor ve kısaca “haydi bakalım kış kış” diyormuş. Elçiye zeval olmaz.

 

* Ulusal Müze (Narodni Muzej): Cumhuriyet Meydanındaki Mihailova heykelinin arkasında ama kapalı ve içeride çalışan beylerden birinin tahminine göre en az iki yıl daha kapalı kalacakmış.

* Ulusal Tiyatro (Narodno Pozorište): Cumhuriyet Meydanına bakan bir diğer yakışıklı bina.

* Knez Mihailova Caddesi (ya da Kneza Mihaila): Cumhuriyet Meydanının yanından başlıyor. Cadde dendiğine bakmayın, araç trafiğine kapalı turistik gezinti alanı tadında mağazalı, barlı, sokak çalgıcılı ve ressamlı bir yol. Her günün sonunda varıp bir tur atmaktan keyif alacağınız bir yer. Nedense sadece Türklerin tur halinde gezdiği bir alan. Yüzlerce yıllık tarihinde yaşadıkları ve barındırdığı binalarıyla kentin en eski ve değerli hazinelerinden biri olarak kanunla korunuyor. Örneğin, 1950lere kadar bu caddenin çoğu zengin ailelerin mülküyken Komünist rejim tarafından el koyulmuş gibi anıları var. (Caddenin Öyküsü: Belgradian.com)

* Belgrad Kalesi ve Kalemegdan: Mihailova Caddesinin sonuna geldiğinizde büyük bir caddeye çıkarsınız. Caddeyi geçip hediyelik eşya satıcılarının olduğu yeşil alana dalın ve ilerleyin, kalenin surlarını görürsünüz. Belgrad Kalesi dünyanın en eski kalelerinden birisi ve 53 hektarlık alana yerleşmiş. Kale, birinci yüzyılda Romalıların daimi yerleşkesi olarak inşa edilmiş. Savaşlarla yıkıla yapıla 9.yüzyıla gelen alan Beograd adıyla bilinen ilk kent. İşgalleri ve yıkılıp yapılmaları yüzyıllarca devam etmiş ve en son bugünkü halini 18.yy. sonunda almış. Tehlikenin gelebileceği yer olan iki nehrin kavuştuğu kısımda bulunduğu için muhteşem manzaralar sunuyor Kalemegdan. Parkında gezmek, Zindan Kapısı gibi isimleri olan kapılarından geçip kale meydanının içinde dolaşmak ücretsiz. Parktaki sergiler de ücretsiz gezilebilir. Ancak içeride çeşitli müzeler ve görülebilecek alanlar var ki onlara ödeme yapmadan giremiyorsunuz. ‘Roma Kuyusu’ gibi yapılara tek tek de bilet alabilirsiniz, toplu bilet alıp indirimden de yararlanabilirsiniz. Çok manzaralı bir köşede yükselen Pobednik heykeli Sırpların Balkan savaşında elde ettikleri zaferin anısına dikilmiş bir anıt (Victor). Kalemegdan’ı turist treniyle 100 Dinara gezmek olası. (Kalenin Haritası) (Güneş Akdoğan’ın Detaylı Sitesinden Kalemegdan: DrummerLizard)

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

* Askeri Müze (Vojni Muzej): Kalemegdan surları içinde. Giriş 150 Dinar (tarih, sanat tarihi ve arkeoloji öğrencilerine ücretsizmiş). Beşte kapanıyor. İki katlı binanın başlangıcında eski haritalar yer alıyor. İngilizce açıklaması olmayan haritaları sökmekle çok vakit kaybetmeyin çünkü dopdolu müzenin ilerilerinde çok zamana gereksinim duyacaksınız. Arkeolojik objeler, silahlar, üniformalar uzun Sırp tarihine ışık tutarken Osmanlıyı da yad ediyor.

* Ortaçağ İşkence Aletleri Sergisi: Askeri Müzenin altında. Giriş 300 Dinar. Yedide kapanıyor. Bana göre Belgrad’da gördüğüm en etkileyici yerdi. Girne Kalesinde iki işkence aleti görüp ağlaya ağlaya çıkmıştım, odalar dolusu aleti açıklamalarıyla birlikte inceleme fırsatı bulunca ne hale geldiğimi siz düşünün artık. Tabii birçoğunun cadı yaftası yemiş, kocasına ihanet etmiş ya da sadece uygunsuz giyinmiş kadınlar için icat edildiğini öğrenmek ayrıca sarstı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

* Jura Avantura (Jura Adventure): Kalemegdan’daki dinozor parkı. Para verme gereği duymadığım için görmedim. Kasıma kadar devam edecekmiş ve 350 Dinarmış.

* Hayvanat Bahçesi: Kalemegdan bölgesindeki hayvanat bahçesi Avrupa’nın en eskilerinden birisi. Giriş 400 Dinar. Alanları dar olduğu için hayvanların pek iyi şartlarda yaşamadığı söylenen bahçede beyaz aslan gibi değişik türler var. En sevdiğim filmlerden olan Kusturica’nın Yeraltı’sı (Underground) Kalemegdan’da ve bu hayvanat bahçesinde başlar. (Hayvanat Bahçesi Sitesi)

[Akimbofrenchfries]

* Kral Petra Caddesi (Kralja Petra): Bolca tarihi bina barındıran önemli yerlerden. Knez Mihailova Caddesiyle Kalemegdan’a yakın kesişiyor. İsmini Kral Petar I Karadjordjevicden alıyor. Bu 19.yy. caddesi Sırbistan’ın ilklerini barındırmakla övünüyor: İlk kitap ciltçisi, ilk meyhanesi, ilk postane, ilk eczane…

 

* Ulusal Banka (Narodna Banka Srbije): Kralja Petra 12 numaralı binanın bir katında yer alan müzeyi ücretsiz gezebiliyorsunuz. Girişte pasaportunuz alınıyor, görevli sizi üst kata çıkarıp diğer görevliye teslim ediyor. Sırp ekonomisinin gelişim sürecini okuyup paraları inceleyebiliyor, ayrıca fotoğrafınızın basıldığı bir banknota yine ücretsiz sahip olabiliyorsunuz. Hatta benimki bir türlü olamayınca kız üç kere bastı.

Bu müzelere vakitlice giderseniz okumaya yeterince zaman ayırabilir ve müze ziyaretini anlamlı kılabilirsiniz. Eski dönem Sırp parasının Osmanlı hakimiyetinde tuğra kullanımıyla yok olduğu gibi bilgiler bence önemli. Bu müze saat dörtte kapanıyor.

* ?: Kralja Petra 6 numaradaki mekan Belgrad’ın en eski restoranı. ‘Kafana’ denen (meyhane) geleneksel yemek ve müzik bulabileceğiniz mekanlardan biri olarak kullanılan bina 1823’de yapılmış. Şu anda adı ‘?’ ve turistik yön tabelalarında bu isimle yer alıyor. Sadece içeri girip mekanı görmenize memnuniyetle izin veriyorlar.

* Prenses Ljubica’nın Konağı (Konak Kneginje Ljubice): En eski restoranı (?) geçince sola dönün, karşınıza çıkıyor. Giriş 200 Dinar. Belgrad Kent Müzesinin şehrin çeşitli yerlerindeki bölümlerinden biri. Tarihi 1829’a uzanan yapının, Osmanlı’yı kucaklayan Kalemegdan’ın bitiminde olması bilinçli olarak tercih edilmiş çünkü burada dönemin parlayan yıldızı Obrenović hanedanının yerleşmesi planlanmış. Fakat yapının inşasını sağlayan Prens Miloš Obrenović değil de Prenses Ljubica ve oğulları Prens Milan ile Prens Mihailo’ya yar olmuş konak. Miloš kendine başka külliye yaptırmış. Konağın ilk odalarında yoğun Osmanlı etkisi hissedilirken ikinci katta yer alan son odalara geldikçe Avrupai burjuva tarzın gözlemlenmesi Sırp soylularının yaşantısındaki değişime dair ilginç bir detay. 19.yy. başlarının sofraları, sinileri, minderlukları, mangallarından yüzyıl ortalarında beliren salon tarzına, yemek takımlarına, gösterişli sobalara, hanedan üyelerinin portrelerine, takılara geçiyorsunuz. Büyük resmi görebilmek için gereken adımlardan birisi olduğunu düşünüyorum. Belgrad sokaklarına ismini veren ekabirden bir kısmının yaşantısını izlemek müzecilik adına hoş bir ayrıntı.

* St Michael Katedrali (Saborna Crkva Sv. Arhangela Mihaila): ‘Saborna Crkva’ Ortodoks Katedrali anlamına gelir ama Belgrad’da Saborna Crkva denince genelde akla bu kilise gelir. Ljubica Konağının çaprazında, ? Restoranın karşısında. Sivri ve yeşil üst kısmıyla kentin çeşitli yerlerinden görülebiliyor. Burası aynı zamanda Miloš ve Mihailo Obrenović’in ebedi istirahatgahları.

* Öğrenci Meydanı ve Akademik Park (Studenski Trg & Park): Cumhuriyet Meydanından verev gidip Knez Mihailova Caddesindeki çoklu çeşmeye (Delijska česma) çıkan bir ara sokak var; Čika Ljubina. Bu sokağın bitiminde sağ tarafta fark edilen açık alan Akademski Plato’dur ve Öğrenci Meydanına çıkar.

Caddeyi geçince de Öğrenci Parkına ulaşırsınız. Belgrad Üniversitesine bağlı fakülte binalarının ve Etnoğrafya Müzesinin çevrelediği Akademski Plato ve Studentski Trg soluklanmanıza yardımcı olur. Sırbistan’ın ilk Eğitim Bakanı yazar, filozof, dilbilimci ve de gezgin Obradović tarafından 1808’de kurulmuş üniversitenin rektörlük binasını izleyip içlenmeniz de olası tabii.

Belgrad Filarmoni (Beogradska Filharmonija) ve Yugoslav Film Arşivi (Jugoslovenska Kinoteka) de bu meydana yakındır.

* Skadarska Bohem Mahallesi (Skadarlija): Arnavut kaldırımı şeklinde döşenmiş araç trafiğine kapalı bir caddede yer alan restoran, bar, tiyatro, vb mekan ve civarının keyifli cümbüşünden oluşan bölge bohem yaşantısıyla ün salmış ama tabii şu an çok turistik olduğundan bohem hava hissedilmiyor. Zlatni Bokal isimli restoran 1963 yılındanmış. Bu mahallenin pazarı da öneriliyor ama ben görmedim.

* Botanik Bahçe Jevremovac (Botanička Bašta): Takovska Caddesi 43 numarada yer alan bahçe Belgrad üniversitesi Biyoloji Fakültesine bağlı. Giriş 300 Dinar. Beş hektarlık bahçe bile 1800lerde kurulmuş Eğitim Bakanlığının emriyle. Obrenović familyasının büyükbabası Jevrem Obrenović’den kalan topraklara kurulduğu için Jevrem’in bahçesi anlamına gelen Jevremovac ismiyle anılıyormuş. Yaşlı ve kocaman ağaçların olduğu bahçe sunduğu çeşitlilik anlamında bana çok sıra dışı gelmedi. Konunun uzmanı olsam belki daha cazip gelirdi tabii, 250’den fazla tür barındırıyormuş ne de olsa. Ama sırf serası için bile ziyaret edilebilir bence. Tuvaleti de tertemiz . Bana daha ilginç gelen kısım ise bu bahçeye bakan eski okul binası oldu 🙂 Bu arada Botanik Bahçe girişinin tam karşısında Plastic adlı ünlü kulüp var. (Plastic Facebook Sayfası)

* St Mark Kilisesi (Crkva Svetog Marka): Takovska Caddesi ile Bulevar Kralja Aleksandra’nın kesiştiği köşedeki merkez postane arkasında bulunan dışarıdan gösterişli Ortodoks Kilisesi. Doğum tarihi 1835 olan ama 1941’deki Alman bombardımanı nedeniyle artık yaşamayan daha küçükçene bir kilisenin yanında yapımına başlanmış. 1930larda mahallede görülen büyümeyle eski kilise yetersiz kalınca gereksinim doğmuş ancak dışı bitse de içi yine ikinci dünya savaşı nedeniyle yarım kalmış ve onlarca yıl geçmesine rağmen hala tamamlanmamış bir inşaat gibi duruyor. Yani teçhizat ve iç dekorasyon tamam değil. Fresklerle süslenmemiş örneğin.

Hemen yanında bir Rus Ortodoks Kilisesi var (the Holy Trinity). 1917’de Rusya’dan iltica eden topluluğun yaptırdığı bu kilise de NATO bombardımanında tahrip olmuş ama sonra onarılmış. Bu arada çok uzun olduğu için Sırp halkının ‘Bulvar’ denince aklına gelen tek bulvar olan Kral Akesandra Bulvarı ismini Obrenović hanedanından çıkan son kral olan Aleksandar Obrenović’den alıyor. Zaten Aleksandar Obrenović ve kabullenilememiş eşi Draga da St Mark Kilisesinde yatıyor.

* Taş Meydan (Tašmajdanski Park): St Mark Kilisesinin yanındaki alan. Park ve heykeller var. Kiril alfabesiyle yazılan heykellerin kime ait olduğunu çözemeseniz de (ki bir tanesi Haydar Aliyev imiş) NATO saldırısını kınayan anıtlarda İngilizce açıklama mevcut olduğundan o kısımları anlayabilirsiniz. Görülmesi çok gerekli bir alan değil gibi ama herhangi bir nedenle zaten bu bölgede bulunuyorsanız içinden geçilebilir. Ancak Sırp halkı için tarihi önemi var tabii. Mesela taş ocağıymış burası. İkibin yıl önce Romalılar Belgrad’ı buradan çıkardıkları taşlarla yaratmışlar denir. Osmanlılarda hala işlevini yitirmediği için taş meydan adını almış. İsyan günlerinde özgürlük savaşçılarına üs olmuş. Halka yapılan önemli duyurulara ev sahipliği yapmış. Mezarlıkmış sonra. Hatta deniz kıyısıymış. Dolayısıyla çok şeyler yaşamış olan meydan şu an deneyimlerini göstermeyen dümdüz bir park. Ayrıca meydanın altında savaş zamanı sığınak görevi görmüş milyonlarca yıllık mağaralar, yer altı mezarları varmış ama halka açık değil. BalkanInsight’ta yer alan 13 Nisan tarihli yazıda Belgrad’ın yer altı dünyasına dair bilgi verildikten sonra bu tüneller-mağaralar dünyasının daha büyük bir kısmının ziyarete açılması üzerine bir projenin hayata geçirilmesinden bahsediliyor ve bunun bir an önce yapılmasının ekonomi açısından ne büyük bir getiri sağlayacağından söz ediliyor.

Taş Meydan’a bakan Radyo-Televizyon binası ve tiyatro binası da 1999daki NATO bombalamalarından nasibini almış ve insanlar ölmüş. (NATO bombalamaları hakkında yazılmış bir blog yazısı ve tartışmalar: Time Travel Turtle)

Taş Meydan’da Strawberry Drvo Black (Strawberry Tree Black) var yani güneş enerjisiyle çalışan halka açık şarj aletleri istasyonu. Telefonunuz, tabletiniz filan şarj yoksunu olmuşsa hemen bu akıllı banka yanaşabilirsiniz. Buraya yakın Hukuk Fakültesi de çok güzel ve davetkar bir bina.

* Nikola Tesla Müzesi (Muzej Nikole Tesle): Taş Meydan’a çok yakın olan müze Krunska 51 numarada. Giriş 500 Dinar. Değerli bilim insanı Tesla’nın yaşamını anlatan yirmi dakikalık bir video gösterimiyle başlıyorsunuz. Film bitince muhtemelen Belgrad Üniversitesi öğrencisi olan bir genç size Tesla’nın buluşlarını tanıtmaya başlıyor. Oturduğunuz yerde gerçekleşen kısım çok güzel ama ayağa kalkıp dolaşmaya geçince ben hiçbir şey göremez ve duyamaz hale geldiğimden sıkıldım doğal olarak ve yarısında çıktım. Elektrikle ilgili buluşları dokunarak, görerek ve deneyerek yaşamak olağanüstü bir deneyim ama böyle bir gezi için çok kalabalık bir gruptuk ve aslında çok yararlı olabilecekken 500 Dinarı Youtube’a vermiş gibi olduk. Turistik sezon olmayan bir mevsimde gezilmesi daha uygun olabilir.

Ama 2016 Tesla’nın 160.doğum yıldönümü olarak kutlandığından kentin çeşitli yerlerinde etkinlik var. Kalemegdan’da fotoğraflarla Tesla açık hava sergisi var. Knez Mihailova’yla Đure Jakšića Sokağın köşesinde yani çoklu çeşmenin karşısındaki SANU binası fen-teknoloji galerisinde (Galerija nauke i tehnike SANU) “Tesla’s Work on Energies – Inspiration for Future Generations” sergisi vardı ama bitmiştir artık. Aletlerin işleyişini burada da incelemek mümkündü ama görevlisi hiç İngilizce bilmediğinden bir yardımı dokunmadı. Bu arada SANU, Sırp Bilim ve Sanat Akademisi. Güzel bir binası var ve Internetten sanal gezinti yapabiliyorsunuz. (SANU binasının içinde sanal tur: sanu.ac.rs) (SANU)

* St Sava Katedrali (Hram Svetog Save): Oslobođenje Bulvarı üzerinde denebilir. Balkanların en büyük Ortodoks tapınağı. Türk işgali sırasında Aziz Sava’nın kutsal emanetinin yakıldığı yerde inşa edildiği anlatılagelmekte ki Sava, Sırpların en önemli azizi. 12-13.yüzyıllarda yaşamış baş piskopos. Tapınağın iç kısmında bazı bölümler bakım görüyormuş gibi naylon kaplı. Açıkta kalan beton kısımlar da sıva yapılıp bırakılmış gibi. Yandaki bir grubun rehberi eski bir anısını anlatıyor ve bir Türk’ün “neden böyle” sorusunu hatırlayıp gülüyordu. Ama dünyanın en büyük Ortodoks kiliselerinden birinin neden böyle inşa halindeymiş gibi gösterişsiz olduğunu ben de merak ettim doğrusu. Gördüğümüz kiliselerin yarısı aşırı süslüyken diğer yarısı böyle sade iç duvarlara sahip olunca Ortodoks kiliselerinin özelliği mi acaba diye araştırma ihtiyacı duymuştum ki Sava Katedralinin de St Mark gibi savaş, yoksulluk, komünist rejim, vb sebeplerle tamamlanamadığını okudum. Ama ibadete açık ve ne olursa olsun, Sırp halkının tapınma biçimini inceleyebilmek için kiliseleri ziyaret etmenizi öneririm. Sonuçta giriş parası alınmıyor. Katedralin yanında Milli Kütüphane var.

Sava’nın çanlarını çalarken dinlemeyi unutmayın. Tuttuğumuz daire Sava’ya çok yakın olduğu için akşam dönüşte birer Nikšićko alıp tapınağın karşısındaki parktaki banklarda içmeyi alışkanlık haline getirince burada çalan çanların hoş tınısını çok kere deneyimleme şansımız oldu. Bu arada, Sava’nın videolarının altındaki yorumlarda tapınağın Ayasofya’ya benzerliğine dikkat çekip güzelliğine hayranlıklarını dile getiren fanatikler Ayasofya’nın da bir gün tekrar Ortodoks mabedi olacağını söylüyor ve İslam’ı lanetliyorlar.

* Yugoslav Tarihi Müzesi (Muzej Istorije Jugoslavije): Merkezin biraz dışında kalsa da bu bölgeye de yürüyerek ulaşılabiliyor. 40 ve 41 numaralı tramvaylar da buradan geçiyor. Girişi 400 Dinar olan müzede üç binayı gezerek ülkenin yakın tarihini hissediyorsunuz yani Tito Yugoslavyasını. En arkada yer alan ‘Old Museum’dan başlayıp bolca tarihi okuma yapın. Ayrıca Tito’nun eşyaları ve kendisine armağan edilen eşyalar da burada sergilenmekte. Bir de yapboz şeklinde harita koymuşlar masaya, ziyaretçiler yapsın diye ama görevlilerden biri görevini aşırı sahiplenmiş, dağınık puzzle fotosunu bile çektirmedi. Genç görevli kızlarla onlara yazan kırklarındaki sırıtık memurun olduğu kısımda ise makineyi kimse fark etmiyor bile. Öyle kikir kikir bir sohbet halindeydiler. Tabii müzenin ağırlığına yakışmayan bu durum tarihi belgeleri okumanızı güçleştiriyor. En fazla zaman alan kısım bu eski müze binası yani ‘Old Museum’. ‘House of Flowers’ adı verilen ikinci binada Tito ve eşinin mozolesi var. Ölmeden önceki iki yıl burada yaşamış Tito. Ayrıca halkın elden ele geçirerek Tito’ya armağan ettiği anlam yüklü baton koleksiyonu da burada görülebilir. Çok uzun sürmüyor gezmesi ikinci binayı. 25 Mayıs Müzesinin ise çoğu salonu kapalı. Yirmi dakikalık bir video izliyorsunuz sadece Tito’nun ne mükemmel bir lider olduğunu anlatan ve hediyelik eşya alabiliyorsunuz. Tuvalet de bu binada.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

25 Mayıs Tito’nun resmi olarak kabul edilen doğum günü ve yıllarca Gençlik Günü (Dan Mladosti) olarak kutlanmış. Lider aslında 7 Mayısta doğmuş ama çakma evraktan Tito’nun yaş gününü 25 Mayıs olarak öğrenen Naziler o gün (25 Mayıs 1944) saldırmışlar ama Tito kurtulmuş. Bu olay üzerine 25 Mayısı yani Nazilerin hayatına son verme planındaki başarısızlığını hatırlatan günü doğum günü olarak kutlamaya başlamış. Gençlik Gününde bir bayrak yarışı düzenlenirmiş. Gençliğin sembolik mesajını taşıyan baton Tito’nun doğum yerinden yola çıkıp Yugoslavya’nın belli başlı şehirlerinden geçip Belgrad’a varırmış. Bu yüzden kutlamalar 25 Mayıstan önce başlarmış ki baton ülkeyi gezebilsin ve 25 Mayıs günü stadyumda (şimdiki ismi Partizan olan) şenlikler eşliğinde Tito’ya teslim edilebilsin. İlk kez 1945’te yapılan bayrak koşusu ve 1957’de ilan edilen ulusal bayram kutlamaları, Tito’nun 1980’de ölümünden sonra sekiz yıl daha yapılmış. Ama bugün hala 25 Mayıs günü birçok insan birçok yerde yaş günü kutlaması için eğlenmekte ve Tito’nun mezarını ziyaret etmekteymiş.

* Hyde Park (Hajd Park): Yugoslav Tarihi Müzesine giden yolda.

* Partizan ve Red Star Stadyumları (Stadion Partizana, Stadion Crvena Zvezda): Belgrad’ın rakip takımlarının statları Yugoslav Tarihi Müzesine yakın sayılır. İkisinin arası ise yürüyerek 10-15 dakika. Belgrad’da dikkat edilmesi gereken konulardan birisi özellikle derbi günü filansa kıyafetinizi özenli seçmeniz. Siyah giyerseniz Partizan, kırmızı giyerseniz Red Star (Kızılyıldız) taraftarı olduğunuz düşünülebilir. Bu ikisi birbirinden nefret eden ikizler gibi birbirlerine çok benzemelerine rağmen hiç hazzetmiyorlar. İki takımın dünyaca ünlü rekabeti 1945’te kurulmalarının hemen ardından başlıyor. Partizanların zaten adı üstünde, ordu tarafından kuruluyor. İkinci Dünya Savaşında çarpışan Yugoslav Halk Ordusu (JNA) partizan birliklerden oluşmaktadır ve takım da onun spor kolu olarak başlıyor (stadın eski ismi de JNA). Dolayısıyla Partizan takımının ordu takımı olduğu konusunda herkes hemfikir de diğeri hakkındaki rivayet çeşitli. İkinci Dünya Savaşından önce var olan futbol kulüpleri savaş ve komünist rejim etkileriyle dağılınca bu takımların oyuncuları savaşın ardından yeni bir kulüp çatısında birleşmiş: Red Star. Dolayısıyla bu takımı sıradan insanlar yani halk kurdu derler. Belgrad Üniversitesinin gençleri kurdu diyen de var. Ama polis kurdu diyen de var. Yani İçişleri Bakanlığına çok yakın bağları varmış. Bunu istihbarat örgütü UDBA olarak açıklayan da var. Bu bağlamda Partizan’ı Yugoslavya-severler, komünistler, solcular destekler, Red Star’ı da milliyetçiler de deniyor. Yani Red Star taraftarları takımlarını ‘halkın takımı’ diye sevdiklerini açıklıyor. Tabii bizdeki gibi saçma muhabbetlere vardıran da var: Partizan’ın taraftarları zeki insanlar ama öteki köylü takımı gibilerinden. Partizan’ı Müslümanlar filan da destekliyormuş da Red Star daha bir saf Sırp takımıymış da deniyor. Partizan diğerinden yedi ay sonra kurulmuş olduğu için eski Sırp takımlarının oyuncuları Red Star’a geçmiş, Partizan da Hırvatistan’dan filan oyuncu almış diye bile konuşuluyor yetmiş yıl geçmesine rağmen. Zaten o yedi ay farkı yüzünden Sırplar önce o takımı sevmişmiş. Mişmişmiş de muşmuşmuş… Futbol fanatizmi böyle bir şey. Allah koru yarebbim, bu iki takımın maçında ortalık karışıyor, sandalyeler uçuşuyor. Ama kimisi de ‘eternal derby’ adıyla bilinen bu olayda bulunmayı ölmeden önce yapılması gereken etkinlikler listesine alıyor. (Partizan Spor Kulübünün Sayfası) (Red Star Spor Kulübünün Sayfası)

* Kneza Miloša Caddesi: Üzerinde çok sayıda tarihi bina, bakanlık, elçilik barındıran caddelerden biri. Hatta Türk Elçiliği de burada sayılır. NATO tarafından 1999’da bombalanan ve o halde bırakılan binaların bir kısmını bu caddede görebilirsiniz (78 gün süren ve bir sürü yapının zarar gördüğü bugün bile görülebilen bombardıman konusunda gözardı edilen kısımsa üç ay boyunca sivil halkın sığınaklarda yaşaması gerektiğiydi).

Merkeze değil de diğer yöne doğru dümdüz gidip caddenin adı değişse de yolunuza devam ederseniz Prens Miloša’nın Topčider’deki konağına varabilirsiniz. Yakın değil ama. Yugoslav Tarihi Müzesinden ileride.

* Ada Ciganlija: Adı üstünde, Sava ırmağında bir ada kendisi ve Belgrad’ın plajı görevini görüyor. Önceden tam ada iken ana karayla bağlantısı kurularak yarımada haline getirilmiş. Belgrad denizi denen sular mavi bayraklı olarak ilan edilmiş olsa da ben yüzmekten pek keyif almadım. Ama nehrin iki tarafındaki plajların da tıklım tıklım olduğu gerçeğinden yola çıkarak tüm Belgrad’ın orada olduğunu farz edersek gidip görmemiz gereken bir yer. Kilometrelerce uzunluktaki alanın tamamını yürüyebilir, tren ya da bisikletle gezebilir, su sporları yapabilirsiniz. Onlarca kafeden birinde dinlenebilir, ağaçlar arasına yerleştirilmiş parkurda sınırlarınızı sınayacağınız bir macera yaşayabilir (avantura park), nüdist plajda yüzebilirsiniz. Ada Ciganlija’ya yaya giriş ücretsiz. Basketbol, kaya tırmanışı, tenis gibi etkinlikler de öyle. Bira festivali girişi de ücretsiz ama yediğiniz-içtiğinizden sorumlusunuz tabii. Zipline ile nehrin bir tarafından karşı tarafına geçiş, paintball, bungee jumping gibi etkinlikler veya kendinizin yoksa bisiklet ya da paten kiralamak da paralı tahmin edebileceğiniz gibi. Bolca tuvalet var ama bir kısmı kapalı, açık olanlar da ileri düzeyde kirli. Zaten özellikle ada tarafında ağaçların arasına yayılan halka bakacak olursanız bizim piknik muhabbetinin bikinilerle yapılan hali diyebilirsiniz bu eğlenceye. Alanın tamamı göz önünde bulundurulacak olursa, oldukça iyi kafeler ve onların plajları da var, gece kulübe dönüşen ciks mekanlar da, tavuk ve biraya sadece 150 Dinar isteyen bahçeler de. Ana kara tarafı daha nezih görünüyor ve az beach park tadında. Ada’yı görmenizi şiddetle öneririm ama benim gibi deniz ve güneşle barışık olup yıllardır yanmamış birinin bile bu sularda cozurdadığına dikkatinizi çekmek isterim. Ben yandım siz yanmayın. Not: Evcil hayvanınızla giremiyormuşsunuz Ada’ya.

* Moskova Oteli (Hotel Moskva): Terazije’de. 1906 yılında kurulmuş ve bugüne dek birçok ünlüyü ağırlamış otel.

* İstasyonlar Bölgesi: Sava kıyısında yan yana duran otobüs ve tren istasyonları bölgesinin kent merkezinin zengin duruşuna uymayan değişik bir havası var. Civar parklarda yatan fakir halk da kentin genel görüntüsüyle tezat oluşturuyor. Kilise önleri hariç hiç dilenci görülmeyen bu şehrin tüm fukarası buraya yığılmış gibi, ki zaten Sırp değil de göçmenler büyük olasılıkla.

* Savamala: İstasyonların biraz ilerisinde Sava Nehri kıyısındaki semti dolaşabilirsiniz. (Savamala Sokak Fotoları: NotesFromCamelidCountry)

* Nehir Kıyısı: Savamala’dan başlayıp ırmak kıyısından Tuna’ya doğru yürüyebilir, koca gemilerin manevralarını izleyebilir, ‘Beton Hala’ denen yerde oturabilirsiniz. Beton Hala yerine yürümekte olduğunuz Karađorđeva Caddesi üzerinde ya da biraz daha ileride başlayan Bulevar Vojvode Bojovića’da herhangi bir bara da oturabilirsiniz. Nehirlerin iki tarafında bolca olduğu üzere burada da yüzen barlar ve restoranlar var. Gemiye yapılmış halı saha bile var. Bu arada nehir kenarında baştan sona bisiklet yolu mevcut görünüyor haritada ama ben tamamını yürümedim, bilmiyorum. Ancak nehirlerin kesişme noktasında tepeye kurulmuş Kalemegdan’ı altından izleyerek yürüyüp ya da pedal çevirip burnu dönerek Tuna’ya varabileceğiniz kesin.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

* Mikser House: Sava kıyısında, Brankov Köprüsünün altına yakın Karađorđeva Caddesi 46 numarada (Savamala). Google haritada gösteri sanatları merkezi olarak geçiyor ama aslında konser gibi çeşitli etkinliklerin yapıldığı, içinde satış stantları ve kafe de olan iki katlı garaj kılıklı, çok amaçlı bir mekan. Ne olduklarını kendileri sayfalarında çok iyi anlattığı için onu okumanızı öneririm. Kültürel, eğitsel ve ticari etkinlikleri birleştiren yeni bir kavram geliştirdiklerini ve bunu da, kentin eski bir deposunu çok işlevli bir alana dönüştürme yaratıcılığını göstererek sağladıklarını belirtiyorlar kısaca. Mutlaka bir girip soluyun, etkinlikleri öğrenin ve Belgrad City Spy haritasından edinin. Stantlarında acil durum kiti şeklinde siyah elbise filan satılması çok esprili. Sohbet edilebilir görünen insanlar takılıyor. (Mikser House Sayfası)

* Köprüler: Sava Nehrinin iki yakasını bağlayan sayabildiğim altı köprü var. Eski şehirden yenisine yani Novi Beograd’a geçmek için genelde Tuna’ya en yakın olanı yani Brankov Most kullanılıyor. Bu köprünün altına inen merdivenler çok güzel boyanmış. Hatta hemen bu noktada hostel var. Karşıya geçmek onbeş dakika sürüyor. Karşıda yüzen bar ve kulüplere, biraz ileride de Ušće alışveriş merkezine çıkıyorsunuz. Otobüs istasyonunun oradan başlayan ikinci köprüyü yani Stari Savski Most’u geçmek de onbeş dakika ama bu köprüden otobüs, tramvay ve kamyon da geçtiği için çok güzel sallanıyor. Üçüncü köprü, yoncaların da olduğu çok şeritli bir köprü ve Sava Centar’a çıkıyor. Yaya yolu var ama gerekmiyorsa kullanmayın, pek sevimsiz ve karışık görünüyor. Güzelim nehir manzarasını göremezsiniz bile herhalde.

* Sava Centar: Novi Beograd’da. Kongre merkezi ve alışveriş merkezi diye düşünmüştüm ama dükkanlar kapalı ve bina girişindeki görevli “kapalı” diyerek içeri almıyor. Ama gösteriler filan yapılıyor burada. Geçmişin önemli salonlarındanmış.

* Ušće: Novi Beograd tarafında ama bölge Ušće diye geçiyor. İş merkezi ve AVM. Alışveriş merkezi oldukça canlı. Benim için en ilginç yanıysa girişte güvenlik olmamasıydı. Böyle bir yere elimizi-kolumuzu sallaya sallaya girmeyeli uzun zaman olmuş. Faal bir şekilde kullanılıyor ancak ucuz değil. Hediyelik anlamında eski şehrin göbeğindeki en turistik yerlerde benzer objeler yarı fiyatına satılıyor. İş merkezinin en üstünden muhteşem manzara olduğunu okumuştum ancak görevlisi o kısmın turistlere kapalı olduğunu, sadece çalışanların kullanımına açık olduğunu söyledi ve çıkmamıza izin vermedi. Tepedeki restoran da kapalıymış. Park of Friendship hemen Ušće’nin yanında.

* Çağdaş Sanatlar Müzesi: Yine yeni kent kısmında, Kalemegdan’ın karşı tarafına düşüyor, ama kapalı. Ušće ve Park of Friendship ile yan yana köşeyi kapmışlar. Önlerinde splavlar var yani yüzen barlar, restoranlar, kulüpler.

* Delta: Bu da Novi Beograd’da bir AVM ama gitmedim. Ušće’den büyükmüş.

 

ORGANİZE TURLARDAN BAZILARI:

* Yürüyerek Şehir Turu: Gece-gündüz yürüme turları var. Genelde Cumhuriyet Meydanı’nda buluşuluyor. Sizi sizin seçtiğiniz yerlere götürenler var, ücretsizler var.

* Yeraltı Turu: Belgrad’ın altında 10.000 metrekareden fazla açık alan ve yeraltında yüzden fazla mağara, kanal, tünel ve geçit olduğu söyleniyor. Henüz tamamı keşfedilmemiş bu dünyaya dair inanılmaz öyküler anlatılageldiği için turistlere çok ilginç geliyor. Yeraltı Belgrad’ında dolaşıp Sırp tarihinin çeşitli dönemlerine göz gezdirirken, komünist dönemin kapılarını aralamanıza da yardımcı olabiliyorlar. Tito’nun politik oyunlarını ve Komünist İstihbarat Büro zamanlarının casusluk sırlarından bazılarını öğreniyormuşsunuz. Aralarında tarihçiler de olan rehberler eşliğindeki turları kaçırırsanız şirket size özel tur da ayarlayabiliyor ama fiyatı biraz artıyor. Normalde 1200 Dinardı, bize özel tur ayarlamak için fiyata 1800 Dinar dedi. Ofis ve tur başlama yeri Milli Bankaya çok yakın. (Yeraltı Turu Fotoları)

* Yugo Tur: Yugoslavya’nın nostaljik arabaları Yugolarla geçmişin Yugoslavyasında tur atıp döneme ve gördüğünüz yapılara dair bilgi alabiliyormuşsunuz. Ben 45 Euro vermek yerine okumayı ve gezmeyi tercih ettim ama Yugo arabalarla dolaşmak keyifli olabilirdi. Gezinin detaylarına sitesinden bakabilirsiniz. (Yugotour)

* Rakija Tur: Bir barda yerel içecek tadımı yapabileceğiniz, Belgradlının yeme-içme kültürü ve gece yaşantısına dair yaşayarak bilgi alabileceğiniz turlar var. 1200 Dinarlık tura rehber, rakı ve az meze dahilmiş. (Rakia Bar)

 

BİRAZ TARİH:

* Obrenović Hanedanı: Kurucusu Miloš Obrenović I isimli Sırp Prensidir. 1815-1817 yılları arasında Osmanlılara karşı yapılan İkinci Sırp Ayaklanmasının lideri olan ve “Here I am, here you are. War to the Turks!” diyerek başlattığı ayaklanmanın zaferle sonlanmasına öncülük eden Miloš Obrenović, Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı özerk bir prenslik kurulmasını sağlamıştır. Miloš Obrenović I 1817-1839 ve 1858-1860 arasında hükmetmiştir. Kendisi 1860’da ölmüş ancak Obrenović familyası 1903’e kadar Sırbistan yönetiminde kalmıştır. Eşi Ljubica Vukomanović. Milan Obrenović II ve Mihailo Obrenović III çocuklarından ikisidir. Milan Obrenović II’nin hükümdarlığı bir ay bile sürmedi. Mihailo Obrenović III 1839-1842 yılları arasında ve babası ölünce 1860-1868 arasında yönetimde kaldı ve öldürüldü. Daha sonra Milan Obrenović IV ve Alexandar I tahta gelmiş, Alexandar ve eşinin öldürülmesiyle hanedan son bulmuş, yönetim yine rakip hanedana geçmiştir, yani Karađorđevićlere. Bu arada numaralandırma sistemi sırayı göstermektedir, aynı isimdekileri değil. Yani Sırp Prensliğinde bir Milan I yok örneğin çünkü hanedana bağlı prenslerin birincisi Miloš. Ama örneğin Milan Obrenović IV Sırp Krallığının ilk kralı olunca adı da Milan I oluyor.

* Krallık Dönemi: 1918’de Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı kuruldu. Daha sonra ismi değişip Yugoslavya Krallığı olan devlet İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar Balkanlardaki varlığını sürdürmüş ve iki dünya savaşı arasında yaşanan bu parlamenter monarşi döneminde Karađorđević sülalesi tarafından yönetilmiştir. İkinci Dünya Savaşı ardından gelen federal cumhuriyet döneminde ülkeyi 1980’deki ölümüne kadar Josip Broz Tito yönetmiştir.

* Yugoslavya İsmi: ‘Yugoslavya’ sözcüğü güney Slav dilinderir. Yapısındaki ‘yug’ sözü ‘güney’ anlamına ‘slavya’ ise ‘Slavlar ülkesi’ anlamına gelmektedir. Yani ‘Yugoslavya’, ‘Güney Slavları Ülkesi’ demektir. Birleşen güney Slav halklarını yani Sırp, Hırvat, Boşnak, Makedon, Karadağlı ve Sloven toplumları anlatmakta olsa da Yugoslavya topraklarında Slav olmayan Türk, Arnavut, Macar, vb halklar da yaşamıştır.

 

GENEL:

* Halk: Yedi-sekiz milyar halkı olan Sırbistan’ın başkenti Belgrad’ın nüfusu da bir buçuk milyon civarı ancak doğum oranlarının düşmesi ve genç nüfusun ülkeyi terk etmesi nedeniyle bu sayının düşeceğinden endişelenmekteler. Ülkede kültür düzeyi oldukça yüksek görülüyor. Teyzelerin yüzünden bilgi ve görgü akıyor. Yaşlı amcalar parklarda satranç oynayarak vakit geçiriyor. Hareketlerinde rahat olan halkın balıkçıları bile slip mayoyla avlanarak renkli görüntüler oluşturuyor. Fahişelik yasak. Suç oranının düşük olduğu gece gece sokaklarda rahatça dolaşan insanlardan bile belli oluyor. Alışveriş merkezi gibi binalara girerken kontrolden geçilen bir güvenlik noktası olmaması biz Türkler için şaşırtıcı ve güzel. Sırbistan ucuz bir ülke ancak işsizlik oranı da yüksek. İnsanları asıl turizm kaynağı olarak gösterilecek kadar beğenilen bir kent Belgrad. Ben de beğendim tabii. Ülkemizde olaylar çıktığı için ülkeye dönecek uçak bulamamamız karşısında hiç ücret beklemeden evini sunan ev sahibimiz Vladimir’i unutmayacağım örneğin. İşine-gücüne giderken yanından geçtiği kiliseye iki dakikalığına uğrayıp (kıyafetine bakmaksızın) ibadetini yerine getiren gençleri de unutmayacağım. Yerler gökler öpüşgen sevgi pıtırcıklarıyla dolu. Rahat insanlar ama seviyeliler. Okuduğum bilgilere göre eşcinselliğin alenen sergilenmesini pek hoş bulmuyorlarmış.

 

* Din: Çoğunluk Ortodoks. Noel 7 Ocakta kutlanıyor.

* Dil: Sırpça, Hint-Avrupa ailesinden Slav Dilleri grubuna mensuptur. Yazarken Sırp Kiril alfabesi kullanılmaktadır ama Latin alfabesiyle de yazılabilir. Türkçe’den geçen çok fazla sözcük vardır ancak bunların bir kısmı bugün kaybolmaya başlamıştır.

 

Sırpça

Türkçe

Most Köprü
Trg Meydan
Česma Çeşme
Kafa (кафа) Kahve
Čaj (чај) Çay
Burek (Борек) Börek
Čorba (чорба) Çorba
Kašika Kaşık
Đevrek Simit / Gevrek
Tulumba Tulumba tatlısı
Vino (вино) Şarap
Pivo (пиво) Bira
Badem (бадем) Badem
Kajsija (кајсија) Kayısı
Kralja Kral
Knez Prens
Hvala Teşekkür ederim
Ne Hayır
Da Evet

* Belgrad Sokaklarında: Sokak isim tabelaları çoğunlukla hem Kiril alfabesiyle hem de Latin alfabesiyle yazılmışlar ama bazı yerlerde sadece Kiril alfabesi görebiliyorsunuz ya da Latin alfabenin üzerine halk tarafından bir şeyler yapıştırılmış olduğundan okuyamıyorsunuz. Dolayısıyla yanınızda kiril alfabesinin nasıl okunduğunu gösteren bir bilgi bulundurursanız faydalı olur. Özellikle harita kullanarak ulaşmaya çalıştığınızda bu durum çok zorlayabiliyor. Belgrad’ın irili-ufaklı sokakları çok paralel bir yapı izlemediğinden şehri çözene kadar kaybolup durmanız gerekebiliyor.

дин Din (para kısaltması)
ПOштA Pošta
БAнкA Banka
БEOгPAд Beograd (Belgrad)

Bu arada turizm-info’nun haritası kullanışsız. En iyi haritamız Mikser House’dan aldığımız Belgrad City Spy haritasıydı. Internetteki şu iki harita da işinizi görecektir: (PlanPlus Interaktif Harita  &  Beligrad.com Haritası) (Belgrade City Spy Interaktif Harita) (City Spy Esprili Bilgiler)

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

* Yeme-içme: Türk mutfağı ile oldukça benzerlik gösteriyor. Güveç, sarma, baklava-börek gibi benzeşen yemeklerimiz hakkında çok fazla kaynak bulabilirsiniz. Kelimelerin Türkçe olmasından aşırı gururlanan bir güruh var. Yüzyıllar süren Osmanlı egemenliğinden sonra başka ne beklenecek idiyse. Cevapcici’yi illa duymuşsunuzdur zaten (Ćevapi / ćevapčići). Pljeskavica için de Sırp hamburgerinin iricesi diyebiliriz. Benim sevdiğimse gulaştır (gulaš).

Sakın bir fırını yani pekara’yı (пекара) ziyaret etmeden gelmeyin, muhteşem lezzetler sunuyorlar (En iyi pekara Toma gibi). Ama kahveyi pekaralardan değil kahve evlerinden alıyorsunuz. Pekara size kahve yok demiyor ama üçü bir aradalardan veriyor. Portekiz ve Ürdün’deki kadar sağlam olmasa da güzel kahve içebilirsiniz Sırbistan’da.

En popüler biraları Jelen ve Lav. Jelen geyik demek, Lav da aslan. Karadağ yapımı olsa da çok içilen bir bira da Nikšićko (nikşiçko diye okunuyor). İçtiğim diğer hoş bir bira markası da BIP.

Rakija denen içecekleri için meyve brendisi diyebiliriz. İnsanlar kendi rakijalarını üretiyorlar ama restoranda da içebilirsiniz. Hatta minik hediyelik boyları da çok sevimli ve işlevsel. Sanırım en ünlüsü erikten yapılanı yani Šljivovica. Diğerleri de Lozovača (üzümden), Viljamovka (armut), Medovaca (bal) filan. Suyla karıştırılmıyor bizim rakı gibi. Bu arada çeşme suyu içiliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

*******************************************

KAYNAKLARIM:

Belgradian
BelgradeNet
Tourist Organization of Belgrade
Beligrad
BelgradeCat
Bellegrade

Charles Cather adlı Amerikalının Youtube’daki Videoları çok fazla ve aşırı detaylı. Sırbistan’da yaşayan bu beyefendinin bu kültüre dair izlenimlerini dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim:

Reklamlar