Etiketler

, , ,

İki yıl ömrünüz kaldığını duysanız ne yapardınız? Ya da iki ay? İki gün? Her an ölebileceğinizi yani oyundan atılacağınızı bilseniz hangi düşlerinizin, hangi özlemlerinizin peşine düşerdiniz? Kıyamadığınız paranızı neye harcardınız? Çocukluğunuzdan beri görmek istediğiniz yer neresi? Hangi huyunuzu hemen değiştirirdiniz? Sevdiğinizi asla söyleyemediğiniz kadın kim? Gereksiz bir kırgınlık sonucu yıllarca küs kaldığınız kişi hala kalbinizi sızlatıyorsa aranmayı hak etmiyor mu? Hep merak ettiğiniz halde neden hiçbir zaman saçınızı sarıya boyatmadınız? Kıpkırmızı bir rujun size yakışmayacağından nasıl emin olabildiniz? Japonca öğrenmeyi neden hiç denemediniz? Kulağınıza bu kadar hoş gelen bir dil olmasına rağmen Arapça öğrenmek istemeniz yanlış anlaşılır diye mi yanaşmadınız? El alem ne der diye hangi sevdalarınızdan vazgeçtiniz? Sahneye çıkmak için geç kaldığınızı düşündüren kim? Babanızla karşılıklı iki tek atıp onun gerçekleştiremediği düşlerini dinlemekten alıkoyan neydi?

 

En son ne zaman ağzınız yırtılırcasına gülerken yaşadığınız duygu boşalımıyla ağlamaya başladınız? Yoksa siz ağladığını göstermeyenlerden mi oldunuz hep? Ağlamanın da gülmek kadar insani olduğunu düşünmeyip zayıflık sayanlardan. Belki daha da acısı; toplum içinde kahkaha atmayanlardan ya da cildim kırışır diye gülücüğünü esirgeyenlerden.

 

İki gün ömrünüz kalsa millet ne der diye düşünür müydünüz? Canınız dut çekse o ağaca tırmanır mıydınız? Mayom yok diye dert etmeden içiniz her kımıldadığında kendinizi denizin kollarına bırakır mıydınız? Yıldızların altında coşmuş sevdiğiniz sizi öpmek istese “dur bir gören olur” der miydiniz? Çocuğunuz sizinle oynamak istese ertesi güne yetişmesi gereken işinizi dert eder miydiniz? Onun-bunun ne giydiğine bakar mıydınız? -Kombin- ile uğraşır mıydınız yoksa üstünüze herhangi bir şey geçirip yaşamın kucağına mı atlardınız? Geciken garsona çıkışır mıydınız? Yoksa sesim titreyecek de rezil olacağım korkusuyla ya da altta kalırım endişesiyle ömrünüzce tadamadığınız bir tartışma mı başlatırdınız?

 

Sadece iki ay daha nefes alabilecek ve tüm bu güzelliklerin farkına varabilecek olsaydınız aynı hayatı mı yaşardınız? Bu evde mi? Bu kentte mi? Yanınızda bu kişiyle mi? Tüm gün politikayı mı izlerdiniz? Daha fazla mı yatırım yapardınız? Bir bisiklet alıp yollara mı düşerdiniz yoksa? Yolda gördüğünüz herkese gülümser miydiniz dinine, uyruğuna bakmadan? Daha çok insan anlamaya çalışır mıydınız? Hiç bilmediğiniz hayvanların, tanımadığınız ağaçların peşine mi düşerdiniz? Peki uçurumda açan çiçeklerden toplar mıydınız? İki saat içinde ölme ihtimaliniz var desem (ki var), şu an ne yapıyor olurdunuz?

 

ANLAR

Eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır,
Daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Elbette mutlu anlarım oldu ama yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85’indeyim ve biliyorum ki
Ölüyorum.

 

Reklamlar