Etiketler

, , , ,

İki yıllık ayrılıktan sonra Ankara’ya dost ziyaretine gittim. Bu koca şehir her zamanki gibi hır-güründe olduğu için beni süratle atan kalbinin ortasına çekti ve hiç ayrılmamışçasına kaldığımız yerden devam ettik muhabbetimize. Ancak tabii ki bazı değişiklikler vardı ve benim gibi eski Ankaralılar için bu ayrıntılar önemli olabilir düşüncesiyle notlarımı paylaşmak isterim.

 

Ankara’daki son yıllarımda mantar gibi türemeye başlamış olan aynalı camlı uzun binalarla başkente bir siluet yaratılmış. Çankaya Üniversitesinin önündeki bomboş alan bile yüksek binalarla dolmuş. İkinci el kitaplarımızın sokağı Olgunlar da yeni otellere gebe.

BuyBox isminde yeni tür büfeler açılmış çeşitli köşelere ve böylece mobil haldeyken çay-kahve alabileceğiniz Amerikanvari bir seçenek sunulmuş.

 

Anılarımız olan, geçmişimizi oluşturan birçok mekan kaybolmuş. Yılların Tavukçu Lokantası binası yıkılmış. Yeni Tavukçu, bir otelin alt katına yerleşmiş. “Gima’da buluşalım” kavramı belleklerden silinmiş, şimdi o binaya modern çağın isimleri ışıltılı dükkanlarını yerleştirmiş.

 

Bülten Sokak artık cadde ilan edilmiş ve üzerinde yer alan mekanların vergisi artmış. Yemyeşil bahçeli ve karakterli Ayrancı yapılarının omuz omuza koruduğu Şimşek Sokağın başına bir rezidans çöreklenerek geleceğin habercisi olmuş.

 

Hoş bir gelişme olarak Güneş Sokaktaki güzel binaya Erdal Beşikçioğlu Tatbikat Sahnesi açılmış. Tabii eğlenmek için dinozor parkı da tercih edebilirsiniz.

 

Konur’daki Dost Kitabevi artık yok ama Batıkent gibi farklı şehirler yaratmış semtlerin alışveriş merkezlerine çok büyük kitabevleri açılmış. Yine Konur’daki İmge’nin ise yarısı kafe olmuş ve kitabevinin diğer yarısı da üst kata taşınmış. Konur’un kafeleri daha sıkış-tepiş bir görüntü almış zaten.

 

Tunus Caddesi ile Kennedy’nin köşesinde eskiden rock barların olduğu ama kaç yıldır boş duran binanın etrafına yüksek duvarlar örülerek görünmez kılınmış.

 

Kişilikli duruşuyla yıllara damgasını vuran Tenedos kapanmış. Tunus Caddesinin güzelleri Frida ve Laterna yoklar artık. Başka rakı-balık mekanları da kapanmış. Marilyn Monroe zaten uçmuştu, karşısındaki Papsi bile tarihe karışmış, ki bu ikisi ben 16 yaşında Ankara’ya geldiğimden beri Tunalı’nın karşılıklı iki köşesini süslüyorlardı. Gençlerin çok sevdiği bir başka bar yerini bir süpermarkete bırakmış. Tunalı’daki McDonalds binası komple yıkılmış (ki bir zamanlar aynı binadaki kitapçı kapanıp süpermarket olduğunda da çok üzülmüştüm). Sağda-solda bir sürü kahve evi çıkmış. Arjantin Caddesi gelinlikçilerle dolmuş.

 

En acı mekan değişikliğini duymaya hazır mısınız? Ankara’nın simgelerinden, yarım asırlık Flamingo Pastanesi gitmiş, yerine dönerci gelmiş. İç dekorasyondaki pirinç levhada kabartmalı flamingo figürlerine bakarak salep içtiğim günler çok uzaklarda kaldı. Ülkemdeki birçok güzellikler gibi…

 

Sevindirici bir şekilde Papazın Bağı yerinde duruyordu, ama servis kalitesinin çok düştüğünü duydum arkadaşlardan.

 

İlk iş yerim olan Cinnah 8 numaralı binaya ‘satılık’ levhası asılmış. Karşısındaki balerinler heykeli bakımsızlıktan renk değiştirmiş.

 

Belediye otobüslerinde kartlı sisteme geçilmiş. Tek binişlik kart 4 Lira, çok binişlik 5 Lira ama bir de doldurtmanız gerekiyor. Sorun şu ki, bu pratik olması beklenen sistemde insanın elini-ayağını bağlayan bir sıkıntı var: Kartınızı kolay kolay doldurtamıyorsunuz. Başka semte doğru yola çıkmadan önce kartınızı iyice doldurtmayı unutmamanız gerekiyor. Eryaman’da, GOP’da filan kart doldurtabileceğiniz yer bulunamıyor. Kızılay’da birçok büfede ‘EGO dolumu’ gibi yazılar göze çarpıyor ama hangisine yanaşsanız “Kotam doldu”, “Sistem yok” gibi anlamlı cümlelerle karşılaşıyorsunuz ya da sadece kaşını kaldıran bir büfeciyle. Bazı büfelerin camında da kocaman harflerle “EGO YOK !!!!” yazıyor. Aynı sorunu her gün yaşamaktan onlar da fenalık geçirmiştir büyük olasılıkla. Kızılay metrosu, kart doldurulabilen tek yer olmuş neredeyse. Aktarma yapıldığında para kesilmeye başlandığını da aklınızda tutsanız iyi olur. Örneğin Batıkent metrosundan inip otobüse bindiğinizde 80 kuruş daha kesiliyor karttan. Ama bunu yaparken “tam aktarma” diye tanımlamayı ihmal etmiyor. Kartınızı okuttuğunuz makine sizinle ilgili gerçeği otobüse bağırıyor: “tam kart”, “65 yaş”, “serbest” gibi ifadeler havada uçuşunca binenlere bakmaktan kendinizi alamıyorsunuz. En fenasıysa “öğrenci” tonlaması. “Ezik” diye bağırıyormuş gibi baktırıyor adamı. Zaten binen öğrenci türü erkekse makinenin erkek sesiyle, bayansa da bayan sesiyle “öğrenci” demesi ayrıca manidar. Sistem onları cinsiyetine göre kaydediyormuş.

 

Yeni metro hatları açılmış. Ankaray’a binecekseniz Tandoğan durağının adının Anadolu yapıldığını bilmeniz gerekiyor. Duraklarda metro trenini bekleyen yolcuların tam karşılarında oynayıp duran reklam panolarına kilitlenmiş gözleri 1984 romanını anımsatıyor ister istemez.

 

Daha bir korku bulaşmış gri kentin yaşam alanlarına. İş yerlerinde, otobüslerde herkes bombalanma ihtimali olan yerleri konuşuyor. AŞTİ’ye yani otobüs terminaline girerken artık x-ray cihazından geçiyorsunuz. Onca bavul tek cihazı bekleyince kuyruk oluyor doğal olarak.

 

Son iki yıl içinde Ankara’nın çehresinde oluşmuş gözle görülür değişikliklerden bazılarını artık ‘dışarıdan’ bir göz olmanın kolaylığıyla aktardım. Örtüyü araladıkça kendini gösterebilecek değişiklikler içinse daha uzun bir zaman lazım ki sanıyorum o yazıyı yazmayacağım.

Reklamlar