Etiketler

, ,

Gelişkin yazılı anlatım becerisinin önemi okul yaşamında sık yüzleşilen bir gerçek olduğu için, her öğrencide bunun geliştirilmiş olmasının sağlanması bir öğretmenden beklenen asli görevlerdendir. Gençlerin bir harf fazla yazmaması için seferber olmuş bu -teknolojik- dünyada, öğretmenin beşyüz kelimelik kompozisyonu kalemle kağıda yazdırabilmesi herkese ‘normal’ gelir. Peki bu ani patlamanın, tatlıcadı öğretmenin burnunu oynatmasıyla gerçekleşmesi olanaklı mıdır? Nasıl geliştirilir yazılı anlatım?

 

Yazılı anlatımı geliştirebilmek için öncesinde üzerinde çalışılan bileşenler vardır. Farklı türlerde yazılmış yazı örnekleri incelenir, analiz edilir ve yapısını görebilmek üzere birlikte bir şablon çıkartılır. Üretme aşamasına geçince, önce amaca uygun yazı türünün seçilmesi ve okumasını beklediğimiz hedef kitlenin tespiti üzerinde durulur. Ardından organizasyon becerilerine gelinir. Beyin fırtınası, fırtınada uçuşan fikirlerin organize edilmesi, ana fikir oluşturma, kısaca giriş-gelişme-sonuç diye bilinen çatının biçimlendirilmesi ve ana fikir-sonuç tutarlılığının gözden geçirilmesi çalışmaları bu işin olmazsa olmazıdır.

 

Ayrıca sözcük bilgisi, dil bilgisi, noktalama imleri, yazım kuralları, bağlaç çeşitliliği gibi konularda altyapının oluşturulması gerekir ki gençler yazarken zorlanmasın, okuyan da okurken.

 

Fakat yine de, tüm bu çalışmaların ötesinde, yazma becerisinin gelişmesinde en büyük pay, şüphesiz ki okumanındır. Okuyan insan zaten farkında olmadan kendi altyapısını kendi oluşturur. Dağarcığında daha çok kelimesi, gönlünde daha süslü cümleleri, kaleminde özenli söz dizimi ve yerinde noktalaması vardır. En önemlisi de, okuduğu için bilgi sahibi olmasıdır. Dolayısıyla fikirleri de rahat dile gelir. Dünyaya açılan pencereleri geniş ve güneşli, duyargaları ardına kadar açıksa anlatacaklarını duymak istersiniz. Sadece okuyan değil, gezip gören, insan tanımayı seven, yani gözlerini ve kollarını açıp dünyayı kucaklayan kişilerin istemese de yazacak konusu olur. Kendi vizyonu geliştiği gibi farklı bakış açılarına saygısını da yansıtır. Bu durumu en iyi Cato’nun hatiplere verdiği şu öğüt özetler: “Rem Tene, Verba Sequentur”, yani önce konuyu kavrayın, sözcükler ardından gelecektir.

 

Şimdi gelelim ‘siz bu donanımı aynı anda yirmi kişide oluşturmaya çalışırken dış dünyanın bir öğretmeni nasıl destekle(me)diği’ kısmına. Evin içindeki okumayan-yazmayan rol modellerden bahsetmeyeceğim bu kez. “Yazmayı ben de sevmiyorum” diyen gereksiz dürüst öğretmenlerden de bahsetmeyeceğim. Sağ kolumuz ve kumamız olan teknolojiden dertleneceğim biraz. Hızlı ve çabuk sıkılan bir nesille karşı karşıya olduğumuz için yaratılmış aletlerin işleri daha da çıkmaza sokmasından kederleneceğim.

 

En başta da akıllı tahtalardan tabii. Tüm alıştırmaları bir tıkla yapma olanağı sunan eğlenceli akıllı tahtalar sınıflara girdiğinden beri hiçbir öğrenci yanıtları uzun uzun kitaba yazmak istemiyor. Doğru sözcüğü çekip kutuya bırakmak ya da tıklayıp açmak istiyor.

 

Telefonlardaki ‘kelime tanıma’ olayından tutun da hislerimizi anlatmaya sözcük gerektirmeyen sevimli duygu ikonlarına kadar her şey yazmamaya özendiriyor. Yazmaya başladığınız kelimeyi telefon tanıyamasa da ‘slm’ yazmanız mesajı alacak kişiye yetiyor. Açık açık ‘selam’ yazarsanız ayıp oluyor zaten. Türkçe karakter olmayan telefonlar kullana kullana kağıt üzerine yazarken de ‘nasilsin hayatim’ der olduk ya sonuçta.

 

Çok kelime kargaşasına da gerek yok. Gülücük koymak yetmiyorsa “aynen” yazıp geçin. Çok heyecanlandıysanız ya da kızdıysanız büyük harflerle yazın ve bol ünlem koyun. Ne gerek var akıllı beyninizin sözcük kapasitesini artırıp popüler kültüre yeterli bellek bırakmamaya? Oradan buradan çalıntı görsellerle destekleyerek bir-iki cümlelik yazılardan oluşan blog çöplüğüne katılabilirsiniz artık. Nasıl olsa onların beğeneni çok oluyor. Ama okuyucuyu heyecanlandıracak kelimeleri art arda sıralamayı unutmayın ki entel ve duyarlı gözüksün. Şu herkesin ağzında dolaşan on-onbeş sözcükten bahsediyorum. Gerisi aşkito, balım…

 

İçerik mi? Kime lazım ki? Tek cümlelik saçmalıklara ve ördek dudaklı pozlara alınan onlarca beğeni yüzünden egosu tavan yapmış insanlara yazısının bir ana fikri olmadığını hatta akla gelen her şeyin döktürüldüğü yazıda fikirlerin delice uçuştuğunu ve devrik tümcelerle dolu metnin sonuçsuz bittiğini anlatamıyorsunuz. “Yazarken ‘gelmiicem’ denmez yavrum. OLMAMIIIIIŞŞ!!!!!!”

 

Sonuçta kimsenin okumadığı ama herkesin sanal şekilde yazdığı bir çağdayız. Yazmak bir boşalma halidir ama okumak onun sevişme kısmıdır. Hiçbir şey okumadan yazan onlarca insanın durup dururken boşalmasını da doktora göstermek lazım kanımca. Çünkü her sevda gibi yazmak da emek verince güzeldir. Okumak ve bol bol yazmak ister. Düzenli çalışma ve özen ister. Organize olmayı gerektirir. Ancak nasıl en lezzetli yemekler sadece tarife bakarak değil de sevginizi katarak, yüreğinizi açarak, aklınızı vererek ve elinizi bulayarak yapılıyorsa, iyi yazılar da tüm benliğinizi ona sununca ortaya çıkacaktır. Sevmek, istemek ve hatta onsuz yapamamak gerekir. “Ben yazdım, oldu” deyince olmaz.

 

Günümüzde bir öğretmenin en büyük yardımcısı, yani sağ kolu olan teknoloji adlı güzel kadın aynı zamanda kumamız olduğu için gözümüzü üzerinden ayırmamamız lazım ki sevdiğimizi bizden uzaklaştırmasın. Çünkü ustaca idare etmemiz gereken bu kumayla aramızı hoş tutarken koynundan aldığımız erkeğimize yazı yazdırabilmek bir öğretmenden beklenen onlarca görevden biridir.

 

Reklamlar