Etiketler

, , ,

Bu yazım, “ben Türklerle anlaşamıyorum, yabancı eş bulmam lazım” diyen dostlara ithaf olunur.

 

Her şeyden önce Türk olmayan kişilerle hiçbir sorunum olmadığını başta belirtmek isterim. Her kültürü ayrı sever ve takdir ederim. Farklı uluslardan bol miktarda iş arkadaşım, can-ciğer dostum, unutulmaz anım oldu. Gönül kuşunuzun konacağı yeri de seçemiyorsunuz. Sevdi mi, kimlik kontrolü yapmıyor. Ancak yine de yıllar içinde fark ettiğim bir yanım var: Ben Türk kocacılardanım. Neden mi? Açıklamaya çalışayım.

 

Seksenlerde çocuk, doksanlarda genç olarak neler yaşadığımı eşim de bilsin isterim. Politika konuşma konusundaki tabuyu tatmış olsun. Zaten politika deyince Ecevit ve Demirel anlayan bir çocukluğu olsun ama “bir kaset koy da neşelenelim Semra”  deyince de gülümsesin.

 

‘Yedi Kardeşe Yedi Gelin’in şarkısını birlikte söyleyelim. Adile Naşit ismini söylemedi diye üzülmüş olsun. ‘Ali-Veli-49-50’nin, ‘Bay Yanlış’la Doğru Mehmet’in ya da ‘Fişini de al Mustafa Ali’nin ne olduğunu anlatmam gerekmesin. Bir neslin neden kızına Asya ismini taktığını da Cemşit olmanın ne demek olduğunu da bilsin. ‘Tamba-tumba esmer bomba’ya el çırparken ‘tak fişi bitir işi’ denince gülsün. ‘Herıld yani’den anlasın. Kesilmeyi bekleyen bir koyunla anısı olsun. Antika pazarını gezerken, “bundan ananemlerde vardı” diye aynı şeyi gösterelim. Anneannemizin kilitli bir odası, annemizin ‘misafir’ odası olsun. İki ters bir yüz’ü de bilsin, Türkan Şoray kirpiğini de. İyi pilav yapan kadının iyi aşçı olduğuna da inanalım, yemeğin salçalısına da.


Çayın iyisinden anlasın, kahvaltıda beyaz peynir arasın isterim. Sumaklı soğanı nasıl yiyebildiğim, şalgamı, ayranı nasıl içebildiğim anlaşılsın. Kokoreçten tiksinmesin. Karatay’a inat, mis kokulu ekmeğimizle karnını doyursun. ‘Katık etmek’ sözünün anlamını sözlükten değil yaşamın kendisinden öğrenmiş, paparayı gerçekten yemiş olsun. Akşam yemeğine suşi değil kurufasulye-pilav-turşu düşlesin. Meze sofrasına avokado ezmesiyle dip sos değil piyaz istesin, çükündür istesin. İçtikçe güzelleşsin de bitiremediği cümlelerini zaten anlıyor olayım. Münir Nurettin’den girip Selahattin Pınar’dan çıkalım. Müzeyyen Senar’a kadeh kaldırırken neden duygulandığımızı bilelim. ‘Dibini görmeyen’ lafını duyunca gaza gelelim. Saatler süren akşam yemeklerinde her türlü saçmalamak isterim. Ben rakımı Türkçe içmek isterim.

 

Bir dili ne kadar iyi bilseniz de duygularınız sadece ana dilinizde tam karşılığını bulur. Ne büyük rahatlıktır “gözlerin beni benden alıyor” diyebilmek. “Allahım seni bana bağışlasın yarim” diyebilmek. Coşup coşup da kurban olmak onu yaratana. Bazen bir ‘öpücük’ bazense ‘buse’ isteyebilmek. Erimin kulağına fısıldarken kendimi yabancı film izliyormuş gibi hissetmemek isterim. “Küstüm” derken ilgi açlığım anlaşılsın, “incindim” derken onarılmayı bekleyen kadınlık gururum görülsün isterim. Anca kendi dilimde kavganın dibine vurabilirim.

 

Yakın tarihimde yaşananlara birlikte içerleyebilmek isterim. Bütün başarılarına rağmen İnönü’ye neden kızgın olduğum bilinsin. Sadece “limonla mı sirkeyle mi” sorusuna değil, “Fikriyeci misin Latifeci mi” sorusuna da cevabı olsun. Şapkasını alıp gideni de bilsin, iki anahtar vadeden bacısını da, don davasını da netekim. ‘Nereden sevdim o zalim kadını’ çalarken neden hıçkırıklara boğulduğum anlaşılsın. Orhan Kemal’in esprili dilinin beni bunca üzmesi ‘normal’ olsun. Yaşar Kemal, Fakir, Nazım’daki arka planı tartışabilmek isterim. Çanakkale’yi gezerken huzursuz olmamak.

 

Tabii ne dersem diyeyim, sonuçta biliyorum ki, iki gönül bir olunca samanlık seyran olur. Türk eşi olup da çok mutlu beraberlik yürüten yabancı tanıdıklarım hiç de az değil. Her ilişkide olduğu gibi onların da sıkıntılı anları oluyor ama sevgileri de devam ediyor. Benim sıraladıklarım tabii ki sadece kendi yaşantıma dairdir. Ömrüme damgasını vurmuş ve ‘ben’i oluşturmuş tüm bu olgular ve dahası yaşantımda doğal olarak çok önem arz ediyor. Ayrıca okumayı, öğrenmeyi ve dopdolu sohbetleri çok seven bir insan olarak, sürekli açıklayan değil şakır şakır akan muhabbetlerle ve kahkahalarla örülmüş zenginlikleri tercih ediyorum. Geleneklerine benden daha bağlı kimseler farklı kültürlerin evliliğini pek kolay kolay kabul edemez. Aynı şekilde, yukarıda örneklerini verdiğim paylaşımları umursamayanların da dediklerimi saçma bulması normaldir. Sonuç olarak, ah yalan dünyada, yalandan yüzüme gülen dünyada, iki kişi birbirini seviyorsa, üçüncüye susmak düşer…

 

 

Reklamlar