Okur-yazar tayfası olarak her şeyi çok bilir de etrafımızı da yola getirmeye kalkarız ya, bu kadar doğru bilen adamın bol olduğu bir ortamda her şeyin mükemmel olacağı yanılgısına düşüyor insan. Ancak maalesef dimdik duran boş başaklar sayesinde evdeki hesap çarşıya uymuyor.

 

Geçen hafta bir kitap kulübünün toplantısına katıldım. Gruptan ve toplantıdan geç haberim olmasına rağmen, kararlaştırdıkları kitabı öğrenmiş, edinmiş ve notlar alarak iki günde bitirmiş olmanın huzuruyla hazır bir şekilde söylenen yere vardım. Üniversite öğrencisi ve eğitimci ağırlıklı grubun büyüklüğüyle mutlu olduğum için insanların taksit taksit dökülmesi ve bilumum başka nedenlerle oldukça geç başlamamız beni çok sarsmadı. Yıllarca yüklendiğim profesyonellikten sıyrılmış, anın keyfini çıkarıyordum. Ta ki o gelene kadar…

 

Çok geç gelmesine rağmen tabii ki kimseden özür dilemeyen, masanın ortasına sandalyesini koyup yavaş yavaş yerleşen, gayet rahat tavırlarla herkesi bekletmeye devam ederek hal-hatır muhabbeti yapıp içeceğini de sipariş eden kızımızın bu grubun baş boş başağı olduğunu anlamıştım. “Peki, toplantıya başlayalım” deyip masada bulunan yirmiye yakın insanı tek tek tanıtan baş-boş-başak toplantıyı kendi başına yaptı desem abartmış olmam. Üstelik kararlaştırılan kitabı okumamış haliyle yorumlar yapmaktan çekinmeyip, çok iyi tanıdığını iddia ettiği yazarının yıllarca Kürtçülük propagandasından başka bir şey yapmadığını söyleyebilecek kadar cahil ilgisizliğiyle, 27 yaşında diye kendini büyük gören ve iki satır yazı yazmış diye egosu şişik duruşuyla ve başı-sonu belli olmayan savruk cümleleriyle kendi okuduğu kitapları anlatıp kimsenin konuşmasına izin vermeyen tavrıyla… Bu durum da bana, yıllarca örneklerini görmek zorunda kaldığım bu sinir bozucu boş başak türlerini hatırlattı. Dopdolu oldukları için başları eğilen başakların arasından eğilip bükülmeden sıyrılan boş kafaların gövde gösterisini.

 

Yorucu iş toplantılarını daha yorucu hale getiren veya kaliteli etkinlikleri kalitesizleştiren ve her ortamda şubeleri olduğunu düşündürecek kadar benzer özellikler taşıyan bu türleri şöyle tanıyabilirsiniz:

 

* Mutlaka geç kalırlar. İki eliniz kanda olsa da zamanında gittiğiniz toplantıda onları beklemek zorunda bırakılarak ilkeli ve saygılı tutumunuzdan dolayı cezalandırılırsınız.

* Bazı boş başakların hayatı berbat halde olduğundan, kendilerini gösterebilecekleri toplantıları iple çekerler. Ama bu tür etkinlikleri gereksiz bulacak kadar her şeyi -aşmış- olanları sıkılırlar. Bunun nedeni çoğunlukla konuya hakim olmamalarıdır aslında. Hazırlık yapmadan gelirler. Önceden verilen makaleyi okumamışlardır örneğin. Konuşmaları anlayacak kadar donanımlı olmadıklarından takip etmekte zorlanır ve konuşmacının sıkıcı olduğunu düşünürler. Her zaman hoppidi hoppidi etkinlik isterler. Yoksa, kendileri şımarmaya başlar, toplantıyı dağıtır ve kalitesinden saptırırlar. Hiç kimseyi ilgilendirmeyen ve bir yarar getirmeyen onlarca anı paylaşırlar.

* Sadece konuşmak isterler. Diğerlerini dinleyemezler, hatta başka ses duymaya tahammülleri yoktur. Belki o yüzdendir, hep bağırarak konuşurlar.

* Her konuda konuşabilmeleriyle gururlanır, kendilerini dinletecek kadar mükemmel olduklarına ve hiç okumasalar da her şeyi bildiklerine inanırlar. Yaşar Kemal gibi dünyanın saygı duyduğu bir devi beğenmeyip eleştirebilecek kadar altı boş bir özgüvenleri vardır örneğin.

* Söz alan kişilerin daha ilk cümlesi bitmeden sözünü kesip kendileri konuşmaya başlarlar ve bunu yüksek, baskın ve rahatsız edici bir sesle yaparlar. Susmasanız da devam ederler çünkü aynı anda konuşmaktan rahatsız olmazlar. Susarlarsa yenilmiş sayılmaktan korkarlar. Birilerini yendikçe puan toplayıp düzey atladıklarını düşünürler (bazen de atlarlar).

* Ne demeye çalıştıkları pek anlaşılmaz. Durmaları gerekirse ölüvereceklermiş gibi sürdürürler demeçlerini. Konuşmalarını organize etmeden, bilinç akışında fışkırtırlar. Aralara “ben böyle düşünüyorum” gibi laflar sokuştururlar.

* Söz alıp da konuşabildiyseniz bile söylediklerinizin anlaşılmamasına sebep olurlar. Ya söylediklerinizi çarpıtır ve yanlış anlaşılma yaratırlar, ya da sesiniz oraya ulaşmıyormuş gibi sözlerinizi havada bırakırcasına farklı konuya geçerler.

* Konuşmacı varsa, konuşma bitince mutlaka söz alırlar. Ya konuşmacının söylediklerini ilk kendisi keşfetmiş gibi ahkam keserler, ya da çok saçma sorular sorarak konuşmacıyı zıvanadan çıkarır ama onu köşeye sıkıştırdığını yani konuşmacıyı alt ettiğini düşünürler. Hiç bir şey yapamazlarsa dedikodusunu yaparlar ama asla bir şeyler öğrenmeye çalışmazlar.

* Kendileri bir şey düzenlemez, organizasyonda görev almaz, emek harcamaz, sadece yapılanı sabote etmek zorunda hissederler.

* Görgü kurallarını bilmez ya da egolarından dolayı önemsemezler. Beden dilleri rahatsız edicidir.

 

Katılacağınız bir sonraki etkinlikte etrafınıza daha dikkatli bakın. Salonun bir köşesinde dimdik duran boş başağı göreceksiniz. Tabii o siz değilseniz.

 

 

 

Reklamlar