Etiketler

, , ,

Çocukların kişiliğini biçimlendiren önemli unsurlardan biri de izledikleridir kuşkusuz ve doğal olarak bunların başında çizgi filmler gelir.

 

Yanlış hatırlamıyorsam ilk arkadaşım Arı Maya idi. Bu yardımsever kızımızdan yardımlaşmanın önemini gördük. Başkalarının sıkıntılarını fark edebilmeyi, bireysel farklılıklara saygı duyarak iyi ekip çalışması gerçekleştirmeyi, ümitsizliğe kapılmak yerine çare düşünüp iyi bir plan yapıp eyleme geçmeyi, farklı fikirleri dinlemeyi, birbirimizin iyi yanlarını övebilmeyi, kendi özelliklerimizin kıymetini bilmeyi ve hayatımızı sevmeyi tırtıkladık ufak ufak. Bilginin önemine göndermeler yapan çizgi filmle böcekler dünyasına ve doğaya dair bilgi edindik, dostluğun güzelliğine sevdalandık, müziğin ve dansın gücünü bildik. Büyüklerin aşık olmasının normal olduğu ama küçüklerin de küçük gibi davrandığı bir dünyaydı onlarınki. “Affedersin, bilmiyordum” gibi sözler söylenebilen, gerektiğinde teşekkür edilen ve özür dilenebilen.

 

Büyükbabasının yalnız ve küskün hayatını da, Clara’nın dört duvar arasındaki yaşantısını da, Peter’in anneannesinin görme engelli dünyasını da aydınlatan Heidi vardı sonra. İsviçre Alplerinin beş yaşındaki kızı, ileri düzey mutluluğu ve coşkusuyla bizim hayatlarımızı da güzelleştirdiğinde büyük olasılıkla bizler de beş-altı yaşlarındaydık. Çıplak ayak dağlarda koşup keçilerle oynamayı, büyükbabanın tahtadan oyarak yaptığı eşyanın güzelliğini çok sevdik. Her şeyden zevk alır Heidi. Tavan arasına samandan yaptığı yatağını dünyanın en rahat yatağı olarak kutsar, kendi taburesi oldu diye dans eder, bir yere ait olduğuna sevinir. İyimserliğini bizlere zerk eder. Açılışta gördüğümüz gibi bulutların üzerinde uçar ve bizi de uçurur. Farklı olduğu için herkesin korktuğu aksi bir adamın da, doğanın da çok sevilebileceğini öğrendik. Küçücük kızların da insan hayatında değişiklikler yapabileceğini izledik.

 

İnsanlar gibi hayvanların da farklı farklı olduğu gerçeğini birçok çizgi film veriyordu ama asıl karakterleri yedi dakikalık bölümlerden oluşan Mr Men serisinden öğrendik (Bay Akıllı, Bay Sakar, vs).

Mücadelenin gerekliliğini, irade gücünü, yardımlaşmayı, cesaretin olumlu sonuçlar getireceğini, kendine acıyacağına büyük hedefler koymayı seçmeyi Nils Holgersson ve Uçan Kaz Morton’dan öğrendik.

 [Gorano]

Hayvanlarla konuşabilmek hepimizin düşüydü ya bunu yapabilen karakterlere hayrandık en çok. Gerçi büyü yapılan Nils çiftlikteki hayvanların ne konuştuğunu anlayınca pek mutlu olmamıştı ama onun gibi hayvanlara eziyet etmek bir yana en iyi dostları ve akıl hocaları atı ve kartalı olan Yakari’nin hayvanlarla muhabbetine doyum olmuyordu. Red Kit ve köpek Rin Tin Tin ise birbirini hiç anlamıyorlardı.

Asıl hiç kimselerin bilemediği bir dil konuşan ise Bay Meraklı’ydı. Sadece kendinin bildiği bir dil konuşmasına rağmen onu hepimiz çok iyi anlardık. Hemen sinirlenip söylenmeye başlardı. Gerçi tam bir Akdenizli tavrıyla çok çabuk da sevinirdi. Kendisinin de çizeri olduğu için Tanrısıymış gibi düşünülen elden sürekli bir şeyler diler, olmayınca sinirlenip saydırırdı.

 [Gabor94]
Örtük ya da aleni, din olgusuna rastlarız o dönemin çizgi filmlerinde. Nils örneğin kiliseye gitmek istemez. Heidi’nin büyükbabasını betimlerken ise “kiliseye bile gitmez” der dağların dedikoducu kadınları. En çok tepki çeken ise hiç kilisesi olmayan Şirinler Köyü sakinleridir.

 

Karakterlerin kiliseyle arası olmasa da vurdu-kırdıyla da pek işleri olmaz. Güçlü denizci Temel Reis’in bile tek silahı ıspanağıdır. Ispanak yer, güçlenir ve kötülerin hakkından gelir. Diğer çizgi filmlerimizin çoğundaysa akıl gücü kaba kuvveti yenerdi. Vikinglerin şefi beynini pek kullanmazken on yaşlarındaki oğlu Viki’nin keskin zekasına, yaratıcılığına ve düşünüp fikir üretme becerisiyle babasını yenmesine hayran kalırdık. Donald Duck gibi Walt Disney karakterleri ve Road Runner, Woody Woodpecker, Tom-Jerry gibi Amerikan ürünlerinin uğraşmalı senaryoları dışında çizgi dünyamıza sükunet hakimdi. Yakari’nin ne kadar ağır ilerlediğini hatırlarsınız. Düşünme süreleri gibi algılardım o yavaşlığı. Son derece sakin devinimlerle biçim değiştiren Tonton Ailesi’ni ise ağzım açık seyrederdim. Hop hop hop, değiş Tonton! Yürüyebilen, iyi kalpli ve zeki oyun hamuru gibiydiler. Sorunların üstesinden gelebilmek için şekil değiştirirlerdi sadece. Heyecanla hangi şekle gireceklerini bulmaya çalışır, farkında olmadan yaratıcılığımızı besler, bir yandan da çözüm odaklı, yaratıcı zekayı ve yardımseverliği yüklenirdik. Tonton karakterleriyle güven, şefkat ve huzur dolardık.

 [Tfou Max]

Çocuk gibi kedi, çarpı ağızlı Musti’yi tanırsınız. Hava güzelse annesinden izin alıp dışarı çıkar, hava yağmurluysa evde ne yapabileceğini düşünür ve genelde odasını toplamak gibi -eğlenceli- etkinlikler bulurdu, ama coşkunun dibine vursa bile hareketleri sonsuz sakin ve yavaştı. Öyle ki o beş dakikada biz bile uyuşurduk. Pembe Panter bile sessiz-sakin dolaşarak olayları çözerdi. Vikingler kuzu budu yer, seyahate çıkmadan önce eşlerinin evde yaptığı biraları içip dans ederlerdi. Tontonlar hop hop hop diye müzik aleti olup orkestra kurarlardı. Müziğin iyileştirici gücü tüm çizgi filmlerimizde var gibiydi. Tabii bir de seyahat unsuru… Yetişkin gözümle dönüp geçmişe bakınca gezgin ruhumuzun beslendiği kaynaklardan birini çok net görebiliyorum. Maya zaten daldan dala uçup durur, Vikingler gemiyle açılır giderdi. Red Kit’le yalnız kovboy olup gözden kaybolurduk günün sonunda. Ama asıl gezginler vardı ki kıskançlıktan çatlatırdı beni. Sinbad örneğin. Morton’un sırtında Nils ile birlikte biz de Scania’dan Laponya’ya uçtuk, atlas karıştırdık. Henüz uçmayı beceremeden çiftlikte yaşadığı günlerde Morton’a laf atan yaban kazı bizim de beynimize girdi şüphesiz: “Belki çok rahatsın ama hiçbir şey görmüyorsun.” Rahatımızı bozup gezmemiz gerektiğine inandık. Marco vardı sonra. Çocuk haliyle İtalya’dan yola çıkarak, gemiden inip trene, trenden gemiye, Brezilya’ya, Arjantin’e, İspanya’ya giderek hasta anneciğini arayan Marco. Bu gariplerin bir kısmının bir anne-baba sorunu vardı ya, bu da bizi farklı aile yapılarından gelen dostlar için empati kurmaya itiyordu kuşkusuz. Heidi’nin annesi babası yoktu örneğin, arkadaşı Peter’in babası, Clara’nın da annesi. Sivri burunlu sarışın kız serisinin ilki olan Şeker Kız Candy ise bir başka öksüzdü ama sevgili yapmıştı kendine. O vakte kadar her ana karakterin karşı cinsten bir kankası vardır ama Mickey-Minnie ya da Temel Reis-Safinaz naifliğinin dışına taşmaz pek ilişkiler. Karakterler biraz cinsiyetsiz resmedilir. Hatta genel olarak anaerkil bir görüntü vardır. Arı Maya’nın kız olduğu pek anlaşılmaz gerçi ama en yakın arkadaşı erkektir ve korkak, tembel, sakardır. Heidi’nin kendinden altı yaş büyük dostu Peter de erkektir ve bazı olumsuz özellikleri vardır. Yakari’nin insan olarak en iyi dostu bir kız. Viking şefinin oğlunun arkadaşı da komik görünüşlü ama Viki’ye yürekten inanan bir kız. Görüntü olarak Viki kendisi de kıza benzer ve annesine çektiği, onun gibi silah olarak kafasını kullandığı vurgulanır. Nils’teki yaban kazlarının lideri Komutan Akka dişidir. Ama tüm bu açığı kapatmak istercesine Şirinler’de bir tanecik hanımkız Şirinemiz vardır ve bir nesil ergen kızların bu isimle çağrılmasına sebep olmuştur.

 [Bob Nelson]

Her ne kadar çizgi filmlerin tarzını değiştirdiğini düşünsem de tüm Amerikan çizgi filmlerini suçlamıyorum elbet. Yaratıcılığımızı örneğin büyük ölçüde Hanna-Barbera ürünlerine borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Taş Devri’nde yaşayan işçi sınıfından ailelerin hayatını izlerken ağaçkakandan dikiş makinesi ve fil hortumundan duş gibi canlı aletlere çok gülmüşüzdür. Ancak asıl mucit ruhu yine aynı stüdyodan çıkan Jetgiller ile aşılanmıştır herhalde. Her ne kadar kapitalizm ruhu yerleştirdiği söylense de benim için kaçırılmaması gereken kısım yaşadıkları dünyanın bizimkinden farklı olan yanları, robotları, tek düğmeyle çalışan eşyaları ve oğullarının bilimsel zekası idi. Jetson ailesinin kullandığı ilginç aletlerin bir kısmının bugün kullanılmakta olduğunu düşünecek olursak sadece beni etkilemediğini söyleyebiliriz.

 [levisk1212]

Haftanın hangi günü yayınlanıyorsa oturup heyecanla beklerdik çizgi filmlerimizi. Bir dakikasını bile kaçırmayalım diye önceki programı bile izlerdik. Tüm hafta beklenen eğlence genelde 5-10 dakika olurdu. 24 dakikalık çizgi filmlerde zevkimiz tavan yapardı. Kısacık sürelere ne dünyalar sığdırdık. Karakterimizi bu değerli dostların ellerine bıraktık, dünyamızı çizmelerinin keyfine vardık.

Reklamlar