Güzeller güzeli Datça’ya bahar gelmiş. Sanki yeterince alımlı değilmiş gibi iyice süslenmiş, takmış takıştırmış, yakıştırmış kızımız. Rengarenk bezendiği çiçeklerine nazlı kelebeklerin konmasına izin vermiş, balını arıların emmesine gülümsemiş. Doğadaki her canlının sadece ödünç aldığını, kendinden gidenin kendine fazlasıyla geri döneceğini bilmiş de üzülmemiş.

 

Sonra turlarla akın akın insan gelmeye başlamış. Datça koylarının güzelliğine vurgun doğa-sever insanlar. Hafta sonunu AVM’de geçirmeyecek kadar bilinçli insanlar. Güzellik takdircisi sanatçılar, her şeyin doğrusunu bilen akademisyenler, hassasiyetten kırılan yazarlar, akıllı ev hanımları, öğreten adamlarla çocukları ve diğerleri.

 

O kadar sevmişler ki Datça’nın koylarını, eleştirdikleri kapitalistleri unutuvermişler birden, “bu güzelin bir parçasını da biz ucuza kapatabilir miyiz” diye köylüye sokulmuşlar televizyondan bildikleri Egeceyle. Kısa vadede sahiplenemeyeceklerini anlayınca da dalmışlar papatya tarlalarına, gördükleri güzelliğin bir kısmını olsun yanlarında götürüp kendi dünyalarına hapsetme hırsıyla. Beğendiği her şeyi satın almak üzere AVM arşınlayan insanları yeren bu bilinç küpü güruh “Ay ne harika papatya!”, “Şuna bak, kocaman maşallah!”, “Doğa ne muhteşem!”, “Şunu da kopar bak şuradakini” nidalarıyla toplamış önüne geleni. Ama tabii erkekler değil de daha duyarlı bilinen kadınlar gerçekleştirmiş bu şöleni.

 

Çıtır güzeli ilk keşfeden olmanın gururuyla albümler dolusu fotoğrafı sosyal medyada paylaşıp herkesi davet etmeyi unutmamışlar.

Gelgelelim saatler kanatlıdır. Zaman uçmuş gitmiş ve akiller büyük bir keyifle bekaretini bozdukları bakir koya veda etmek zorunda kalmış. Zaten arabalarını, televizyonlarını, koltuklarını ve sıcak sularını özledikleri için çok da söylenmemişler. Organik olduğunu bilmenin rahatlığıyla yiyecek atıklarını da bırakıp otobüslere doluşmuşlar. Atıkları zamanla doğaya karışacak ya nasıl olsa, yok olma süreci tamamlanıncaya kadar bu çöpü görmek zorunda kalacak diğer insanları çok da önemsememişler. Bir tane pet şişeden de bir şey olmaz diyerek kendilerini rahatlatmayı da unutmamışlar.

 

Bebeğiyle gezecek kadar bilinçli bir anne, doğallığını abartıp çocuk bezini doğaya gübre yapmaya kalkmış da yazarın çıldırmış bakışlarıyla karşılaşınca çöp kutusu aramaya geçmiş. Zaten çöp kutusu yokmuş ve olmaması da bütün bu davranışlarını haklı çıkarıyormuş kendilerince. Çünkü doğanın kucağındaki bakir koylarda belli aralıklarla çöp kutusu olması çok doğal bir görüntüymüş. Midelerini düşünüp yanlarında her şeyi getirebilirlermiş de çöplerini götüremezlermiş. Tabii ki bilinçli insanlar oldukları için kendi beklentilerini irdeleme gereği duymadan belediye karşıtı paylaşımlarda bulunmayı da ihmal etmemişler. Etiketleri özenle seçerek büyük sorunlara parmak basan vatanseverler olmuşlar. Köylüye, köpeklere, belediyeye, turdaki diğerlerine ve sosyal medyadaki takipçilere doğruları öğretmenin gururunu yaşamışlar.

 

Zevkin doruğunda oraya buraya atlamaktan saçları alan talan olmuş insanlar arkalarında bıraktıkları talan edilmiş alandan rahatsız olmamışlar. Hatta yanlarındaki bir biranın çöpünü de oraya bırakarak şişe satıp para kazananlara yardım ettiklerinden daha da bilinçli hissetmişler. Otobüsler uzaklaşırken geride kalan papatyalar bir oh çekmiş, canlıların sadece ödünç almadığını öğrenmenin dehşetiyle.

 

Reklamlar