Etiketler

,

İngilizce haritası olmayan ve broşürleri kalmayan turizm enformasyondan alınan bilgiye göre Petra’ya saat başı otobüs olduğundan istasyona gidiyoruz. İstasyon otele çok yakın. Petra’nın giriş ücreti konusunda rivayet çeşitli olduğu için gitmeden önce yine para çektik. Bu arada ben sadece gözü görünen iki hanıma Arapça olarak para çekme konusunda yardımcı oldum!

 

İstasyona vardığımız gibi, nurunu yitirmiş bir adam bize yanaşıp ‘Petra’ya otobüsle gitmek mi, kafayı mı yediniz?’ muhabbeti yapmaya başlayınca (rahatsız edecek tayfa hep İngilizce bilir, ihtiyaç meselesi) hemen paralel sokaktaki Golden Rose Hotel’de kalan Türk çifti ziyarete gittik. Onlar da Petra’ya gidiyormuş. Hep birlikte tekrar istasyona geçtik. İstasyon denen alanda yazıhane ya da görevli filan yok. Ona-buna soruyorsunuz her şeyi. Tabii adam yine geldi. Zaten saat ondan önce otobüs gelmezmiş. Gelse de Petra’ya varamazmışız. Dağlara kar yağmış, yol kapanmış, geri dönermişiz. Rezil olurmuşuz. Bir sürü yerde de duruyormuş, çok geç varıyormuş. Dönüş hele mümkün değilmiş. Oradan otobüs bulmak neredeyse imkansızmış, mecburen bir otelde kalırmışız. O parayı taksiye vermeliymişiz. Saat 08:30’da başlayan bu ısrarcılık hali gittikçe artan şoför ve meraklı halk kalabalığıyla 10:30’a dek sürdü.

Şehir içi dolmuşların çığırtkanı olan bu adam köpekbalığı gibi etrafımızda dolanıp her yerden bize bakıyor, birilerini örgütleyip yolluyor, sonra tekrar dibimize girerek tacizine devam ediyordu. Bulduğu Avrupalı bir çifti getirdi bize birbirimizi ikna edelim diye 🙂 Bir ara tüm şoförler etrafımızı çevirmiş bize bakıyordu. Türk olmak kolay değil tabii; biz zaten her gün bir şekilde rahatsız olduğumuzdan çok takılmadık bu duruma ancak saat başı olan otobüs 9’da ve 10’da da görünmeyince biraz telaşlanmaya başladık. 125 km yolu gidip dönecek, o arada koca bir arkeolojik alan gezecektik ne de olsa. Zaman önemliydi. Ayrıca hava bugün oldukça soğuktu ve ayakta dikilmekten yoruldukça Petra’yı gezme enerjimizden gitmesi can sıkıyordu. Gidiş-geliş 60 JOD’dan başlayan taksi baskıları bize 25 JOD’a kadar inince taksiyi kabul ettik artık. Yani biz gidiş-dönüşe 25 verecektik, diğer çift orada kalacağı yani Aqaba’ya dönmeyeceği için 20. Paranın tamamını dönüşte otelinizde inerken veriyorsunuz.

Petra’ya vardığımızda taksimetre 25 JOD gösteriyordu zaten. Giderken benzin aldı 17 Litre ve 8 JOD ödedi şoför. Bu arada yollar hakikaten karlıydı ve bir taraflar kapanmış.

Yolda çeşitli durdurmalar var: Gümrük, trafik, asker, polis… Bir kısmı da Suriyeli bakıyordu arabada. Dönerken bir yerde pasaportlarımızın fotokopisinin alınması dışında (oteli arayıp soruyorlarmış) hiç arabadan çıkmamız gerekmedi. Yani bunların hiçbiri çok vakit almadı ve iki saat sonra Petra girişindeydik.

Petra girişi normalde 90 JOD ama ülkeye günübirlik gelmediyseniz 50 JOD. THY biletinizi gösterirseniz 42,5 JOD (%15 indirimli). Yani iki kişi 85 JOD verip girdik. Petra’nın çeşitli yerlerinde THY reklamı var. Sağlam kampanya yapmış. Gezinizi günlere bölecekseniz girişte söyleyin. Birden fazla giriş için daha farklı fiyat uygulaması var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Girişte harita veriliyor. Rehber tutabiliyorsunuz (“highly recommended” diyorlar) ama biz tercih etmedik, üç kişi değil iki kişi gezdiğimize pişman da olmadık. Petra sınırları dahilinde herkes mükemmel İngilizce konuşuyor zaten.

Sandviç, kahve, tuvalet, vs girişte de var Petra içinde çeşitli noktalarda da. Biz Akabe’deki muhteşem hamur işlerinden yanımızda getirerek o paradan yırttık. Bisküvi ve suyumuz da vardı, hiçbir ekstra harcama yapmadık. Sadece bir yerde yol gösteren satıcı kız “dönüşte belki sattıklarımdan almak istersiniz” deyince boş bulunup “OK” dediğim ve o da bana “I trust you madam” (size inanıyorum) ile başlayan can yakıcı cümleler sıraladığı için 1 Dinara magnet aldım. Güven önemli 🙂

Dünyanın Yeni 7 Harikasından olan Petra, Ürdün gezisinde asla kaçırılmaması gereken mükemmel bir yer. Dev dağların arasındaki büyüleyici vadiden yürüyerek kentin önemli yapılarına varıyorsunuz. Coğrafya muhteşem. Dağların, taşların rengarenk görüntüsündeki cazibe perişan edici.

 

Yaşı 2000’in üzerinde olan Petra’nın ne zaman inşa edildiği tam bilinmiyor ancak MÖ 1.yy.da Nebatilerin başkentiymiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kente ‘rose-red city’ (gül kırmızı şehir) de deniyor kayaların olağanüstü renginden dolayı. Şehrin yapıları bu kayalar oyularak inşa edilmiş. Tiyatro, tapınaklar, kaya mezarları, sütunlu yolları, 40 metre yüksekliğindeki Hazine Binası, Manastırı ile kent olanca haşmetiyle huzurunuza seriliyor. Satıcılar, at arabaları, deveciler, eşekle gezdirenler, at koşturanlar, kervanlar, dağlara nakış nakış işlenmiş yapılarda ateş yakmış oturan yerli halk, Karayip Korsanları’ndan fırlamış Johnny Depp görüntülü adamlarla dolu mekan tam bir film stüdyosu gibi ama öyle canlı ki orada yaşamış hissediyorsunuz.

Verilen kitapçıkta yazılı kurallar, harita ve yol boyu mevcut bilgi levhaları yol bulmanıza yardım ediyor. Tereddüde düştüğünüz an hediyelik eşya satıcıları mükemmel İngilizceleriyle imdada yetişiyor: “This way Sir.” Kibar, zararsız ama çok zekiler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yorulduğunuz an eşeğe filan binmek mümkün ancak gerek de yok ve bu alanda huşu içinde yürümek çok zevkli. Ancak gayet enerji harcatıyor. Altı  saati gezmeye ayırırsanız rahat edersiniz ve sindirirsiniz. Çıkınca taksinin beklemesi de çok güzel.

Ürdün’ün havası değişken. Bir önceki gün denize giriliyordu, güneşten perişan olmuştuk, sonra aniden bardaktan boşanırcasına yağmur indi. Bugün güneş kremimi sürdüm, tişört giyip, üstüme de gömlek alıp çıktım, Petra’ya varana kadar buz tuttum, ayaklarım hissetmiyordu. Petra’da gezerken vadi-yollardan çıkıp açıklığa her varışımızda rüzgar içimize işliyordu. Çantamda yün bere bulduğum için aşırı mutlu oldum. Kesinlikle eldiven, yün çorap filan da olmalıymış diye hayıflandık hatta. Dönüşte kar-buz sebebiyle yol kapanmadan Akabe’ye varabilelim diye son sürat gezerken ter içinde kaldık. Bereyi, şalı attım. Akşam Akabe’ye indiğimizdeyse hava harikaydı.

 

Bu arada taksi şoförümüzden bahsetmeden edemeyeceğim. Müflin, mükemmel olmasa da her konuda bilgi verecek kadar İngilizce biliyor. Biz Petra’yı gezerken arabada bekledi. İşimiz bitince bizi kapıda karşıladı. Klimayı açtı ve ceketini vermeyi teklif etti. Kahve alıp içimizi ısıttı. Yanında ekstradan bolca falafel doldurulmuş bir kesekağıdı da olan devasa falafelli sandviç aldı ve kahveyle sandviçe 1 JOD verdik. Son derece güler yüzlü ve yardımsever. Müşteriden çok dost arar bir tavrı var. Akabe’de otelimizi bulana kadar dokuz tur attı, bahşişi kabul etmediği gibi “paranız yoksa vermeyin” ve hatta “ben size para vereyim” bile dedi. Yorgunuz diye kucağında taşıyacaktı neredeyse. “Babanızla gelirseniz köyümde konuğum olursunuz” dedi. Bedeviymiş. Çocukluğu dağlarda, çadırlarda geçmiş. “Şimdi çadırlar yok, Bedevi köyleri var” diyor ama çadırda yatmanın güzelliğini öve öve bitiremiyor. “Kışın değil tabii” diye de ekliyor. Zaten biz de çölde çadır gecesi fikrimizi bugün kesin olarak kafamızdan çıkardık.

 

Yol boyu bize Bedevi köylerini tanıttı, yaşantılarını anlattı, ekonomi-politika gibi konularda bilgi verdi, gerçekten iyi bir Müslüman’ın nasıl olacağının eşsiz örneğini sundu. Bu arada sabah başımıza üşüşen taksicilerden değil bu bey. Yanımızdaki Türk çiftin dün bindiği bir taksinin şoförü istasyondaydı, bu adam onun kardeşiymiş. Bizi öyle bunalmış görmekten rahatsız olmuş hatta. Yolda Türk müziği dinlemek istedi. Yanımızda sadece Aynur Haşhaş olması da ayrıca düşündürücüydü tabii 🙂

 

Buyurun şoförümüzden inciler (sadece birkaçı):

* Önceleri İsrail’den Ürdün’e geçiş serbestken İsrailliler Petra’yı kendi topraklarındaymış gibi pazarlıyordu, Petra turu satıp paraları götürüyordu. Turist onların ülkesinde kalıyor, vizesiz Ürdün’e geçiyor, Petra’yı da 6 JOD gibi bir paraya gezip dönüyordu. Şimdi bu günübirlikçilere Petra 90 JOD ve artık gelmiyorlar. Zaten artık vize uygulaması var.
* Petra içindeki at/eşek/deve sürücüsü ya da satıcı insanlar Bedevi değil. Petra’nın dışındaki bir köyde yaşıyorlar. Bedeviler iyi insanlardır.
* Polise rüşvet teklif edersen anında içeri girersin.
* Kadınlar bizden çok çok güçlüler.
* Karım dışında hiçbir kadını görmem ben 🙂

 

Günün dersi: Özellikle kışın Ürdün’e giderseniz toplu taşımaya güvenerek plan yapmayın:

* Otobüsler gelmiyor, gelse de dolunca kalkıyor, kalksa da yarı yoldan geri dönebiliyor ya da yolda başka yerleşim merkezlerine uğrayıp yine dolmayı bekliyor.
* Tren yok. Akabe çıkışında görünen tren yolu maden taşımak içinmiş.
* Çoğunlukla ulaşım taksi ile sağlanıyor. Taksi için anlaşmayı oteliniz aracılığıyla yapın. Sokağa atlayıp aramayın.

 

Kısa Kısa:

* Burada da düğünde ateş etme geleneği var ama bizdeki gibi birkaç el atmıyorlar, bayağı takır takır saydırıyorlar. Çatışmanın ortasında kaldım hissi veriyor. Ürkmeyin.
* Hafta sonunun Cuma günü olmasının etkisiyle Perşembeden itibaren otel fiyatları artıyor. Bizimki 25 JOD oldu Pazar gününe kadar. Booking.com’dan yapınca da durum böyle.
* Wadi Rum’a benzer bir yere götürüp dolandıran taksi şoförleri varmış. Wadi Rum girişinde tabela var, anlaşılıyor.
* Şehirlerarası yollarda otostopçular oluyor.
* Otele yakın ‘Mühendis’ isimli restoran ucuz ve çok ünlüymüş.
* Telefon görüşmesi yapmak Ürdün’de çok çok ucuzmuş. Yolda kimden yardım rica etseniz kendi telefonundan ararmış istediğiniz yeri.
* Resepsiyondaki kız telefon numarasını verdi artık. Aynı binada yaşıyormuş zaten.

 

 

Reklamlar