Etiketler

,

Otel odamız son derece rahat ve bizden başka kimsenin olmadığını düşündürecek kadar sessiz olduğundan öğlene dek uyumuşuz. Kapıyı zorlayan temizlik görevlisi, telefonla arayan resepsiyonist yok. Hatta resepsiyonist uzun bir süre gerçekten ‘yok’ olduğu için tuvalet kağıdı alamadık 🙂

 

Öğlen kalkınca Petra hikaye oldu tabii ama tatilde kasmamaya çok kararlıyız.

 

Köşebaşından hamur işlerinden oluşan bir kutu yaptırılır (toplam 1,750 JOD) çay eşliğinde balkon keyfi yapılırken güneşten erinir ve derhal sokağa koşulur. Sakin bir Akabe günü yapılacak.

 

Önce yine deniz kenarına kadar yürüyüp bu kez sağa döndük; oteller bölgesine doğru. Az sonra Ayla kent kalıntıları bölgesi karşımıza çıkınca daldık arkeolojik alana. ‘Ayla’, Akabe kentinin eski isimlerinden. Bölge uzun yıllar Afrika, Asya ve Avrupa arasındaki ticaret yollarının önemli bir üssü olarak hizmet vermiş.

Girişin ücretsiz olduğu alanda görülebilecek fazla bir şey yok ve bir yandan Chicago Üniversitesi elemanları kazı çalışmalarına devam ediyor.

 

Ayla’yı on dakikada tamamlayıp gidip kahvemizi içtik. Bu seferkinde daha yoğun kakule vardı (tanesi 1 JOD). 

Sahili doldurmuş halkı izleyip fikir edindik. Denize giren kadın yok. Girenlerin çoğu erkek çocuğu ve ağırlıklı olarak askılı bluz-paçası kıvrılmış pantolondan oluşan deniz kostümü tercih edilmiş. Teller ve duvarlar, kurutulmak üzere asılmış ıslak kıyafetle dolu. Kadınlar kapalı ama çıplak ayağa terlik giyenler, sahilde nargile içenler mevcut. Ürdünlü kadınların yüzü açık.

Sahilde glass boat satmak için yanınıza gelenler oluyor, ancak “la” (hayır) deyince hemen gidiyorlar. Bir de “şükran” eklerseniz tam güzel olur tabii.

 

Şehrin neredeyse her yerinden görünen upuzun direkli bayrağın dibindeki müzeyi ve Memluk Kalesini gezdik. Girişi bir kişi 3 JOD. Sharif Hussein Bin Ali Evi olarak geçen iki odalı küçük müzedeki ilginç objelere bakarak Akabe tarihi hakkında fikir ediniyorsunuz. Ayet el Kürsi kazınmış duvar taşları ilk defa burada gördüm.

Oradan çıkıp hemen arkasındaki kale geziliyor. Tekrar para ödemiyorsunuz. Kale duvarları arasına yerleştirilmiş palmiye gövdeleri dikkat çekiyor. Bu arada Şerif Hüseyin, Osmanlıya karşı başlatılan Arap direnişini yöneten şahısmış (1916). Hatta İstanbul doğumluymuş. Acele gelince tarih çalışamamış olduk tabii ama bunlar önemli, bir bakmak lazım dönüşte. Siz bizim gibi yapmayın, çalışıp gidin. Nereye elinizi atsanız Türk tarihiyle bağlantılı bir şeyler çıkıyor, bilmemek ayıp oluyor. Arabistanlı Lawrence filmi de bu zaferi ele alıyormuş.

Öndeki dev Ürdün bayrağının renkleri de bu direnişin izlerini taşıyor: Kırmızı şehitlerin kanını, yeşil barışı ve istikrarı, siyah zulmü, beyaz da parlak bir geleceği sembolize ediyormuş. Bu renklerin eski Arap Krallıklarını temsil ettiği de söyleniyor. 130 metrelik bu bayrak direği dünyanın en uzun beşinci bağımsız bayrak direğiymiş ve karşıdaki ülkelerden de görülüyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu müze-kale bölgesinde de çalışmalar sürdürülmekte.

Biraz denizi ve karşı kıyıdaki İsrail’i seyrettikten sonra karnımızın sesini dinleyip yerel lezzetler tadabileceğimiz bir yer aradık. Ayaklarımızın bizi sürüklediği, kalbimizin de onay verdiği mekan bizi yanıltmadı: Al-Mabrouk Beach Restaurant’da doyumsuz tatlarla zevkin doruğuna ulaştık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek: Kaç JOD:
French Onion Soup 2
Vegetable Soup 2
Homos (humus) 1,500
Baba Ghanooj 1,500
Tabouleh 2,750
Arap pilavı (koca çanak) 3

Yanında da süper ekmek ve turşu getirdiler. Yemekten sonra naneli çay ikramını severek kabul ettik.

Sahildeki (Korniş) 1975 yapımı bembeyaz Hussein Bin Ali Camiinin arkasındaki restoranın otantik manzaralarını izledik.

Bize kusursuz hizmet sunan ve çok iyi İngilizce bilen Reda’dan (mekan sahibi olabilir) Arapça bile öğrendik. 15,600 JOD tutan hesabımızı ödeyip kalktık. Likör Shop’a uğrayıp birşeyler aldık, otele döndük.

Gelmeden önce okuduklarımızın aksine burada içecek almak gayet normal ve kolay. Bu iş için ruhsatlı (Afrika’daki gibi gizli değil ama) dükkana girip raftan alıyor ve kasaya ödüyorsun. O kadar. Ürdün yapımı %5 alkollü lager ‘Petra’ 1,5 JOD (%10 alkollüsü 1,750). Avrupalı muadili Amstel de 1,5 JOD. Carlsberg 1,250. Efes bile var.

 

Gündüz cayır cayır yanarken akşamüstü öyle bir yağmur bastırdı ki otele vardığımızda titriyorduk.

Odamıza girince çok mutlu olduk. Bir de resepsiyona bizim için not bırakıldığını öğrenince tam evde hissettik (Havaalanından taksi paylaştığımız Türkler ziyaret etmiş).

Reda’nın Arapça Derslerinden:

* Bidun sukkar: Şekersiz
* Bi nana: Naneli
* Minfedlık: Lütfen

 

Kısa kısa:

* Sigara yasağı yok. Her yerde içilebiliyor.
* Amman suyu Almas’ın tadı da güzel. Nestle ile aynı fiyat.
* Bazen otel girişi açık ama resepsiyon kilitli oluyor. İşiniz varsa dikkatli olun.

Ürdün 1   –   Ürdün 2

Reklamlar