Etiketler

, , , , ,

Çocuklar ve gençler kitap okumuyor diye herkesin rahatlıkla söylenebildiği çağımızda ebeveynlerin ve öğretmenlerin okumayı sevmemesi beni en rahatsız eden konulardandır.

 

Yıllardır şu konuşma veli görüşmelerimin vazgeçilmezi haline gelmiştir:

– Oğlumun İngilizcesi nasıl gelişecek Hocam?
– En önemlisi okumaktır (diye başlayıp bu konuda nutuk çekerim)
– İngilizce kitap okumuyor.
– Türkçe okuyor mu?
– Yok onu da okumuyor.
– Sizler okuyor musunuz?
– Ben arada okurum ama babası…
– Akşam evde okuma saati yapıyor musunuz?
– ………

 

Sevdiği ve model aldığı kişilerde bu davranışı görmeyen çocuk okumanın iyi bir şey olduğuna nasıl inansın? Okumanın gereğine ve güzelliğine kendi inanmayan bir annenin çocuğuna okuması için baskı yapmasını ironik buluyorum sadece. Ama öğretmenin okumamasına ciddi anlamda kızıyor, içerliyorum.

 

Öğrencilere okuma alışkanlığı kazandırma üzerine öğretmenlere verdiğim eğitimlerde şunu söylememek için zor tutmuşumdur kendimi: “Lütfen herkes çantasındaki kitabı gösterebilir mi?” Sohbetlerim ve gözlemlerimden bildiğim kadarıyla birçok öğretmen ‘kitaba vakit ayıramıyor’. Çoğu öğretmense çantada kitap taşımak gibi bir gereksinim duymuyor ama metroda kitap okuyan gelişmiş ülke insanı resimlerini sosyal medyada paylaşma olanağı veren telefonu olmadan evden adım atmıyor.

 

Peki o diğer ülkeler nasıl bu hale gelmiş? Okuyan yetişkinlerin eğitiminden geçerek.

 

Hindistan dahil pek çok ülkenin ulusal eğitim sorununu çözebilmek için örnek alıp uyarladığı Köy Enstitülerinin mimarlarından İsmail Hakkı Tonguç’un 1947’de kaleme aldığı şu sözler dikkat çekicidir: “Bugün korkunç örneklerine tanık olduğumuz türlü anlaşmazlıklarımızdan pek çoğunun asıl sebebi, aydın zümre denilen kümeleri teşkil eden insanlarımızdan pek çoğunun ders kitaplarından başka eserleri hiç okumamış olmaları, kültür seviyelerini yükseltecek faydalı gazete veya dergileri sürekli olarak takip edememelerindendir.

 

Bunun önemini titizlikle irdeledikten sonra ekliyor: “Serbest okumaya değer verilmeyen eğitim kurumlarında, kitap yakan, kitaplıklara kilit vurabilen, öğrencileri eşkıya takip eder gibi kovalayan gaddar kara cahiller peyda olur; toleranstan eser kalmaz; hafiyelik makbul sayılan hizmetler arasında yer alır; müstebitler (zorbalar) kahraman kesilir.

 

Bu yüzdendir ki Köy Enstitüleri serbest okuma saatlerini çok önemsedi. Öğretmen yetiştirdiği okullara her gün aynı saatte her bireye zorunlu olan kaliteli bir eser okuma saati koydu ki önce öğretmen bu alışkanlığı edinsin, köyündeki çocuklara edindirsin ve okumuş insan sevmeyenlerin ülkesinde cehaletin izleri kalmasın, tam bağımsızlığa erilsin.

 

Okuyan adamı saltanatı üzerinde tehdit olarak gören zihniyetle yok edilen Köy Enstitülerimizdeki gibi bir okuma saati uygulaması günümüz eğitim fakültelerinde yok. Ama en azından geleceğin öğretmenlerine okumanın önemi belletilmeli diye düşünüyorum. Çünkü bir babanın “ben kitap okumayı sevmiyorum” demesi sadece kendi çocuklarının geleceğini etkiler ama öğretmenlerin bunu demesi koca bir nesli ve ülke geleceğini ateşe atar.

 

Reklamlar