Etiketler

Öğretmen olarak Allah’ın unuttuğu bir Anadolu ilçesine atanan yüzlerce genç yürekten birisi olan canım dostumdan gelen mektup üzerine bu hafta başka hiç bir konuda yazı yazasım kalmadı. Arkadaşım May Flwr’dan aldığım izinle mektubunu sizlerle paylaşmayı tercih ettim:

 

nedenini, sonucunu hiç düşünmeden, bir aptal cesaretiyle fırlattım kendimi buralara. 1 günde hayatımın birden yüzde 70’i öldü (en az). doğuda bir batılısın. üzerinde ön yargı okları atan bakışlar var. kaynamıyorlar sana, ısınmıyorlar. onlardan değilsin. batıda da onlardan değildik. yani ne halt olduğumuz belli değil. burda, burdakilerinden ağzından bambaşka bir tarihi, kırık dökük hikayeleri dinleyip duruyorsun. her gün yine bir şok, yeni bir şok. sokaklarda elinde oyuncak tabancalı çocuklar, okullarda hunharca dayak atan öğretmenler, ve pek tabii neticesinde işkence görmüş, bile isteye ayakları kırılmış kediler köpekler… sopalarla vurula vurula götürülen zavallı koyunlar peşleri sıra feryatla koşan yavruları…. acı, acı, umutsuzluk, hayalsizlik, geleceksizlik… ve çok ilginç burası da türkiye. burası da bir parçamız ama hastalıklı… düşüncedeler o yüzden atsak mı ampüte mi etsek bu sefil parçayı kendimizden, hepsini kıt kıt kessek mi? 

 

çocuklara kendimi antalabilmem neredeyse imkansız ve inanılmaz zor. çoğu zaman yetersiz dilden veya anladıkları tek dilin dayak olmasından. okulda dayak atmayan bir öğretmensen dersinin dinlenilmesini hiç haketmeyen bi insansın. işte kriz burda başlıyor çünkü benim bi çocuğa vurabilmem bi hayvana zarar verebilmem ile eşdeğer imkansızlıkta. 

 

devamlı politik görüşümü, dini görüşümü, marital status’ımı sorup duruyorlar. üçü de birbirinden saçma olan üç salak mevzu. ama hayatları bunların ekseninde dönüyor. bu tuhaf yere hiç zorlanmadan ayak uydurmuş tuhaf öğretmenler buralılardan daha anormal görünüyorlar. aman burdan birisi bana asılmasın endişesiyle yalandan yüzük takanlar, sırf doğulu diye selam verdiği veya hal hatır sordukları için haddini bilmez hatta sapık ilan edilen öğretmenler, sırf sözümü geçireyim dizimin dibinde dursun düşüncesiyle okumuş gelmiş öğretmen oğullarına halalarının, amcalarının kızlarını alan kaynanalar ve onlara boyun eğmekte zorlanmayan oğullar, esir çok esir aşırı esir kadınlar, susan hep susan, görünmeyen, varolmayan, doğuştan suçlu, doğuştan lanetli kadınlar… 

 

üzerlerinde asfalt dahi olmayan yollar, üzerlerinde mermi çekirdekleri olan okul duvarları, herhangi bir şey gibi anlatılan savaş hatıraları, bi bomba sesinde havai fişek atıldı diye kandırılan çocuklar, hiç bir zaman yağmayan yağmurlar, bir araba geçince havaya dolan tozlar, hiç kendini göstermeyen yeşillik, bir parça deniz kırıntısı… 

 

hademesi, fotokopi cihazı, a4 kağıdı olmayan, kaloriferi yanmayan okulumuz… üzerine dandik üniformasını dahi alamayacak denli fukara çocuklar. 

 

fukara demişken bir gün bi derste yine bağırtıdan, gürültüden kafayı yemişken, herkesi bir an için susturabilmişken en ön sıradaki öğrencim KARDELEN sıranın altında gezinip kitabını, kalemini toplamaya koyuldu. öfkeden kudurdum -vakti şimdi mi onun!!! sen dersini dinleme, eğil onlarla uğraş!! diye hönkürdüm kıza. yaklaştım iyice yanına. bi de baktım ki kızcağızın okul çantası yok, bir poşete doldurmuş okul malzemelerini… içinde içler acısı haldeki, eski okul gereçleri… o an gözümden hunharca aktı yaşlar. utançtan geberdim. kendimden, şımarık arzularımdan hepten tiksindim. 

 

yine bir gün 6. sınıflardan biriyle dersimde iki oğlan boğuşuyordu. ayıramadım uğraştım da. sonra endişelendim bi yere bir yerlerini çarparlar diye. az ötemde müdür yardımcısının odası vardı. gittim yardım istedim. sınıfa bi girdi ki çocuklar direk o anda kesti kavgayı. sonra ikisine de feci birer tokadı geçirdi. çocuklar uzun uzun ağladı. ben ise nasıl pis hissettiğimi, nasıl bir şiddet gördüğümü anlatamam. bak anlatıyorum ama anlatılmıyor yahu.. bok gibi işte.. 

 

güvencesi olmayan, kıt kafalı naidealist patronlarımızdan, devletin “pek güvenceli”, “pek seviyeli”, “pek ilkeli” ellerine düştüm. sonum hayrolsun. 

 

May Flwr

 

Reklamlar