İnsanların birbirini yermeye, dedikoduya ve özellikle Facebook üzerinden tanıdıkların iniş-çıkışlarını izlemeye pek meraklı olması sebebiyle, ne yalan söyleyeyim, Datça’da süregelen yaşama pek ısınamamıştım. Bu güzel beldenin huzurlu doğasına ters düşen bir mutsuzluk ve rahatsızlık akıyor olmasını anlamlandıramadığım için sıkılıyordum. Ama sanırım artık şunu da itiraf etmemin zamanı geldi: Çok bunaldığım, hayatımın akışına müdahale edemediğim ve içinden çıkamadığım dertlere dalıp onulmaz yaralara bulandığımı anladığım her dönem şifa bulmaya Datça’ya geldiğimi ve özellikle Demhane gibi samimi ve huzurlu köşelerinde hayatla ve kendimle yeniden tanışıp kucaklaştığımı, dünya denen okyanusa açılmaya hazır hissettiğimi… Dümeni istediğim yöne kırıp yelkenimi rüzgarla doldurarak yola koyulabileceğimi, çünkü kendi rotamın patronu olduğumu hatırlarım. Teknemi akıntılarda sürüklenmekten kurtarır, yolculuğumdan keyif alırım. Balıkların gri değil rengarenk olduklarını fark ederim Datça’da.

Ziyaretim boyunca ulaştığım aforizma ya da aforoz-ma tadındaki düşüncelerimi not alır, arada kendime hatırlatmaya çalışırım. Hiç biri ilk kez keşfedilen fikirler değildir ama yaşarken sıklıkla unutulurlar. Peki bu gelişimdeki meditasyonlarımdan elde ettiğim derin ama daha derinine inilmesi gereken tespitler ya da başlatıcı sorular nelerdi? Buyurun size geçtiğimiz haftanın düşünme sürecinin özeti:

 

1.Gün: İçte biriken aşırı enerji kendini açığa çıkaramaz ve bir yerlerde kullanılmaz ise kaynağına zarar verir mi?

1.Gün: Hiç beklentimizin olmamasını başarabilirsek hiç hayal kırıklığı da yaşamayız.

2.Gün: İnsanlar sana ters bir davranışta bulunduğunda hemen “ben nerede yanlış yaptım” diye sorgulamaya başlayıp “ben şöyle yapmasaydım o da bunu yapmazdı” çıkarımında bulunuyorsun ya, yapma. Üç günlük dünyada kimse üzülmesin deyip deyip her hatayı üstlenince karşındaki de seni ‘her daim yanlış yapan’ olarak görmeye başlıyor. Zor olsa da arada karşıdakinin hatası olduğunu hissettirmek lazım galiba.

3.Gün: Günaydınsız kalan kadınlar çok üzülürmüş.

4.Gün: Üzülüp karalar bağladığın konuyu altı ay ömrü kalmış bir adamın kafasına takıp takmayacağını bir düşün.

4.Gün: Güzellikler, hiç hazır olmadığımız, onları beklemediğimiz, olsun diye uğraşmadığımız zamanlarda çıkıyor ortaya. Mutluluk, bizi sarıp sarmalayan havada. İş ki, göz kırpan fırsatı hissedip kollarımızı açacak kadar hazır, cesur, atik ve yaşam aşkıyla dolu olalım.

4.Gün: İçinden gelen doğrudur.

5.Gün: Önce ‘ben ne istiyorum’ diye sor. Hiçbir şey senden daha değerli değil.

5.Gün: Harekete geçmek için başkasının gönlünün olmasını bekleme. Kendin davran. Her şeyi yapabilecek yeterliktesin. Gücünü unutma!

6.Gün: İnsanlara, onların kendine inandığından daha fazla inanıyorsun.

7.Gün: Bazen çok istediğin bir şeyin hayatında olmaması gerektiğini sezersin. Bitmesi gereken biter. Hem zaten değişim mutluluk getirir.

8.Gün: İnsanın iç dünyasında fırtınalar kopuyorsa, bütün kararlarını ve hatta kendini yerle bir edecek kadar güçlü dalgalarla boğuşmak zorunda kalıyor. Karar almak için fırtınanın geçmesini beklemek, o arada da dalgaları izlemenin keyfine varmak gerek.

8.Gün: Müzik hayatın kendisidir. Duyguların ritminde dans etmeyi hatırlayamayacak kadar müziksiz bırakma günlerini.

Reklamlar