Etiketler

, ,

Okullarda bakanlıkça yapılması istenen bir değerler eğitimi uygulaması vardır, bilirsiniz. Yıl boyunca, yardımlaşma, dürüstlük, sorumluluk, sevgi, hoşgörü, saygı gibi kavramlar üzerinde çalışılması beklenir ve sınıf öğretmenleri her ayın konusu üzerinde öğrencilerine çalışma yaptırmak ve ay sonunda yapılanları raporlandırmak zorundadır. Konunun önemi, bakanlıkça yayınlanan yönergede net olarak ele alınsa da uygulamada maalesef sıkıntılar vardır.

 

Geçen yıl hayatımda ilk kez bir sınıf öğretmeni ilan edildiğimde değerler eğitimi konusundan haberdar oldum ve asıl uzmanlık alanım ‘sorgulamaya dayalı eğitim’ olduğu için çok sevindim. Her bireyin, ait olduğu grupların alt yapısına göre el yordamıyla kendi değerlerini oluşturup ‘ben doğruyum sen ötekisin’ diye direttiği toplumumuzda bir fark yaratabilme fırsatı verilmesini çok önemsedim ancak haftalık programda yer almayan ‘sınıf öğretmenliği’ konularını İngilizce derslerinde işleyemeyince diğer öğretmenlerin neden benim kadar heyecanlanmadığını anladım. Herkes Internette hazır olan dosyaları indiriyor, çıktısını alıp asıyor, sınıfta 2-3 dakikalık bir boşluk bulursa gönderilen videolardan birini açıp izletiyor, çocuklar izlerken “Elif bak aynı sen” gibi aşağılayıcı sözlerle birbirlerini parçalarken öğretmen sınıf panosunu düzenliyor, ay sonunda Internetteki hazır raporlardan birinin altına imzasını atıp dosyalıyor ve o ay o değer işlenmiş oluyor.

 

Oysa değerler eğitimi okulca önemsenmesi gereken en elzem hedef kazanımları barındırır. Örneğin, sorgulamaya dayalı eğitim verme yoluna baş koymuş okulların kullandığı müfredat çatısının, her yılın akademik programına yedirilmesini zorunlu tuttuğu hedef tutumlar şunlardır: Değer bilme, bağlılık, güven, işbirliği, yaratıcılık, merak, empati, şevk, bağımsız davranma, doğruluk, saygı ve hoşgörü. Öngördüğü öğrenen profilinde ise araştıran ve sorgulayan, bilgili, düşünen, iletişim kuran, ilkeli, açık görüşlü, duyarlı, risk alabilen, dengeli ve dönüşümlü düşünme yetisine sahip bireyler yatar. Bir öğretmenin bunları nasıl ele alması gerektiğini çok önemser, sunduğu çalıştaylarla eğitimini verir ve uygulamasını sıkı takip eder. Çünkü tüm insanlığın ve paylaştığımız gezegenin farkında olarak daha iyi ve daha huzurlu bir dünya yaratmaya yardımcı olan uluslararası zihniyete sahip bireyler yetiştirme iddiasındadır.

 

Örneğin düşünen ve risk alan bireyler dünyanın geleceği için bir fark yaratabileceğini bilir ve bu doğrultuda çabalar. Dengeli birey kendini sadece işe ya da eğlenceye adamaz, hayatın bir çok yönüne eşit derecede eğilerek sağlıklı bir profil sergiler. Ya da dönüşümlü düşünebilen birey eylemlerinin sonuçlarını gözden geçirerek daha sonraki adımlarını daha bilinçli bir şekilde atar. Farklı çıkan seslerin ‘normal’ kabul edilebildiği bir toplumda her bireyin kendi bakış açısı olduğu saygıyla kabul edilir ve ‘ben’, ‘benim doğrum tek doğru’, ‘en önemli değer namustur’ gibi kendi yücelttiğimiz değerlerle insanları yargılamaktan vazgeçip hayatı daha geniş bir perspektiften inceleyebilen sağlıklı toplum üyelerinin yeşermesi kaçınılmaz hale gelir.

 

Biz ise toplum olarak öyle takılıp kalmışız ki bazı değerlere, çoğu zaman gerçekleri göremeden yaşayıp gidiyoruz. Gereğinden fazla önemsenen bazı kavramlarla başkalarını eleştiriyor, onların da böyle baktığını bildiğimiz için zaman zaman suçluluk duyuyor, özü kaçırıyoruz.

 

Birkaç hafta önce, bir kafede bir şeyler içerken arkadaşım bana fotoğrafını armağan etti, ben de özenle cüzdanıma yerleştirdiğimi sandım. Ancak kafeden ayrılırken garson genç bize yetişti ve bir fotoğraf uzatarak “bu sizin galiba” dedi. Garsonun ve arkadaşımın bana bakışından o kadar çok utandım ki ben de kendimi değerbilmezlikle suçlamakta gecikmedim. Nasıl yapabilmiştim bunu? Arkadaşımı önemsemediğim hissini yaratmış kalbini kırmıştım. Dün cüzdanımı temizlerken aynı resimden iki tane bulunca anladım bana fotoğraf verirken bir tanesini de yere düşüren kişinin arkadaşım olduğunu.

 

Yakın zamanda başıma geldiği için verdiğim bu örnek tabii ki o kadar büyük sorun oluşturacak ve arkadaşımla aramı bozacak öneme sahip değil. Ancak bizi gaza getiren ve yanlış yargılarda bulunmamıza neden olan takıntı yaptığımız değerlerle hiç farkında bile olmadığımız değerlerin çarpışmasına güzel bir örnek. Bunların ülkeler bazında geliştirilmişlerinden savaşlar çıkıyor. Dolayısıyla dünyanın geleceği değerler eğitiminin nasıl verildiğinde diyebilecek kadar önemsiyorum bu açığımızı.

 

Gerçek anlamda bir değerler eğitimi verilse bizler de gerçek anlamda ‘değerlere’ saygı duyan bireyler yetiştiririz, ‘değer yargılarına’ değil.

 

 

 

Reklamlar