Etiketler

, , , ,

Ölüm olgusunun, başladığını bitirememe yani yarıda kalma tedirginliğinin ötesinde bir korku getirdiğini söylüyor Tomris Uyar 18 Mart 1983’de yazdığı gündökümünde: “Yaşadığım süre içinde kendimi gerçekleştirebildim mi yeterince? Dahası, kendimi yeterince tanıdım mı? Kaderci değilseniz, yaşadığınız sürece önünüze birtakım olanaklar sunulduğunu düşünürsünüz. Birtakım olabilir kişilikler. Hiç denemeseniz bile (ki çoğu kere denemezsiniz) bir gün bir başka kişiliğinizi tanıyabilme olanağı. Bir kız-kurusu, orospu olmayı; bir orospu, eninde sonunda manastıra çekilmeyi; bir atom mühendisi, kabare şarkıcılığı yapmayı; bir veteriner, görkemli bir dinletide gitar çalmayı düşleyebilir. İşte ölüm, bu olabilirliklere çekilen kesin bir çizgidir.” (ss.354, 355) Ömrünü yaşadığımız kişi olmasaydık kim olurduk gerçekten? Hayatınızın bir başka kimlikle çekilmiş versiyonunu izlemek ister miydiniz?

 

Lise son sınıfa gelene kadar “doktor olacağım” dedim, çok şükür son sene, tıp okuyabilmek için başarılı olmam gereken dersleri sevmediğimi fark ederek dile yöneldim. Geçen sene hayatımda ilk defa önlük giymem istendiğinde iki gün zor dayanabildiğimden beyaz önlükle ve ciddiyetle geçen bir ömrü hayal bile edemedim şimdi. İstanbul seçeneklerimden birini kazansaydım Ankara yerine yedi tepeli şehirde geçireceğim yıllarımın hayatımda yaratacağı farklılığı da düşünemedim. Peki ya edebiyat fakültesini değil de daha çok puanla alan mütercim tercümanlığı kazansaydım neye benzeyecekti hayatım?

 

Üniversite bittikten sonra Ankara’ya yerleşmek yerine Adana’daki ailemin yanına dönseydim bütün ailenin kaderini değiştirmiş olacaktım sanırım. Mesela şu an Seyhan gölüne bakan balkonumda annem ve torunlarıyla oturmuş mangalla uğraşan kocamı izliyor olduğumuzu düşündüm. Etçil olup bol proteinli mutluluklar yaşardım. Belki de okuduğum lisenin müdürüydüm şimdi ve çocukları rahat bırakmıyordum düşlerinde. Bahçem olur muydu ki o zaman? Kedim?

 

İlk iş olarak gazetede çalışmayı değil de birçok arkadaşım gibi bankacılığı, dış ticareti ya da herhangi bir şirkette -yükselmeyi- seçseydim para işlerinden anlamaya başlayabilir miydim?

 

Turizm sektörüne atılsaydım insanların garip hallerine alışır, saygısızlığa endeksli asabiyet sendromu yaşamazdım belki.

 

Bir tiyatro oyununda rol alıp ilk provasına gittiğim gün, büyük bir tesadüf sonucu önüme koyulan öğretmenlik sözleşmesini imzalamasaydım sahne tozu yutacaktım.

 

Yirmi yıl önce, televizyon için birlikte gezi programı yapmayı teklif eden muhabir arkadaşa güvenseydim, gezdiğim yerleri ekrandan izleyip bana sinir olacaktınız ya da ben, sayesinde işimi bıraktığım tanıdığa sinir olacaktım. (Gazete ve televizyonla ilgili öyle çok reddedilmiş teklif anım var ki nasıl hepsinden kaçmayı başarıp onlarca yıl sonra Datça Ekspres Gazetesinde kendimi bulduğuma ise ben bile şaşıyorum.)

 

Yüksek Lisansla birlikte daimi gelişim süreci başlatmasaydım öğretmenlikte daha mı mutlu olurdum? Ya da danışmanımın istediği gibi doktora yapıp akademisyen mi olmalıydım? Antalya’da yaşamayı çok istediğim için ülkenin en iyi okullarından birindeki işimi bırakmasaydım kazandığım paralarla hafta sonları Antalya’ya gelmeye devam ederdim.

 

Biraz daha ‘evet efendim, tabii efendimci’ olsam geleceğim yeri benimseyecek miydim? Çok okumasam ya da mesela kapitalist olsam daha mutlu ve huzurlu olurdum belki de.

 

Ama işte seçimlerle şekillenir hayatımız ve ben seçimlerimden dolayı çok mutluyum. Yaşamıma tesadüflerle giren ve orada kalan bütün dostlarım, deneyimlerim, anılarım, sahip olmadığım mallarım, yaşantım ve sevgilerim, hepsi büyük istekle yapılmış seçimler ve bu uğurda özveriyle atılmış adımlar sonucu oradalar. I did it my way.

 

Siz de bir düşünün bakalım sahip olduğunuz kimlikten memnun musunuz yoksa geriye dönüp yeniden başlayabilseydiniz pastacı mı olmak isterdiniz. Nefes alabildiğimiz sürece geç değildir. Ölmeden önce, seçtiğiniz hayatı yaşamak için bir şeyler yapın. Do it your way.

—————————————————————————————-

Uyar, T. (2003). Gündökümü – Bir Uyumsuzun Notları I. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları

 

Reklamlar