Etiketler

, , , , , , , ,

(1929-1975)

Dünya klasiklerinden çoğunu devirmiş olanlarımızın bile çevirmenlerine dikkat etmediği aşikardır. Oysa en az yazarları kadar emek göstererek yaşamımızı güzelleştirmiş çeviri sihirbazlarının da anılmaya hakkı vardır. Yüze yakın eseri dilimize kazandırmış Hayalet Oğuz da elbet bunlardan biridir. Dostluk denen kutsal paylaşımın sınırlarını birlikte aştıkları arkadaşı Tezer Özlü’nün kitaplarında rastladığımız Hayalet Oğuz’u en nihayetinde Özlü’nün ‘Süm’ü Sezer Duru ve eşi Orhan Duru da 1996 yılında kitaplaştırarak ‘O Pera’daki Hayalet’ adıyla ölümsüzleştirdiler. Peki kimdi bu ölümünden 21 yıl sonra geniş çevrelere tanıtımı amaçlanan Hayalet?

Diyarbakır’ın bazı köylerine sahip feodal yapıdaki bir ailenin ferdi olarak dünyaya gelmiş olduğu öne sürülen Oğuz Haluk Alplaçin, kardeşleri de kendisi gibi doktor olan bir babanın oğluymuş. Tevfik Rüştü Aras’ın akrabalarından olan ve babasını terk eden annesini ise bir daha hiç görmemiş. Babasının ikinci kez evlenme kararı alıp Nezihe Araz’ın ablası ile hayatını birleştirmesi üzerine, sekiz kardeş olan Arazlar ve onların aileleriyle aynı evde yaşayarak Atatürk Lisesini bitirmiş ve kendi hayatını sürdürmeye başlamış. Yaşantısının o kısmına şahit olabilmiş pek kimse yok, ancak İstanbul’a göçtükten sonra buradaki bohem hayatın marjinal bir karakteri haline gelen Hayalet Oğuz, 46 yaşında 46 kilo olarak dünyaya veda etmiş.

 

Üç farklı isim kullanan Hayalet Oğuz, çoğunlukla çeviriler yaparak para kazanmış. Gerçi ‘rakı parası kazanmak için’ çeşitli yerlerde çalıştığı da olmuş. Hatta İstanbul’a ilk geldiğinde, o zamanlar fotoğraf sanatçısı olan Limasollu Naci’nin asistanı olarak film banyo etme işi yapmış. Ancak bir süre sonra daha serbest çalışmaya başlamış. Yayıncılardan aldığı cüzi paralar karşılığında çeviriler yapmış. Agatha Christie, Stefan Zweig gibi yazarları, çoğunlukla da polisiye romanları çevirmiş. Ama ansiklopedilere katkıda bulunmak, halka yönelik bilgi kitapları hazırlamak ve satmak gibi işler de yapmış. Sadece çeviri ve derlemeyle ilgilenmemiş, kendisi de üretmiş. Yüzlerce senaryo yazmış ama filmleri görmemiş bile. Hayalet yazarlık yapmış. Dergilere yazılar, şiirler yazmış. Çok şiiri yayınlanmış ama adı şair sözlüklerine alınmamış. Şiirlerini sıradan bulmuş diğerleri, yeri gelmiş dalga geçmişler. John Freely ise şu şekilde ifade etmiş düşüncelerini: “İstanbul’daki alkoliklerin yarısının şair olduğu yıllardı.” (s.69)

sevişseler mi, bu konuda hiç bilgileri yok
çaresiz en kolayını yapıyor, yani yaşıyorlar
sayın değil bir bay kızların bakmasıyla eskiyor
[Donatien şiirinden  s.114 ]

 

Çeviri yaparken, eserin ilgi çekmeyecek yerlerini atar, kısaltır, ya da karmaşık yerlerin yerine daha çok sevilecek bölümler eklermiş. Bir nevi kendi yazarmış yani. Çeviri diye getirdiği birçok eserin aslında kendisine ait olduğunu ifade edenler var kitapta. Mike Hammer kitaplarını çevirmiş ve hatta ‘Mayk Hammer’ adıyla kendi de yazmış. Bir gecede oturup bir Mayk Hammer romanı yazarmış eliyle. Çok çalışkanmış aslında. Gece yarısı sarhoş gelse bile elindeki işi bitirmeden yatmazmış. İngilizceyi bu kadar iyi bilmesi de Atatürk Lisesindeki derslerden çok çalışkanlığı sebebiyleydi muhtemelen.

 

Gece hayatını çok sever, sabaha kadar sürdürmek istermiş Hayalet Oğuz. Çok geniş bir tanıdık çevresi varmış. Her gece Taksim-Beyoğlu meyhanelerini dolaşır, gece yarısından sonra da ya Pera’da karşılaştığı tanıdıkların evinde kalırmış ya da meyhane masalarında ve sabahçı kahvelerinde. Bankta bile uyuyabilirmiş de parası varsa da otelde kalırmış.

Allı morlu cildi, çürük ve sararmış dişlerinin arasından hiç eksilmeyen sigarası, tıslayan gülüşü, zeka ve ince alay fışkıran şiş gözleriyle betimlenen Hayalet Oğuz’un portresini çizenler hep keskin hatlar kondurmuş. Fazla zayıf bedenini her zaman zevkli ve özenli giydirirmiş. Omuza asılan bir çantadan başka şey taşımazmış. Palto bile. Kışları bir atkı ve duruma göre yedi kat kazakla… Cebinde İngilizce kitaplar olurmuş hep. Kitapta Hayalet’i anlatanların çoğu, kolunun altındaki İngilizce-Türkçe sözlükten bahsediyor. Her yere onunla gider, gerektiğinde yastık olarak da kullanırmış.

 

Yaşamdan zevk alan, neşeli ve esprili birisi olduğu söylenen Hayalet, müthiş bir kara mizah anlayışına ve süper bir zekaya sahipmiş. Ayaklı kütüphane gibiymiş. Her şeyi belleğine kaydedermiş. Son derece bilgili ve kültürlü bu bohem kişilik, güncel yazın akımlarını ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip eder, çevresinin kültür dünyasını da renklendirirmiş. Yazdığı tek kitap olan “Dünya Sarsılıyor” adlı eserinde, o yıllarda (1956) henüz Türkiye’de bilinmeyen rock’n roll akımını her yönüyle ele alıyor oluşu dikkat çekici. Dünyada olan biteni yakından takip ettiğini bu kitapla çok net görebildiğiniz Hayalet, çok okurmuş. Yeni çıkan kitapları ilk günden edinirmiş. Nasıl başardığını tam anlayamadığım bir şekilde, filmleri de ilk gören o olurmuş. İrlanda müziğini ve yazınını çok severmiş. İstanbul’un göbeğinde St Patrick gününü kutlarmış her sene. Değişik yemek zevkleri varmış. Öte yandan, cüssesine ve kültürel birikimine rağmen kavgacıymış. Ama bir o kadar da duyarlı ve onurluymuş.

 

Gizemli bir adammış. Her an her yerde karşınıza çıkabilirmiş. Renkli yaşarmış ama az konuşurmuş. Her ortamda olurmuş ama ne konuştuğu ertesi gün hatırlanmazmış. Kendini anlatır gibi yapar ama aslında anlatmazmış. İnsanlar, hakkında bir şey bilmezmiş pek. O kadar ki, annesinin adını bilen bir kişi bile olmadığını cenazesinde fark etmişler. Ama o herkesi tanır, ne yaptığını bilirmiş. Meraklıymış ve İstanbul’un her dedikodusunu bildiği için kadınlar yolunu gözlermiş. Bir de kadın ruhundan anladığı ve onlarla kolay arkadaş olduğu için tabii. Her şeyi bilirmiş ama gerektiğinde ser verir sır vermezmiş.

 

Her türlü toplumsal norma, sahiplenmeye ve hatta kendine bile karşı olan Hayalet Oğuz öldüğünde üzerinde bir kimlik bile bulamamışlar. Ömrü boyunca hiçbir şeye sahip olmak istememiş ve olmamış. Ne bir ev ne bir adres. Ahmet Oktay’a göre, üç farklı isim kullanması bile kimlik edinmeme çabasındandı (s.35). Tek bir sandalye sahibi olmadığını belirten can dostu Tezer Özlü ise kendine has üslubu ve duygusallığıyla çok güzel resmediyor Hayalet’in aidiyet karşıtlığını: “Ev almadı, ev kiralamadı, eşya almadı, eşya tamir ettirmedi, belki de bir tek mobilya mağazasına girmedi. Pasaport almadı, karı almadı, karı boşamadı, kimseyi gebe bırakmadı, resmi dairelere girip çıkmadı… Canlı ya da cansız hiçbir şeye malı gözüyle bakmadı” (s.38). Üzerindekilerden başka giysisi olmazmış. Eskiyince atıp yenilerini alırmış. Öldüğünde Özlü’nün bulduğu zarftan sadece fotoğraflar, hesaplar, otel faturaları, şiirler ve çizimler çıkmış. Bir de, ‘daktilo otelde, gömlek temizlikçide’ gibi notlar…

 

Kendisininkileri sahiplenmediği için olsa gerek, diğerlerinin eşyalarına da fazla özen göstermediği hissi uyandırırmış Hayalet Oğuz. Yeni çıkan kitapları okuyup başkasına verirmiş ya da geceyi geçirdiği evde bırakıp gidermiş. Ama başkasından aldığı kitaplar ve plaklar da sahiplerine geri dönmezmiş. Malını geri isteyeni tersleyebilirmiş. Bazen de parasız kalıp satarmış o kitapları. Duru çiftinin kitabı, Hayalet’in evinde kaldığı insanlara yaşattığı nahoş sürprizlerin örnekleriyle dolu. Bu yüzden olsa gerek, Hayalet’i evine almamak için dokuz takla atan tanıdıkları da olmuş.

 

Birlikte kaldığı kişiler onu hep övüyor oysa. Hem de yaşanan her şeye rağmen övüyorlar. Parasız kaldığı zaman, evinde yaşadığı kişilerin eşyalarını rehinciye bırakıp aldığı parayla sırra kadem basmasına rağmen sonra yine o insanların onu arayıp yanlarında kalmasını istedikleri örnekler var kitapta. Sebep olduğu ne olaylar anlatılıyor ama arkadaşları yine de toz kondurmuyor. Şeytan tüyü olanlardandı belki de. Birlikte çeviri yapacakları için davet eden bir arkadaşının evinde dokuz yıl kalmış örneğin. Konukluğunun süper olduğunu söylüyorlar. Misafiriniz olursa sohbetinden büyük keyif alırmışsınız. Hiç rahatsızlık vermezmiş üstelik. Zaten yorulma, acıkma, bunalma, sıkılma kavramları onda yokmuş. Bir şey istemezmiş ve kendini belli etmemeye çalışırmış. Yatma saati gelince bir yerde uyurmuş. Yerken ya da yıkanırken göremezmişsiniz. Evde olup olmadığını anlamazmışsınız bile. Giderken tertemiz bırakırmış yaşam alanını ve yokluğunu hissedermişsiniz. Aldığından fazlasını sunarmış. İnsanların evine pastayla, özel mezelerle, çiçekle gidermiş. Hem de siyah gül ya da mavi karanfil gibi çiçeklerle. Hem de son parasını vererek. Zaten parası olunca arkadaşlarıyla yermiş. Para alınca önce mekanlara borcunu öder, kıyafet alır, geri kalanı da arkadaşlarıyla birlikte bitirirmiş. Bazen parayı bir arkadaşına verir, ondan lazım oldukça istermiş.

 

Sevenleri, yaşarken olduğu gibi ölümünün ardından da korumaya devam ediyor. Ama tabii ki sevmeyenleri de olacaktır bu kadar uç bir karakterin. Zaten kendisi de sevmediklerine karşı çok acımasızmış. Hoşlanmadığı kişiyi esprileriyle paralarmış. Gayet hazırcevap bu marjinal adam, evinde kaldıklarını bile korumaz, acımasızca eleştirerek kusurlarını kusarmış. Ama zaten herkesin evinde değil, kafasına uyan kişilerin evinde kalırmış. Sevdikleriyleyken daha neşeli ve zarifmiş. Yapay inceliktense nefret edermiş. Ham insanı hemen anlarmış.

 

Hangisine inansak ki
Söylenti çeşitli
Beyimin ak dediği
Aslında kirli.
[Çamaşır şiiri s.99 – Taş, 4 Aralık 1958 ]

 

Bir dönemin gerçek bohemi olan gerçeküstücü Hayalet, herkesin olmayı isteyip olamadığı bir kimlikmiş. Duvarsız, bordrosuz, kontratsız yaşamıyla bir çoklarının gerçekleştiremeyeceği hayatların rol modeli olmuş. Sonra bir gün ölümünü hisseden kedi gibi uzaklaşmış. Traş olabilmek için para bulmuş, olmuş ve hastaneye gidip yatmış. Birkaç gün içinde de ölmüş hayatına bile sahip çıkmayan bu kimsesiz hasta. Cenazesi için para toplanmış ve kendisine ait olmayan bir parça toprağa yatırılmış bu göçebe yürek. Birlikte bir çok senaryo yazdıkları Bülent Oran’ın deyimiyle ‘sıcak’ bir cenaze olmuş. Cenazeden sonra tüm arkadaşları onun mekanlarında yiyip içmiş. Ve Hayalet Oğuz kara gözlüklü bir anı olmuş.

 

Değerli bir arkadaşımla Bohem İstanbul sokaklarında dolaşıp Pera gecelerine akıyormuş heyecanıyla okuduğum bu değerli kitap için Sezer Duru ve rahmetli eşi Orhan Duru’ya teşekkür ederim.

 

 

**********************************************************

 

Duru, S. ve Duru, O. (2015). O Pera’daki Hayalet – Oğuz Haluk Alplaçin’in (Hayalet Oğuz) İnanılmaz Yaşamöyküsü ve Yapıtları. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları

Özlü, T. (2015). Çocukluğun Soğuk Geceleri. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları

Özlü, T. (2015). Eski Bahçe ~ Eski Sevgi. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları

(via Kieslowsk – Metin Yazarı: İsmail Sancak)

Reklamlar