Etiketler

, , , , , , , , ,

Eylül, esef ve özlem ayıdır. İçine birkaç günlük kış saldırısından acı düştüğü için, o güzel havaların, devamlı yazın, artık nasıl geçtiğini bir mazi olduğunu hissettiren bir ay………… Eylül… Henüz renk ve koku bitmemiş, fakat baharın renklerinin bolluğu hissiz bir şekilde çekilmiş, tekrar geri dönmemek üzere gitmiş. ………… İşte, artık ne bir çiçek, ne bir koku kalmış… Artık tahammül bile kalmamış, hepsi çürümüş, önceden yağmur yağsa kayıtsız kalırlardı. Belki daha bir canlılık, daha bir hayat gelirdi. Şimdi… Şimdi işte yağmur, işte kış hepsini çürütüyor, her şey, çürüyor, her şey… Evet, her şey çürüyor, her şey… İnsanlar da çürümeyecekler mi?

 

Nice öyküye, şiire, romana konu olmuş eylül ayının adını armağan ettiği Mehmed Rauf romanı büyük bir hüzünle anar bu yazar dostu ayı. Kara günlerin habercisi olarak görür eylülü.

 

Bir çoklarına göre durup dururken ağlamak istetecek kadar hüzün veren kapkaranlık bir aydır eylül. Tarihe zift gibi bir leke olarak bulaşmış ne olaylar yaşatmıştır bu -son- bahar ayı. İkinci Dünya Savaşı eylülde çıkmıştır örneğin. Savaşın ardından, bu yarayı unutma ümidiyle eylülde kutlanmaya başlanan Dünya Barış Gününe inat nice karanlıklar çekmeye devam etmiştir eylül. Yıllarca süren İran-Irak savaşının patlak verdiği 1980 eylülünü, Turan Dursun’un öldürülmesini, 6-7 Eylül olaylarını, 12 Eylülü, 9/11’i ve nicelerini unutmamıştır insanlık. Ahmet Altan’ın şiirinde dediği gibi ‘değdiği yeri kanatır’ eylül:

 

Onun için yanık yanık tütsü kokar,
Onun için değdiği yeri kanatır.
Eylülde aşk, eylülde acı, eylülde yalnızlık zordur,
eylülde her şey zordur, ben eylülü onun için severim.
Eylül ışıklarında çırılçıplak ruhlar yıkanır
Herkes her şeye kapısını aralar ‘bir aşk oluverir aşinalık’.
Ölüm kıvırcık saçlarını hayatın göğsüne dokundurur.
Aşkı ve ölümü ben hep bu ayda beklerim.
Nasıl da mahzun ve nasıl da tehditkardır.
Ben eylülde bütün aşklardan ve kadınlardan korkarım…

 

Çok değerli yazın insanları eylülde yummuştur yaşama gözlerini. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Ahmet Rasim, Azra Erhat, Samim Kocagöz, Celal Sılay, İbrahim Şinasi, Montaigne, Dante, Neruda, Sir Walter Scott, Vergilius, James Fenimore Cooper, Anne Bradstreet, E.E. Cummings eylülde göçerek Mehmed Rauf’un ‘çürüme’sini haklı çıkaranlardandır:

 

Ne renk, ne koku… İşte yapraklar ölüyor… Rüzgar insafsız, yağmur inatçı, her şey çürüyor. Oh, her şey çürüyor!.. O zaman eylül kendine, doğada ilk korku ayı, faniliğin ilk hissedildiği ay, ilk faydasız ve yakıcı mücadele arzusu gibi, hayatın ne olduğunu anlayıp habersiz geçen güzel geçmişin özlemiyle ilk boyun bükülmüş bir ay gibi göründü. Ayaklarının altında çamurlanmış çürük yapraklara bakarak ‘Evet, her şey çürüyor. Demek, biz de çürüyeceğiz?’ diye düşündü.

 

Ama bir o kadar da dünyamızı ışıldatmaya gelen vardır eylül ayında. En sevdiğim, Orhan Kemal doğmuş örneğin. Sonra değerli Sevgi Soysal… Mevlana’nın da bir eylül günü gözlerini açtığı söylenir. Cervantes, Tolstoy, F. Scott Fitzgerald, D.H. Lawrence, William Golding, T.S. Eliot, William Faulkner, O. Henry, Samuel Johnson, Kemalettin Kamu ve Türk Halk Edebiyatı araştırmacısı Pertev Naili Boratav’ın da eylülde dünyaya gelmiş olmaları dirilmenin, canlanmanın ve doğada uyanışın habercisi değil midir? Düşüp çürüyen yapraklar, yerine yenilerinin geleceğini muştulamaz mı? Her ölüm doğumu ve umudu getirmez mi beraberinde? Bir eylül ayında başlayan dünya savaşı yine eylülde bitmemiş midir? Dünyaya eylülde veda eden Hayalet Oğuz’un doğumu da güzel bir eylül gününe olmamış mıydı?

 

Barış içinde yaşamayı bilmeyen insanlara inat barış kutlanır eylülde. Sonra Dil Bayramını kutlar ülkem. Topraklarında yeşermiş değerli Yılmaz Güney eylülde ölmüştür ama daha nice yürekler yetiştirmiş Adanam Altın Kozayla şenlenir, üretkenliğini taçlandırır yine de.

 

Bütün kentler güzeldir eylülde. Gökyüzünden inen suyla yıkanan yeryüzü bir başka bakar. Yazın tüketen kavuruculuğunda nemini yitirmiş canlara ışık ışık hayat dolar. Tozundan kurtulan sevdalı kentler hazanla yeniden kavuştuğu kentli sevdalara başka renkte bakar.

 

 

Eylül sabahının serinliğini
Yaprakların serinliğini
Ciğerlerime dolduruyorum
Sessizlik ve serinlik
Birleşiyor
Yıkanmış güvercinler
Ve çok uzakta bir tren sesi
Her zaman yeniden başlamak duygusu
Doğuyor içimde
Her uyanışımda
Düşmanlarımı bağışlıyorum
Daha çok seviyorum dostlarımı
Her uyanışımda
Eylül sabahının serinliğini
Yaprakların serinliğini
Yüreğime dolduruyorum
(Ataol Behramoğlu)

 

 

 

 

 

 

 

———————————————————————————————————
Rauf, M. (2014). Eylül. İstanbul: Sis Yayıncılık

Reklamlar