Etiketler

Özlediğim… Ne güzel yürüyorsun. Onurlandırdığın her bir metrekarede hakimiyetini kuran o minicik ayaklarını koruyan ayakkabın olmak isterdim. Acıtmadan, istediğinde çıkabileceğin kadar sarmalayacağım ayacıklarını üzerime basarak gücüne güç katabilmeni isterdim. Attığın her adımla sesini haykırabilmek. Kolunun altına sıkıştırdığın çantan olmak isterdim; dünyaya meydan okuyan göğsüne yakın, terinle ıslak, yürek atışınla sıcak. İçime doldurduğun özelini ve gereklini herkesten saklamak, yorulmadan korumak.

 

Senden önce kokun doluyor dünyama tutkuyla salınanım. Bütün çocukluğumuzu birlikte geçirmişiz kadar anaç, kolumu beline dolayıp bedenime yapıştırmaya itecek kadar kadın. Ekmeğini kazanmaktan yorgun ve mağrur esmerlikteki ellerinle dünyana çektiğin benliğimi yeniden yaratmayı teklif etsen, beni sende doğurmak için ne gerektiğini sorsan, sadece yanına uzanmak derdim. Nefesinde can bulur, gülüşüne tutunurdum. Haftalarca duruluğuna dalsam yorulmaz, seni izlemeye doyamazdım. Ateşinle kavrulur, çağıl çağıl saçlarının serin sularında durulurdum.

 

Canan’ım. İsmine yandığım. Gözlerine kandığım. Dudağındaki benine taptığım. Ağzından dökülen nağmelerde huzur bulduğum. Ne güzel de kımıldanıyor dudakların. Adımı haykıran ağzınla coşar bu gönlüm, erkek olduğunu hatırlar, bağrına yaslar…

 

– Ay! Kolumu niye tuttun Ahmet Abi?

– Ay kusura bakma Canan, başım döndü de biraz..

– Sen iyi misin Ahmet Abi? Kızardın. Hayır daldın gittin zaten, deminden beri sesleniyorum Ahmet Abi, Ahmet Abi, öyle bakıyorsun… Bir doktora mı gitsen?

– İyiyim Canan, geçer şimdi. Ne diyordun?

– Ne zamana hazır olur diyorum pantolonlar, Cuma günü alayım mı?

– Tamam Canan. Cuma gel… Cuma gel Canan…

Reklamlar